Muğla Haber Gazetesi

…Ve mektup yazılır

…Ve mektup yazılır
Mustafa Karadağ
Mustafa Karadağ( [email protected] )
09 Nisan 2016 - 14:12

Altmışlı yılların ikinci yarısının başları…

Büyük macerası başlamıştı onun, İSTANBUL yılları yani..

Önce; Yerkesik’ten MUĞLA’ya, oradan İZMİR’e ve oradan da İSTANBUL’a..

O yıllarda Muğla’dan İstanbul’a bugünkü gibi doğrudan gidilemezdi. Yollar arızalı, dar ve zorluydu. Mersedes ve Magirus marka otobüsler vardı İzmir’den İstanbul’a. Bu günkülere  nazaran gürültülü ve yolların durumundan dolayı sarsıcı, yorucu olurdu yolculuklar. Birkaç firma vardı tabi ki İzmir’den İstanbul’a yolcu taşıyan. Gide-gele biraz daha lüks olanlarını öğrenmişlerdi ama diğerlerine göre biraz daha pahalıydı onlar.

***

Yorucu geçen bir yolculuktan sonra vardılar İstanbul’a.. Eminönü veya Sirkeci taraflarında indiler otobüsten.

Bir yıl önce aynı okula başlamış bir ortak arkadaşları vardı orada ve tabi adresini bilmekteydiler onun. O adrese ulaşmanın yolu belliydi.. Hemen bir dolmuş taksi durdurulup ellerindeki adrese götürülmeleri söylenirde şoföre.. öyle yapıldı.. Okula kayıt için gidildiğinde de öyle yapılmıştı zaten.

Ve adrese ulaşılır.

Ev bulmakta ve bu yeni başlangıç için yardımcı olacaktı arkadaş. Adı Mehmet idi. Ev bulunana ve yerleşene kadar Mehmetlerde kalınmıştı ve aynı zamanda okula gidilip gelinmeye de başlanılmıştı.

Beşiktaş’ta birkaç emlakçıya uğranıldı, ellerinde kiralık ev var mıydı? Malum öğrenciydiler. Fazla uzamadı iş.. Ev bulunmuştu. Ortaköy’deydi ev, üstelik Ortaköy’ün taa yukarılarında, aşağıdaki ana caddeden bir kilometre kadar uzakta hakiki bir GECEKONDU idi. Bu eve ulaşılan sokak ise evden on-on beş metre kadar aşağıdaydı. Tek katlıydı ev. Evde su yoktu, su sokaktaydı ve bir tek musluktan ibaretti sadece.

İyi kötü ev bulunmuştu ama nasıl yaşanacak, ne yenilip-içilecekti..? Bunlar sorundu. Taşradan koca İstanbul’a gelmiş birkaç kişiydiler sonuçta.

Somya, yatak, yorgan v.s. satıcılarına gidildi ve bu sorunu böylece çözmüş oldular. Yemek için ise tencere, tava, çanak, kaşık, bardak-çardak v.s. bir de su taşıma kovası almışlardı. Yeni bir pompalı gazlı ocak da almışlardı, o olmazsa olmadı.

Bütün acemiliklerine, yabancılıklarına rağmen bir şeyler pişirip-şişiriyorlardı. Ama bu günden o güne baktığında BESLENMEK nedir konusunda hiç bilgilerinin olmadığını hatırlamakta.

Zor işleri başarmaya çalışıyorlardı.

Taa Ortaköy sırtlarından Beşiktaş’a kadar yaya gidip geldikleri oluyordu ve bu git-geller bir müddet devam ettikten sonra otobüsler alışıldı, öğrenci kimlikleri alındı ve artık okula gidip gelmelerini kolaylaştırmışlardı.

Bu arada hafiften de olsa VATAN hasretinin kendini hissettirmeye başladığını ve yaya gidip gelişlerinde egzoz gazı solunmuş olması nedeniyle oksijen eksikliğinden baş ağrısı çekildiğini dün gibi hatırlamaktaydı.

BEŞİKTAŞ futbol takımı taraftarıydı çocukluğundan beri. Oh ne güzeldi.. Yol üstü olduğu için ŞEREF STADINDA Beşiktaş’ın antrenmanlarını dahi seyrediyor ve o günün tüm futbolcularını yakından görmenin mutluluğunu yaşıyordu. Necmi’li, Kaya’lı günlerdi. Artık ( o günkü adıyla) Mithat Paşa Stadında oynanan tüm maçlara da gidiyordu.

O yıllarda mektuptan başka haberleşme aracı yoktu memleketlilerle ve herkesle.

İşte o BÜYÜK MACERA’nın ilk günleri böylece hızlı bir şekilde yaşanmaya başlanmış ve günler gelip gidiyordu.

Okul Beşiktaş’da olduğu için okula yakın bir ev bulmak neredeyse zorunlu olmaya başlamıştı. Aramalar sonuç vermiş, bir buçuk- iki ay sonra yeni bir ev bulunmuş ve o uzaktaki evden kurtulunmuştu.

Yeni bulunan ev SERENCE BEY YOKUŞU’nun en yukarısından hemen sağa sapan iniş bir sokağın üzerindeydi. Bu evde ahım-şahım değildi ama hiç olmazsa okula yakındı. Ev eski İstanbul evlerinden bir katlı, kagir evdi ve bahçesi vardı, bahçesinde ERİK ağacı bile vardı. Yerkesik’teki evlerinin bahçesinde de vardı zaten Erik ağacı.. (özlem gidermeye faydası olur muydu?) karlı-buzlu havalarda Serence Bey yokuşunun inilip-çıkılması zor olsa da artık burası daha iyiydi. Okul, PTT, o meşhur stad da yakındı.. Daha ne olsundu ki..?

Okul başlangıcı ile Şubat’taki yarı yıl tatili arasında dört ay kadar bir zaman vardı hatırlayabildiği kadarıyla. Babasına yazdığı mektuplarda Yerkesik’e geleceği günü asıl günden bir-iki gün sonrası olarak bildirirdi ki hem sürpriz olsun, hem de ana-baba meraklanmasınlar. Ansızın çıkıp gelirdi bir gün.

Dört ay gibi bir zamanda VATAN hasreti burnunda tütmeye başlamıştı bile. Ne de olsa onun için ilk uzun ayrılıktı bu, kolay değildi elbette.

Ve MEKTUP yazılır..

“….günü Yerkesik’te olacağım..”

Bir sevinç, bir sevinç..

Sorma gitsin..

 

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

KÖŞE YAZARLARI
Hava durumu
İMSAK-
GÜNEŞ-
ÖĞLE-
İKİNDİ-
AKŞAM-
YATSI-

Mugla Haber Gazetesi - Atilla Taha