Yaratana sonsuz güven beslemek, her zaman ve mekânda Onun yardımından, himayesinden emin olmak. İşte bu Allah’a bağlılığın doruk, zirve noktası da bu olsa gerek. Zaten Allah’ın kudretine, merhametine ve yardımına güveni beraberinde getirmeyen bir İman kâmil bir İman olarak nitelendirmez.
Buna bir örnek olarak Yakup peygamberin Allah’a olan güveni ve bağlılığı bizler için çok şey ifade eder. Zaten olsa Yaratan, örnek alalım diye Kutsal Kitabımızda ona yer vermiştir. Şu halde yüreği iman ve ümit dolu peygamberinin umutlarını boşa çıkarmayan merhametlilerin en merhametlisi niçin bizlerden rahmetini esirgesin, merhametini esirgesin. Yüce Yaratıcının rahmetinden nasip almamızın bir tek şartı samimi bir şekilde Ona inanıp teslim olmaktır. Bu inanç ve teslimiyet Allah’a tam bir güven duymamızı beraberinde getirir.
Bu konuda Yüce Allah Ayeti Kerimesinde “Ey, oğullarım. Gidin Yusuf’u ve kardeşini araştırın. Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin, Çünkü kâfirler topluluğundan başkası Allah’ın rahmetinden ümidini kesmez.”(Yusuf 12/87) buyuruyor.
Bizim Ona olan güvenimizin temel Kaynağı Rahmet sıfatıdır. Bu Rahmet ve mağfiret, bizim için huzur kaynağıdır. İşte bizim içinde bulunduğumuz bu günlerde, yağmurun olmayışı Allah ‘a dualarda bulunup rahmetin olması için kuraklığın bitmesini istemektir. Buda kederlerden uzak olma veya sıkıntı ve darlıktan sonra insanın kavuşacağı rahatlık durumunu ifade ediyor. Tıpkı susuzluk sıkıntısı yaşarken imdadımıza yetişen bir yağmurun veya yaşayacağından ümidimizi kesmeye başladığımız bir hastamızın son anda yüzünde beliren hayat emarelerinin yüreğimizde, kalbimizde açtığı bir ferahlık ve rahatlık gibi. Kutsal kitabımızın ölü toprağa can veren ve ümitsiz bekleyişleri yaşama sevincine dönüştüren yağmuru rahmet olarak adlandırması çok anlamlı değil mi?
Ümitsizlik duygusu bir anda çaresizliğimizi ve problemlerimizi, sıkıntılarımızı giderme noktasında içine düştüğümüz acziyetin bir ifadesidir. Yaşama sevincimizi ortadan kaldıran bize yeryüzünü dar eden bir duygu halidir ümitsizlik. Gün olur yağmur yağmaz, bağımız, bahçemiz, hayvanlarımız susuz kalır ve ümitsiz bir bekleyiş içerisine gireriz. Bazen ölüm kalım mücadelesi vermekte bir yakınımızın iyileşmesini beklerken tükenir ümitlerimiz. Ve bazen olur ki tıpkı Yakup (a s) gibi yıllardır kaybettiğimiz yavrumuzun gelişini bekleriz çaresizlik içinde. Bu ve benzeri durumlarda ihtiyacımız olan tek bir şey ise umut ışığıdır.
Sığınılacak başka kapı, tutunacak başka bir dal kalmamıştır. Çünkü işte tam bu noktada devreye giren imanımız bizim için bir hayat ışığı olur adeta. Allah’ın rahmetine ve merhametine olan sonsuz inancımızdan beslenen ümidimiz ayakta tutar bizi. Bu ümit sayesinde hayata sarılırız, hayata bağlanırız bir daha hayattan kopmamak üzere.
Yukarıda yazdığımız ayeti Kerimenin bizlere hatırlattığı kesin gerçek Allah’ın rahmetinden, mağfiretinden, inayetinden ümidini kesmememiz gerektiğidir. Onun rahmetine ve yardımına güvenimiz ona olan inancımızın bir işareti ise, rahmetinden ümit kesmemiz ise de nankörlüğümüzün bir işareti sayılmaktadır.