SUALTI ARKEOLOJİSİ - MUĞLA'DAN DÜNYAYA- AHMET MEKE

Ahmet Meke

Sualtı Arkeolojisi denilince ilk akla gelen su altındaki kalıntılar, yapılar, batık gemiler ve onları inceleyen bilim insanları olsa da bu kavram, aslında kendi içinde farklı yaklaşımları barındıran ve yalnızca su altında yapılan çalışmaları değil, kimi zaman su üstündeki kalıntıları da kapsayan bir alanı tanımlamaktadır.

Günümüzde terimsel bir ifade olarak Sualtı Arkeolojisi; tek bir çatı misali toplayıcı bir kavram olarak kullanılmaktadır. Deniz Arkeolojisi, Göl Arkeolojisi, Nehir Arkeolojisi, Derin Su Arkeolojisi, Sulak Alan Arkeolojisi, Kıyı Şeridi Arkeolojisi, Kıyı Arkeolojisi, Ada Arkeolojisi, Denizcilik Arkeolojisi, Gemicilik Arkeolojisi vs. alt alanlardaki tüm arkeolojik çalışmalar sualtı arkeolojisi kapsamındadır.

Sualtında yapılan kazılar; ortamdan kaynaklı olarak, geleneksel yöntemlerle karada yapılan çalışmalara göre farklılıklar göstermektedir. Karada yapılan çalışmalarda genelde karelaj sistemi ile açmaların sınırlarının belirlenmesinin ardından kazma kürek kullanılarak toprak kaldırılmaya başlanır ve karşılaşılan buluntunun niteliğine göre gerektiğinde küçük fırçalar ve dişçi aletlerine kadar çeşitli donanımlar kullanılarak çalışmalara devam edilir. Sualtında yer alan kalıntılarında üzeri çoğunlukla kumla kaplıdır. Sualtında kumun kaldırılması işlemi ise sualtının kazma ve küreği niteliğindeki emici ve püskürtücüler (air lift, water dredge ve water-jet) gibi cihazlarla yapılmaktadır. Emicilerden air lift tekneden ve karada bulunan hava kompresörlerinden düşük basınçlı havanın gönderilmesi; water dredge ise benzer sistemle hava yerine suyun emici ağıza gönderilip vakum yapması prensibi ile çalışır. Hava emiciler (Air lift ve water dredge) dipteki kumun hava pompası ile çekilerek sualtındaki çalışma alanının dışına aktarılmasına dayalı olarak çalışan cihazlardır. Emicilerin püskürtme ağzına da gözden kaçan malzeme ve eserlerin birikmesi amacıyla bir elek takılır. Su püskürtücü (Water jet) ise dipteki kumu yukarı çekerek değil, basınçlı suyu kumun üzerine püskürterek temizleme yapar.

Sualtı Arkeolojisinde Türkiye, Dünya’da başı çekmektedir. 1960 yılında Antalya Körfezi'nin batısında Gelidonya Batığı ve 1984 yılında yine kıyılarımızda keşfedilen Uluburun Batığı dünyanın en eski batıkları olarak tarihe geçti. Antik dönemde Akdeniz’in deniz ticaret rotasında başı çekmesi, Türkiye kıyılarındaki batık çeşitliliğini ve sayısını da artırmaktadır.

Beraber iki sezon sualtı kazı çalışması yaptığımız ağabeyim, TINA Denizcilik Arkeolojisi Dergisi Editor ve Genel Yayın Yönetmeni Sualtı Arkeolojisi Uzmanı Arkeolog Bezdan, "Arkeolojinin bir alt disiplini olarak 1960'larda doğan su altı arkeolojisinin tüm dünyada kuruluş yeri olarak Türkiye kabul ediliyor. Türk karasularında başlayan, Türk karasularında gelişen, bilimsel temelleri burada atılan ve daha sonra tüm dünyanın buradaki temeller ışığında geliştirdiği su altı arkeolojisinin sözlü tarihini bizim sularımıza ait bir hikaye... " diyerek Sualtı Arkeolojisinde Türkiye’nin öneminden bahsetti.

2015 ve 2016 yıllarında sualtında beraber arkeolojik çalışmalar yürüttüğümüz Serdar Akerdem hocam, Mehmet Bezdan ve Samet Harmandar ağabeylerim ile diğer ekip arkadaşlarıma teşekkür eder, yeni bir sualtı macerasında buluşmayı dilerim.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.