Muğla Haber Gazetesi

RESTORASYON

RESTORASYON
Nuri Durusoy
Nuri Durusoy( [email protected] )
04 Şubat 2016 - 9:26

Bu kelimenin sözlükteki anlamı “ Bir şeyin aslını bozmadan onarmak” olarak geçiyor. Bazı konulardaki düşüncelerimi paylaştığım yazılarımda olduğu gibi bu kez yerli yersiz kullandığımız bu ve buna benzer kavramları irdelemek istiyorum. “Restorasyon” kelime ve kapsadığı kavramını, sanırım “Responsabilite “ ( sorumluluk, mesuliyet ) kavramı ile birlikte değerlendirmek gerekmektedir. Yabancı dillerden, çoğunlukla Fransızca ve İngilizce’den dilimize aktarılmış olan, daha doğrusu karşılığı tam olarak bulunamadığı için monte edilmiş ve anlamsız bir özenti içerisinde kullandığımız bu kelimeler, aslında çok derin hususlar içermektedir. Tıpkı “Rönesans” ve “Reform” kelimeleri gibi. Hangisi üzerinde düşünüp fikir yürütürsek yürütelim sanırım hepsini responsabilite kavramı ile birlikte ele alıp değerlendirmemiz gerekmektedir.

Kişisel düşünceme göre ve düşündüklerimi anlatabilmem bakımından toplumumuzun ne rönesansa, ne de reforma ihtiyacı bulunmamaktadır. Çünkü; her ikisi de Cumhuriyet devrimi ile birlikte, Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve emeği geçen diğer büyük insanlarımızın çabaları sayesinde zaten sağlam temellerine oturtulmuş bulunmaktadır. Cumhuriyetimizin kuruluş felsefesi, günümüze kadar gelişen süreç içerisinde asıl rotasından saptırma aymazlıkları zaman zaman olmuş ise de istikrar içerisinde sürdürülmüş ve kim nasıl düşünürse düşünsün bana göre toplumsal kazanımlarımız korunmuştur.

Önemli olan husus, yaklaşık yüz yıldan beri devam ettirilmeye çalışılan ulusal aydınlanma çabalarımızın doğru bir şekilde değerlendirilmesi ve yapılan ya da yapılması olası hataların cumhuriyetimizin temel kuruluş felsefesine atıflar yapılarak düzeltilmesidir. Bana öyle geliyor ki bütün bu temel düşünceler istikrarlı bir şekilde Anayasa’larımıza yansıtılmış ve Anayasal güvence altına alınmıştır. Yürürlükteki Anayasa’mızın ilk dört maddesi ile bu maddelerdeki temel düşünceyi ifade eden diğer bir kısım maddeleri kanaatimce asıl bu yönüyle büyük bir önem arz etmektedir. Bilgilerinizi tazelemek bakımında buraya almamda sanırım bir sakınca bulunmamaktadır. Anayasalar, bilindiği üzere zaten son derece konsantre metinlerdir ki her bir maddesinin ve hatta kelimesinin açıklaması olarak benim bilgi düzeyimde dahi yüzlerce sayfalık kitaplar yazılabilir.

Bakınız; Madde 1 / ; Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir. Madde / 2; Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir. Madde / 3; Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir. Bayrağı, şekli kanunda belirtilen beyaz ay yıldızlı al bayraktır. Millî marşı “İstiklâl Marşı” dır. Başkenti Ankara’dır. Madde / 4; Anayasanın birinci maddesindeki Devletin şeklinin Cumhuriyet olduğu hakkındaki hüküm ile ikinci maddesindeki Cumhuriyetin nitelikleri ve üçüncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.

Nokta!…Son günlerde tartışılan gündeme bakar mısınız lütfen! Kişisel düşüncemi burada ifade edecek olursam, değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek bir durumun tartışılması mümkün müdür? İşte bu soruya zihnimde bir cevap bulabilmiş değilim maalesef. Kaldı ki devletimizin kuruluş felsefesini ortaya koyan bu belirlemelerin her biri tek tek ele alındığında, aklî kriterler ölçeğinde bilemiyorum hangisi toplumu rahatsız edici niteliktedir? Eğer bu soruya somut ve inandırıcı bir cevap bulunamıyorsa, “ İlk dört maddeyi tartıştırtmayız!” , “ İlk dört madde kırmızı çizgimizdir!”, denildiği halde “Toplumun yeni bir anayasaya ihtiyacı bulunmaktadır.”, “ Anayasa’dan Türklüğü çıkartmak isteyenlerle sonuna kadar mücadele ederiz!” v.s. söylemlerinin gerekli olup olmadığı, havada kalıp kalmadığı hakikaten düşünülmeye değer bir paradokstur. İyi de peki aksi bir durumda devletin adı nasıl belirlenecektir? Cevabını bir türlü bulamadığım bir sorudur bu. Çünkü somut gerçeklik olarak coğrafyamızın, uğruna canlar verdiğimiz vatanımızın adı Türkiye, Devletimizin adı Türkiye Cumhuriyeti, kurucusu Atatürk, dili Türkçe, bayrağımız bütün dünyanın bildiği, tanıdığı ve saygı duyduğu, yabancı devletlerle yapılan görüşmelerde masaya konulan ya da arka fonda görülen, hür semalarımızda nazlı nazlı dalgalanan ay yıldızlı al bayrak, şehidimin son örtüsü şanlı Türk Bayrağı dır! Bakınız kaç yerde Türk kelimesi geçti! Arif Nihat Asya bakın ne demiş! “Yattığı toprak belli, tuttuğu bayrak belli. Kim demiş meçhul asker diye!”

Ben, yıllardır mensubu bulunduğum ve bu mensubiyetten şeref duyduğum düşünce önde gelenlerinin – kusura bakmasınlar – düşündüğü gibi düşünmüyorum. O mevkilerde ben olsaydım bu türden konuları gündemime hiç almaz, asıl tartışılması gereken konuları gündeme taşırdım. Anayasayı değiştirmek, düşünceme göre ve Anayasa’mızın niteliği gereği her ne kadar mümkün değil ise de yeni bir anayasa yapmak sorunlarımıza sihirli bir değnek dokunuşu mu yapacaktır? Peki, o halde yukarıda bir kısmını belirtmiş olduğum hükümlerden daha güzel, anlamlı ve gerçekçi olabilecek nasıl bir metin düşünülüyorsa konulsun ortaya da hep birlikte üzerinde fikir yürütüp değerlendirelim bakalım! Kapı kilitlerini, pencere kollarını, boyayı, kiremitleri ya da bacayı beğenmedik, o halde binayı yıkalım! Olur mu böyle bir şey, ya da düşünülebilir mi bilemiyorum. Şayet bir kusur var ise bu kusur kapının ya da pencerenin mi yoksa bunları kullananın mı kusurudur?

Bütün bu naçizane değerlendirmelerimin sonucu olarak diyorum ki, toplumumuzun ne reforma, ne de rönesansa, ne evolution’a, (evrim ) ne revolution’a ( devrim ) herhangi bir ihtiyacı bulunmamaktadır. Her şeyden önce, zaten üstesinden gelinmesi gereken bunca iç ve dış sorunlarımız varken sanırım öncelikli ve de acil bir gereklilikte değildir. İhtiyaç duyulması gereken birincil husus responsabilite anlayışı içerisinde, bu çerçevede ortaya konulacak olan kapsamlı bir zihniyet restorasyonu, daha doğru anlatımı ile rehabilitasyonudur. Kişisel düşünceme göre sorunlarımıza yaklaşımlarımızın, ulusal birlik ve bütünlük ülküsü ile yeniden gözden geçirilmesidir. Çünkü bu topraklar üzerinde yaşayan bizler bir bütünüz ve öyle inanıyorum ki bu birliğimizi bozmaya kimsenin gücü yetmeyecektir. O nedenle epey âşina olduğumuz, oyun içinde oyun kurcu bir kısım emperyal sahtekârlar boşuna heveslenmesin. Zira, tarihin tanıklığında denilebilir ki fena halde yanılıyorlar. Tavsiyem, Lord Kinross’un “Atatürk” isimli kitabını birkaç kez daha okusunlar. Türkülerimize bile yansıtıldığı gibi; “Biz biliriz bizim işlerimizi, işimiz kimseden sorulmamıştır…”

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

KÖŞE YAZARLARI
Hava durumu
İMSAK-
GÜNEŞ-
ÖĞLE-
İKİNDİ-
AKŞAM-
YATSI-

Mugla Haber Gazetesi - Atilla Taha