Muğla Haber Gazetesi

NE YAPMALI?

NE YAPMALI?
Nuri Durusoy
Nuri Durusoy( [email protected] )
10 Mart 2016 - 9:27

Üstesinden gelinmesi gereken bir sorunumuzla karşılaştığımızda kendimize hemen bu soruyu sorarız değil mi? Hatırlanırsa daha önceki bir yazımda da benzer bir konudan bahsetmiştim. Aslında çok basit gibi görünen bu soru yangın merdivenini kullanmak gibi hem kolay bir çıkış yolu bulmanın hem de bir çare düşünüp ortaya koymanın sihirli anahtarıdır sanki! Hadi hep birlikte kendimize soralım ve düşünelim isterseniz; Ne yapmalı? Aklıma hemen gelen cevaplar şunlar;

1 ) Oturup ağıtlar yakmalıyım kara bahtım, kem talihim, ağustosta suya girsem balta kesmez buz olur diye ve salya sümük ağlamalıyım!

2 ) Birilerinin beni bu badireden çıkaracağı ümit ve beklentisiyle tozpembe hayaller kurmalıyım ve adeta uçmalıyım bir hayal âleminde!

3 ) Geçer! Bu günler de geçer, gün gelir dağılır bütün efkâr başımdan, kaderine teslim olmuş kuru bir yaprak gibi alıp götürür beni bir yerlere belki serin bir kavak yeli! Diyerek birbirinden güzel şiirler yazmalıyım!

4 ) Aman boş ver bana değmeyen yılan bin yıl yaşasın! Deyip, keyfimi hiç mi hiç bozmamalıyım!

Sizce hangisi doğru cevabı oluşturuyor bilemem ama bana göre bu şıklarda doğru cevap yok! Niçin mi? Bakın anlatayım; Aslında bunu kendisine soran ne ilk ne de son kişiyim. Yaklaşık bir asır kadar öncesinde başkaları da sormuş ve cevap aramışlar. Meselâ Samsun’a gitmek üzere külüstür Bandırma Vapuru’na binerek yola çıkan Gazi Mustafa Kemal de sormuş ne yapmalıyız? İsterseniz cevabını Nutuk’tan okuyalım ne dersiniz? Cilt: / 1 Sayfa: / 1, hemen bir tespit yapıyor O büyük insan; “ İtilaf Devletleri, mütareke ahkâmına riayete lüzum görmüyorlar. Birer vesile ile İtilaf donanmaları ve askerleri İstanbul’da. Adana vilâyeti, Fransızlar; Urfa, Maraş, Ayıntap İngilizler tarafından işgal edilmiş. Antalya ve Konya’da İtalyan kıtaatı askeriyesi; Merzifon ve Samsun’da    İngiliz askerleri bulunuyor. Her tarafta ecnebi zabit ve memurları ve hususi adamları faaliyette. Nihayet mebdei kelâm kabul ettiğimiz tarihten dört gün evvel, 15 Mayıs 1919 da İtilaf Devletlerinin muvafakatiyle Yunan ordusu İzmir’e ihraç ediliyor.”  “Nutuk’tan aynen alınmıştır.” Dedikten sonra tamamını buraya alamayacağım ve esasen sizlerin de bildiği durum tespitlerine devam ediyor. Düşünelim ki bu milletin kaderinde acaba bütün o anlatılanlardan daha kötü bir vaziyet söz konusu olabilir mi?

Ve soruyor Gazi Mustafa Kemal; Nutuk, cilt/1 sayfa/11 “Şimdi Efendiler, müsaade buyurursanız, size bir sual sorayım, bu vaziyet ve şerait karşısında halâs için, nasıl bir karar varidi hâtır olabilirdi? İzah ettiğim malûmat ve müşahedata göre üç nevi karar ortaya atılmıştı; Birincisi, İngiltere himayesini talebetmek. İkincisi, Amerika mandasını talebetmek. Bu iki nevi karar sahipleri, Osmanlı Devletinin bir kül halinde muhafazasını düşünenlerdir. Osmanlı memalikinin muhtelif devletler beyninde taksiminden ise kül halinde, bir devletin tahtı himayesinde bulundurmayı tercih edenlerdir. Üçüncü karar: Mahallî halâs çarelerine matuftur.” “… Ecnebi bir devletin himaye ve sahabetini kabul etmek, insanlık evsafından mahrumiyeti, aczi meskeneti itiraftan başka bir şey değildir. Filhakika bu derekeye düşmemiş olanların isteyerek başlarına bir ecnebi efendi getirmelerine asla ihtimal verilemez. Halbuki Türkün haysiyet ve izzetinefis ve kabiliyeti çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir millet esir yaşamaktansa mahvolsun evlâdır.” “Nutuk’tan aynen alınmıştır.” Bütün bu tahlil ve tespitlerin ardından üstün bir zekâ ürünü muhteşem belagatıyla – retorik – diyor ki; “Efendiler, ben, bu kararların hiçbirinde isabet görmedim. Çünkü bu kararların istinadettiği bütün deliller ve mantıklar çürüktü, esassız idi. Hakikati halde, içinde bulunduğumuz tarihte, Osmanlı devletinin temelleri çökmüş, ömrü tamam olmuştu. Osmanlı memleketleri tamamen parçalanmıştı. Ortada bir avuç Türkün barındığı bir ata yurdu kalmıştı. Son mesele bunun da taksimini teminle uğraşmaktan ibaretti. Osmanlı Devleti, onun istiklâli, padişah, halife, hükümet, bunlar hepsi medlûlü kalmamış bir takım bîmana elfazdan ibaretti. Nenin ve kimin masuniyeti için kimden ve ne muavenet talebolunmak isteniyordu? O halde ciddî ve hakiki karar ne olabilirdi? Efendiler, bu vaziyet karşısında bir tek karar vardı. O da hâkimiyeti milliyeye müstenit, bilâkaydüşart müstakil yeni bir Türk Devleti tesis etmek!” “Nutuk’tan aynen alınmıştır.”

İşte; Devletimizin ve Aziz Cumhuriyetimizin temellerinin atıldığı o yıllarda sorulan “NE YAPMALIYIZ?” sorusunun ve Atatürk’ü niçin çok sevmemiz gerektiğinin kanaatimce en özlü denilebilecek cevabı! Arzu eden, yeterince nasihati umarım alır bütün bu tespitlerden. Başka ne diyeyim ve yeterince uzattım zaten konuyu neden daha fazla uzatayım ki! NUTUK’u tekrar tekrar okuyalım lütfen. Bu gün kendimize sorduğumuz benzer soruların cevaplarını, yaşarken ve yaklaşık seksen yıl öncesinden vermiş zaten o büyük deha. Ancak, şurası da unutulmamalıdır ki vatan ve millet sevgisiyle kaynaşıp özdeşleşmiş milliyetçi düşünce, bilindiği üzere kimsenin tapulu mülkü değildir. Neyin yapılması gerektiği net olarak belirlenemediği için girilen – daha doğrusu içine düşülen – labirentten çıkılması, bütün iyi niyetliliğe rağmen bir türlü başarılamıyor ve bir denilen diğer denilenle örtüşmüyorsa eğer, benim gibi zihnen artık iyice yorulmuşların tekelinde hele hiç değildir. Fakat milliyetçilik “ırkçılıktır” önyargısı ile görmeyen birinin fili tarif etmesi gibi algılanırsa düşünce zemininde varılacak nokta ve alınacak sonuç ta önceden bellidir zaten! Böyle düşünenlere anlatılabilecek çok fazla bir şey de yoktur sanırım. Aslında her biri bana göre birer sonuç olan güncel sorunlar karşısında görülen o ki sebepler unutulup sadece sonuçlar tartışılmaktadır. Oysa çare, birlik ve beraberlik şaheseri “Kuvva-yı Milliye Ruhu” ile ( daha önceki bir yazımda değinmiştim ) stratejik olduğu kadar aynı zamanda son derece netameli de olan, tek millet, tek vatan, tek devlet, tek bayrak inancı ve ülküsü ile yaşamak durumunda olduğumuz bu coğrafyada, ulusal birlik anlayışı içerisinde topluma – özellikle gençlerimize – yararlı bir şeyler ortaya koyabilmemizdedir. Orayı burayı kapatıp, onu bunu dışlayarak kovmakla bir yere varılamayacağı umarım artık yeterince anlaşılmış olmalıdır. Zira belki birilerini merkezden uzaklaştırabilirsiniz ancak kimseyi bu çemberin dışına çıkaramazsınız. Çünkü her türlü kişisel ikbal endişesi bir tarafa bırakılıp, sadece birilerinin değil bu topraklar üzerinde yaşayan herkesin aklına ilk gelmesi gereken millî vicdan borcu ve görevidir bu. Bunu anlayabildiğimiz ve anlatabildiğimiz gün inanın bütün sıkıntılarımızdan hep birlikte kurtulduk demektir. Fakat neylersiniz ki anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna çalsalar az demiş atalarımız. Bakın bir şiirinde ne demiş Orhan Seyfi Orhon; “Kollarım boynunda halkalanmadan, Bir günüm geçmiyor seni anmadan, Derdine katlandım hiç usanmadan, Diyorlar: Kül olmaz ateş yanmadan, Denizler durulmaz dalgalanmadan.

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

KÖŞE YAZARLARI
Hava durumu
İMSAK-
GÜNEŞ-
ÖĞLE-
İKİNDİ-
AKŞAM-
YATSI-

Mugla Haber Gazetesi - Atilla Taha