Muğla Haber Gazetesi

MİLLİYETÇİLİK NEDİR, NE DEĞİLDİR ?

MİLLİYETÇİLİK NEDİR, NE DEĞİLDİR ?
Nuri Durusoy
Nuri Durusoy( [email protected] )
06 Şubat 2013 - 9:59

Atatürk‘çülüğün altı ilkesinden ( ki ; bilindiği üzere bunlar Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Halkçılık, Laiklik, Devletçilik ve İnkılâpçılık’ tır ) bırakınız hepsini, sadece milliyetçilik ilkesini dahi gerçek anlamda kavrayabilmiş, günümüzde kaç tane aydınımız vardır ? * Milliyetçilik * denilince, bir kısım entelektüelimizin  zihinleri bulanmakta, kaşları derhal çatılmakta, akıllarına da hemen ırkçılık, kafatasçılık kavramlarının yanısıra tarihin çöplüğüne atılmış olan ve kendi uluslarının dahi nefret ettiği ya üstün ırkçı Adolf  Hitler, ya da “ Devletin dışında, karşısında, üstünde hiçbirşey olamaz “ diyen Benito Mussolini v.s. gibi ırkçı, faşist kötü rol oyuncusu  bazı diktatörler gelmektedir.

Halbuki Atatürk’ün milliyetçiliği, mantıksal dokusu içerisinde incelenmiş, araştırılmış ve değerlendirilmiş olduğunda çok açık bir şekilde görülmektedir ki, ırkçı, şoven, kavgacı ve ayırımcı, dışlayıcı bir milliyetçilik anlayışı değil, o büyük dehâsıyla bu günlerimizi yüz yıl öncesinden görerek ortaya koyup geliştirmeye çalıştığı birleştirici, bütünleştirci, kavrayıcı, kucaklayıcı, bilhassa barışçı, kısacası kültürel anlamda demokratik, varlığımızı, birliğimizi ve dirliğimizi ilelebet sürdürme azmimize yönelik çağdaş bir milliyetçilik ( birlikte ulus olma ) anlayışıdır. Bu nedenledir ki Atatürk, Ne Mutlu Türk Olana değil, * Ne Mutlu Türküm Diyene *, demiştir. O’na göre türk olmak için, ben türküm diyebilmek kâfidir. Yine * Türkiye Cumhuriyetini kuran halka Türk Milleti Denir * ve * Diyarbakır’ lı, Van’ lı, Erzurum’ lu, Trabzon’ lu, İstanbul’ lu, Trakya ve Makedonya’ lı, hep bir soyun evlâtları ve hep aynı cevherin damarlarıdır.* demiştir. Bana göre son derece yalın, son derece özlü bir milliyetçilik anlayışı olan bütün bunlardan başka bu hususta daha ne söylenebilir di ? Ve yine bu nedenledir ki, O büyük insan, bu ifâdelerle de yetinmemiş,  * Yurtta Sulh, Cihanda  Sulh *  – Artık birleşmiş milletlerin dahi kabul ettiği bir barış projesi haline gelmiş olan – düşüncesini  eylem ve söylemlerine hâkim olan bir prensip olarak değerlendirmiş ve uygulamıştır. Ve yine demiştir ki “ Harp zarurî ve hayatî olmalıdır. Milletin hayatı tehlikeye maruz  kalmadıkça harp bir cinayettir. “ İşte bunun içindir ki, yaşadığı yıllarda ve hâlen de aziz milletimizi olduğu kadar, bütün dünyâyı kendisine hayran bırakmış eşine ender rastlanılan bir fânidir.

Bütün bu söylenilenleri anlamadan, yetersiz, son derece sığ bilgi ve bana göre yanlış bir zihniyet sonucu olarak, o büyük insana iftira etmeye, aziz hatırasına saygısızlıklarda bulunmaya yeltenilmemelidir. Bunu temin için 5816 sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun’un varlığı kişisel düşünceme göre yeterli değildir. Gerçekten Atatürkçü olanlar, bizler samimi birer Atatürk’çüyüz diyenler, her eleştiri ortamında aksi düşüncedekileri ikna edebilecek bilgi birikimine sahip olmalıdırlar. Bilinmelidir ki Atatürk’ün başardığı, başarmayı düşünüp te ömrü yetmediği için kendisinden sonraki nesillere emânet ettiği işler bütün bu haksız yaklaşımlara gereken cevabı vermeye yeter ve hatta artar bile…

Gövdesi içeride kafası dışarıda olan, kargadan başka kuş, kargasekmez ‘den başka yokuş bilmeyen bir kısım entelektüelin nezdinde – ırkçılık kavramı ile karıştırılmaması gereken – milliyetçilik duygusu, Atatürk’ün düşündüğü ve öngördüğü anlamda sanıyorum yeterince anlaşılamamış olduğu içindir ki, aslâ kaale alınmaması ve onların anlayışına göre çağdaş ve kültürlü bir insanın aslâ taşımaması, ve hatta âcilen terkedilmesi gereken tehlikeli bir vasıf halinde algılatılmaya çalışılmaktadır. Ne gariptir ki Türkiye Cumhuriyeti Devleti ‘ne esâsen dost olmayan bir kısım yabancı odaklar da benzer şekilde düşünmektedirler. Korkarım bazı kimseleri de aynı düşünce temeli doğrultusunda ellerine geçen her fırsatta yönlendirmeye ve âdetâ hipnotize ederek birer “ zombi “ haline getirmeye çalışmaktadırlar. Kendileri suflörlük yapıp dâimâ bu anlayıştaki insanları konuşturmaktadırlar. Yâni, cesâret edip yüzümüze karşı söyleyemediklerini yerli, yabancı bu insanlara söyletmektedirler. Oysa objektif ve tarafsız bir şekilde ve bilimin nâmusu da kirletilmeden meseleye bakıldığında         ( Japonya, Kore, İsrail, Almanya, Fransa, İngiltere, Çin v.s. örneklerinde olduğu gibi ) görülmektedir ki bir milletin mensubu olmak, kavrayıcı, kucaklayıcı ve bütünleştirici, bir kültüre mensubiyet anlamındaki milliyetçilik duygusu, kalkınmanın da, gelişmenin de, çağdaşlaşmanın da, ortak hedeflere yönelmenin de itici gücü ve dinamosudur.  İnsanlarımızın zihninde ve gönlünde böyle bir düşünce temeli olmazsa neyi, kime karşı, nasıl ve niçin savunacaksınız ki ? Günlük hayatımızda çok sık tanık olduğumuz kavram kargaşası ne kadar acı ve ne kadar kahredici bir sonuçtur ki değerlendirilmesini, düşüncelerimi paylaşacak olanların takdirine bırakıyorum…

Günümüz Türkiye’sinde etkin ve kaale alınacak bir * milliyetçilik anlayışı *    varmıdır ? Bu soruya cevap vermeden önce ve kanaatimce şu üç temel göstergeye dikkat etmemiz gerekir :

1 ) Mehmet Âkif’in * Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan şühedâ..* , “ Verme dünyaları alsan da bu cennet vatanı ! “ diyerek tavsif ettiği vatan topraklarını nasıl değerlendirmekte ve nasıl kullanmaktayız ?

2 ) Kültür mirasımıza yeterince sahip çıkabiliyor, kültürel değerlerimizle övünebiliyor muyuz ? Bu milletin herbir ferdi olarak kültürümüzü muasır medeniyet seviyesinin üzerine çıkarmak gibi bir endişemiz,  vizyonumuz, misyonumuz  ve buna yönelik elle tutulur, gözle görülür ( somut ) çabalarımız varmı ?

3 ) Uluslararası ortamlarda ulusal çıkarlarımızı herkese ve her türlü düşünceye karşı bu milletin yine bir ferdi olma bilinci ve sorumluluğu içerisinde cesâretle savunabiliyor ve yeterince koruyabiliyor muyuz ? Aralarında çıkar birlikteliği olan dış güçler karşısında milli donanımlarımızın desteğini de arkamıza alarak yeterince dik durabiliyor muyuz ? Soruların cevabı duraksamaksızın evet ise hiçbir sorun yok demektir. Ancak ;

On tane dikip, bin tane yok ederek ve diğer bazı kişisel menfaat duygularıyla ormanlarımızı katlediyor, ırmaklarımızın, göllerimizin kurumasına, verimli ovalarımızın betonlaşmasına, ya da kaderine terkedilerek çölleşmesine bazı eylemlerimizle zemin hazırlıyor, en verimli arazilerimizin ortasından otoyollar geçiriyor, göllerimizi, körfezlerimizi, akar sularımızı içimiz sızlamadan ve hiçbir sorumluluk duygusu hissetmeden kirletiyor, bir kısım kültürel değerlerimizi alay konusu haline getiriyor, kültür, bilim, teknoloji ve sporda elle tutulur bir başarıya imzamızı atamıyor, ulusal çıkarlarımızı uluslararası ilişkilerde yeterince topyekûn savunamıyorsak v.s. ( cümleyi daha fazla uzatmak istemiyorum ) etkin bir şekilde var olan bir milliyetçilikten nasıl bahsedebiliriz ki ? Bu durumda Donkişot’ luk yaparak yel değirmenlerine saldırmanın, öküzün altında buzağı arar gibi ırkçılıktan uzak kültürel bir  “ milliyetçilik “ anlayış ve kavramını günah keçisi haline getirip sulandırmanın, ve hatta bu kavramı suçlamanın bir anlamı varmıdır ? Kim ne derse desin, ne yazarsa yazsın, dikkatlerimizi yukarıda belirttiğim üç hususa yoğunlaştırdığımızda, ülkemizde gerçek anlamda bir milliyetçilik anlayışı,  yaklaşımı ve somut uygulamalarının var olduğu kanaatinde değilim. Kişisel düşünceme göre yapılanları takdirle karşılıyor olmakla birlikte yapılan bütün bu güzel işlerle yetinilmeyerek hamâsetten ve lâf ebeliğinden öte Türk Milletinin mutluluğunu temine matuf, dost düşman herkesin gıptayla izleyeceği ve hatta kıskanacağı  daha büyük projelere imzamızı atmamız ve millet olarak yüksek ideallere yönelmemiz gerekmektedir.

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

KÖŞE YAZARLARI
Hava durumu
İMSAK-
GÜNEŞ-
ÖĞLE-
İKİNDİ-
AKŞAM-
YATSI-

Mugla Haber Gazetesi - Atilla Taha