Muğla Haber Gazetesi

KALİTE Mİ KANTİTE Mİ?

KALİTE Mİ KANTİTE Mİ?
Nuri Durusoy
Nuri Durusoy( [email protected] )
18 Şubat 2016 - 9:33

Başlıktaki soruyu eski tabiriyle Keyfiyyet mi, kemmiyet mi? Nitelik mi,  nicelik  mi?  şeklinde de sorabiliriz. .Yazımda bu kavramlara niçin yer verdim açıklayayım. Bana öyle geliyor ki bazı başarıların özünde kalite, bazılarının ise kantite büyük rol üstlenmektedir. Nitelik yoksa nicelik sadece bir topluluk, bir kuru kalabalık olarak sanırım pek işe yaramaz. Aynen bir arsaya yığılan çeşitli inşaat malzemesi, taş, tuğla, kum, çakıl, kiremit v.s. gibi. Şayet bir ticaret metaı olarak oraya istiflenmemişse bütün bu malzemeye bir anlam kazandırılabilmesi için yerli yerinde kullanılarak projesine uygun bir yapı haline getirilebilmesi gerekir.

 

Kantite yani nicelik dikkate alınmadığında ise projesi elinde, etrafına bakınan bir mimar ya da mühendis olma gibi bir durumla karşı karşıya kalınacaktır. Görülen o ki niteliksiz iş gücü ( nicelik ) kolay kolay iş bulamamaktadır. Baksanıza Avrupa ülkeleri çâresiz sığınmacılarda bile nitelik arıyorlar. Yani ülkemizde olduğu gibi; Ne iş yaparsın evladım? Efendim vereceğiniz her işi yaparım! Yok öyle şey! Ben şu işi en iyi bir şekilde yaparım denilmeli ve bu beyana itibar olunmalıdır. İşe alma, iş verme ve çalışma ortamımız, hukukun üstünlüğü ve hukuk devleti olma ilkeleri temelinde bu anlayış düzeyine yükseltilmelidir. Emanet ehline verilerek hak edenin hakkı da asla yenmemeli, alın teri ve emeğe saygı duyulmalı, gerçek amacı örten çeşitli yöntemler ya da gerekçeler bahane edilerek yok sayılmamalıdır.

 

Kalite göz ardı edildiğinde bir kısım görüntüler, diploma, CV, Referans v.s. belki aldatıcı nitelikte olabilecektir. Bütün bunların yanı sıra bilhassa önemli sayılabilecek görevler için “Gel bakalım sen ne işe yarar ve ne yapabilirsin bir göster ve biz de görüp değerlendirelim.” denilmesi gerekir. Yani sübjektif kriterlerin yanında objektif kriterlere de en az görünüş kadar önem verilmelidir. Bir kişi, bir heyetin önüne birçok diploma, sertifika, başarı belgesi, tavsiye v.s. sunabilir. Kaldı ki, çeşitli sahtekârlıkların kol gezdiği ve ağır müeyyidelerine rağmen kolaylıkla yapılabildiği günümüzde bütün bunların yanında Halep orada ise arşın burada atla da görelim denilmesi gerekir diye düşünmekteyim. Aksi halde verilecek iş için yeterli ehliyet ve liyakate sahip olmayanlar, görülecektir ki yapılan işin kalitesi ve verimliliğinin düşmesinde en büyük faktör olacaktır. Verilen ya da verilmesi olası zararın boyutları da ilgilinin konumuna göre değişik ağırlıklarda olabilecektir.

 

Sadece sübjektif kriterler dikkate alındığında, sonuç itibariyle bir gün gelecek bunların hiçbir işe yaramadığı ve yapılması gereken hizmete olumlu hiçbir katkısının olmadığı görülecektir. Düşünceme göre bir zararı dokunmamak ta aslında faydalı olmaktır. Ancak görülecektir ki böyle bir anlayış içerisinde oluşturulan bir piramit, tabanı ve belli bir seviyeye kadar olan kısmı bu şekilde oluşturulmuş ise kısa bir zaman içerisinde yıkılıp gidecek ve kocaman bir enkaz yığını haline gelebilecektir. Basına da yansıyan ve o nedenle bildiğiniz bir kısım olumsuz örneklerini bu yazıma alarak sizleri de ümitsizliğe, karamsarlığa sevk etmek istemiyorum fakat iktisat bilimindeki ünlü Gresham kanununda anlatılmaya çalışıldığı gibi negatif seleksiyona da elden geldiğince fırsat verilmemelidir diye düşünüyorum.

 

Bir kısım düşünce ve endişelerimi ifade etmeye çalıştığım bu türden aymazlıklar gün gelir öyle bir düzeysizlik düzeyine ulaşır ki olası böyle bir sonuçtan sorumlu olanlar dahi o noktaya nasıl gelindiğine şaşırıp kalırlar. Konuya ekstrem ve ironik yaklaşımla birkaç örnek vermek istiyorum. Günün birinde dört işlem bilen ya da birinci dereceden bir bilinmeyenli bir denklemi başarı ile çözmüş olan birileri eşine ender rastlanır bir matematik dehasıymış gibi kabul ettirilebilir. Elli santim yüksekliğindeki duvardan atlayan biri yüksek atlama şampiyonu olabilir. Bununla birlikte, burnunun ucunu bile göremediği için, akşama kadar burnundaki sakızla dolaşıp evine döndüğünde o sakızı muhtemelen eşi çekip aldığı halde, bazıları tarafından son derece uyanık olduğu sanılan biri, ufuk ötesini dahi görebilen, vizyoner bir strateji uzmanıymış gibi bir algı yaratabilir. Demem o ki; Pehlivan kispeti giyen, fakat peşrev çekmeyi bile bilmeyen biri, Kırkpınar’a gelerek, “Ben başpehlivan olacağım, altın kemeri ben alacağım, o kemer ancak bana yaraşır, bileğimi bükecek kimse var mı !” tafralarıyla er meydanına çıkmamalı, çıkamamalıdır. Kriterler örselenip, iyice aşındırılarak basitleştirilirse ancak tozkoparan düzeyinde güreşebilecek olan birilerinin korkarım günün birinde başaltı ya da başpehlivan olduğu da görülebilecektir. Oysa milletimizin zihnindeki ölçü, Adalı         Halil, Kurtdereli Mehmet, Koca Yusuf, Kel Aliço ve diğerleri gibi nam salmış ünlü başpehlivanlardır.

 

Bütün bu varsayımların yanı sıra, günümüzde ve yakın geçmişimizde Prof. Dr. Aziz Sancar, Ord. Prof. Dr. Sıddık Sami Onar, Ord. Prof. Dr. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu, Ord. Prof. Dr. Cahit Arf, Prof. Dr. Faruk Erem, Prof. Dr. Tarık Zafer Tunaya, Ord. Prof. Dr. Ali Fuat Başgil’ler,  Mahmut Esat Bozkurt’lar ve bir çırpıda aklıma gelenlerin dışında burada adlarını sayamayacağım cumhuriyet döneminde yetişmiş daha nice bilim insanlarımız, teşbihte hata olmaz denir ya her biri âdeta birer kaşıkçı elması, Zuhal yıldızı gibi her alanda parlayan değerlerimizin, geçtiğimiz günlerde aramızdan ayrılan büyük eğitimci ve aynı zamanda hemşerim olan İbrahim Arıkan gibi değerli idealist insanlarımızın kolay kolay yetişmediği ve yetiştirilemediği de korkarım çok acı bir şekilde anlaşılmış olacaktır. O zaman da hastanın başına Lokman Hekimi de getirsek artık bir fayda sağlayamayacağı hüzünlü hatırlatmalar yapılarak anlaşılmış olacaktır. Biyografileri, hayat hikâyeleri incelendiğinde görülecektir ki oportünizm, egoizm, narsisizm, konformizm v.s. bu insanlarımızın evlerinin bulunduğu sokaktan dahi geçmemiştir. Düşünceme göre çare, yeniden fabrika ayarlarına dönülmesindedir. Burada dışımızdan da sadece bir tek örnek vermek istiyorum. Madam Curie, Pierre Curie nasıl bir ortamda yetişmiştir? Nasıl yaşamış ve neler yapmışlardır? İkinci yarıyıla başlayan sevgili gençlerimiz bütün bu yazdıklarımı hiç merak ediyorlar mı acaba? O nedenle her seviyedeki eğitim ve öğretim faaliyetlerimizin ne durumda olduğu dikkatlerden hiçbir zaman uzak tutulmamalıdır. Atatürk döneminde ve Cumhuriyetimizin, üstesinden gelinmesi gereken her meseleye muhteşem bir özgüven ve inançla sımsıkı sarılınan ilk yıllarında olduğu gibi bütün hükûmet programlarında bu önemli konuya en geniş yer verilmeli, ve gerçekçi bir şekilde sağlıklı tespitler yapılmalı, bütçede en büyük pay hedeflerini bilen eğitim hizmetlerine ayrılmalıdır. Aksi halde hep birlikte kaybedenlerden oluruz maalesef. Sanıyorum boşuna söylenmemiştir “Emaneti ehline verin!” diye! Tercih senin, dağına taşına, kurduna kuşuna, yaprağına, toprağına, insanına hayran olduğum güzel ülkem Türkiye’m!

 

 

 

 

 

 

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

KÖŞE YAZARLARI
Hava durumu
İMSAK-
GÜNEŞ-
ÖĞLE-
İKİNDİ-
AKŞAM-
YATSI-

Mugla Haber Gazetesi - Atilla Taha