Muğla Haber Gazetesi

KAÇAK YAPILARLA İLGİLİ PROSEDÜR NEDİR?

KAÇAK YAPILARLA İLGİLİ PROSEDÜR NEDİR?
Alev Ekebas( alev.ekebas@hotmail.com.tr )
08 Ocak 2021 - 11:17

HABER Esmeri Alev Ekebaş

Datça Belediye Başkanı Gürsel Uçar, canlı yayınlanan 2021 Ocak Ayı olağan meclis toplantısında: ‘Kimse, 2021 yılında İmar Barışı yeniden çıkar veya bana bir şey olmaz umuduyla kaçak yapı yapmamalıdır.’ demişti.

Datça’da tespit edilen ve yıkımı yapılan kaçak binalar uzun bir süredir gündemde. Datça’da Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın uydu üzerinden yaptığı tespitlere göre, İmar Barışı kapsamına girmeyen 38 bina için yıkım kararı alınmıştı. Yapı kayıt belgeleri usulsüz alındığı için iptal edilen kaçak binalar için yıkım kararı vardı. Açılan ihaleyi bir firma kazanmıştı. Yıkım kararları, 21 Kasım 2020’de duyurulmuştu. 8 bina, sahipleri tarafından yıkıldı. 2 bina, firma tarafından yıkıldı. 4 binanın sahibi, binalarını yıkacaklarını taahhüt ettiler. 13 bina sahibi, yürütmeyi durdurma kararı aldı. 2 bina sahibi yurtdışında. 1 bina sahibi, tarım arazisi diye mahkemeye başvurdu. 8 bina için, bu yıl içinde tahliye söz konusu.

Datça Belediye Başkanı Gürsel Uçar, kaçak yapılarla ilgili gerekli uyarıları yaptı. Bu konuyu bir de Avukat Ali Kurt Bey’e; 3194 sayılı yasanın geçici 16. maddesi (İmar Barışı) nedir? diye sorduk:

AVUKAT ALİ KURT;

Projeye aykırı yapıların yıkılması için herhangi bir kamu görevlisinin ilke kararı almasına gerek yok. 3194 sayılı İmar Yasası’nın 32. maddesi gayet açık ve net. Buna göre ilçe belediyeleri, ihbar üzerine ya da re’sen bir kacak yapı veya imara aykırı yapı tespit ettiklerinde derhal yapı durdurma tutanağı oluşturup binayı mühürler. Konuyu Encümen’e intikal ettirir ve Encümen, tutanağın doğru olduğunu tespit ederse, 3194 sayılı yasanın 32. maddesine göre yapı sahibine 30 gün süre verir. Bu süre içerisinde aykırılığı gidermesini, giderilmediği takdirde Belediye İmar Şb. ekiplerince yıkılacağını ya da yıktırılacağını ihtar eder. Aynı yasanın 42. maddesine göre de idari para cezası tahakkuk ettirir. Cumhuriyet Savcılığı’na da suç duyurusunda bulunur. Sit alanındaysa, Tabiat Varlıklarını Koruma prosedürü işletilir. Ayrıca yapı sahibine, başvuracağı hukuk yolu da gösterilir. Verilen sürede bina yıkılmaz ya da imara aykırılık giderilmezse, Belediye İmar Müdürlüğü ekipleri, yapıyı yıkar ya da yıktırır. Süreç böyle işler.

Son günlerde Türkiye genelinde ve Datça’da gündemi meşgul eden vatandaşların dilinde dolaşan bir konu var. İmar barışından yararlanan bazı binalar yıkılıyor. Bu konu ile ilgili kaçak yapılaşma, imar barışı, yapı kayıt belgesi, uygulama imar planı, imar kirliliği suçu, resmi makamlara yalan beyanda bulunma suçu, Çevre Düzeni Planı gibi kavramlar bazen doğru bazen de yanlış olarak sıkça kullanılıyor.

Bu konuda siyasetçiler birtakım açıklamalarda bulunuyor, özellikle kıyı kentlerinde kaçak yapılaşmalarda artış olduğu konuşuluyor, Yurttaşlar tapulu taşınmazları üzerinde yapı yapamadıklarından ve yaptıkları yapılar ile ilgili olarak aldıkları yapı kayıt belgelerinin iptal edilmesinden, yapılarının yıkılmasından dolayı mağdur olduklarından bahsediyor.

Uygulama imar planları uyarınca yapı ruhsatı ve oturma iskan belgesi düzenleme ve kaçak ya da imara aykırı yapılar ile tespit ve yıkım işlemlerini yapmakla görevli ilçe belediye başkanları ise vatandaşlar ile merkezi yönetim arasında sıkışıp kaldıklarından şikayetçi.

Bir hukukçu olarak bu konu ile ilgili bir yazı yazmanın ne kadar zor olduğunu ne kadar dağınık bir mevzuatı bulunduğunu biliyorum. Elimden geldiğince konuyu fazla dağıtmadan ve yasal terimler ile sizleri sıkmadan bu konuda açıklamalarda bulunmaya çalışacağım.

Bilindiği üzere Türkiye kadastro işlemlerini bile son yıllarda tamamlamış, imar planı çalışmasını ise hala tamamlayamamış bir ülke konumundadır. Türkiye’de hızlı kentleşme ile birlikte yeterli arsa üretimi gerçekleştirilememiş 60’lı yıllardan itibaren kırdan kente hızlı bir akım başlayınca hazine arazileri üzerinde yaygın işgaller başlamış ve imar planı çalışmaları hızla gerçekleştirilemediği için çarpık kentleşme ve kaçak yapılaşma sorunu ortaya çıkmış, kaçak yapı stokları büyük kentlerimizde devasa boyutlara ulaşmıştır. Önemli bir bölümü deprem kuşağı üzerinde kurulmuş olan büyük kentlerde imar çalışmaları zamanında ve yeterli hızla tamamlanamadığı için yurttaşlar kendi arazileri üzerinde bile imar mevzuatına uygun yapılar üretememiş bu sorun büyüyerek günümüze kadar gelmiştir.

İmar planı çalışmalarını yeterli hızla tamamlayamayan merkezi idare imar planı yapma yetkisi bakımından birçok bölgede birden çok kurumu yetkili kılmış, yerel yönetimlerin imar planı yapma ya da onama yetkilerini son yıllar itibariyle büyük ölçüde tırpanlamıştır.

Bu konuda bir diğer karmaşa da bütün şehir yasası olarak bilinen 5216 sayılı Büyükşehir Belediye Yasası ile yaratılmıştır. Bu yasadan önce büyükşehirler belediyeleri merkez ilçelerin sınırları ile belirlenirken bu yasa ile birlikte kentin coğrafi sınırları ile büyükşehir belediyesinin coğrafi sınırları aynı olmuş, başka bir deyişle bütün ilçeler büyükşehir belediyelerinin sınırları içine alınmış, köy statüleri sona erdirilerek/tüzel kişilikleri kaldırılarak mahalleye dönüştürülmüştür.

Bu yasa ile bir başka yanlışlık daha yapılmıştır; İstanbul, Ankara, İzmir gibi metropol kentler ile Muğla, Aydın, Adana gibi kent merkezi ile kırsal alan bakımından çok değişik nüfus ve yerleşim özellikleri taşıyan kentler aynı torbanın içine atılmış ve bir başka karmaşa yaratılmıştır. Örneğin nüfusunun önemli bir bölümü merkez ilçenin dışında kıyı ilçelerde yaşayan, kent merkezine neredeyse 200 km mesafede ilçeleri olan, turizm ve tarımsal üretim bakımından merkezden çok farklı özelliklere sahip olan Muğla’da büyükşehir olarak tanımlanmış ve Muğla merkeze 120 KM mesafede bulunan Datça, merkez ilçe Menteşe ile aynı hukuki statüye getirilmiştir. Datça ilçe merkezine 35 km uzaklıkta olan Yazı Köyü, Çeşme Köy, Yaka Köy ve benzeri köyler mahalleye dönüştürülmüş böylece sorunlar çözülmek şöyle dursun daha da çapraşık hale getirilmiştir. Datça’nın kırsal alanlarında bile merkezinden farklı bir nüfus ve sosyal yapı varken Muğla merkeze uyum sağlaması zorluklar yaratmış, yerinden yönetim birimlerinin de yerel yönetim birimlerinin de görev ve sorumlulukları daha da artmıştır. Datça’dan 35 km, Muğla’dan 150 km uzaklıkta olan mahallelerin su sorununda yetki ve sorumluluk Muğla Büyükşehir Belediyesi, çevre temizliği konusunda ise Datça Belediyesi yetkili hale

Datça’nın tamamı Bozburun Özel Çevre Koruma Bölgesi içerisindedir. Önemli bir bölümü tarım arazisi, doğal ve arkeolojik sit bölgeleri çok yaygın, dolayısı bu alanlarda bakımından, kıyı alanları bakımından yetki ve sorumluluk merkezi idareye başka bir deyişle iktidara ait olunca halkın deyişi ile davul başkasının omuzunda tokmak başkasının elin bırakılmıştır.

5216 sayılı Büyükşehir Belediye Yasası gereğince, Çevre düzeni plânına uygun olmak kaydıyla, büyükşehir belediye) sınırları içinde 1/5.000 ile 1/25.000 arasındaki her ölçekte nazım imar plânını yapmak, yaptırmak ve onaylayarak uygulamak; büyükşehir içindeki belediyelerin nazım plâna uygun olarak hazırlayacakları 1/1000 uygulama imar plânlarını, bu plânlarda yapılacak değişiklikleri, parselasyon plânlarını ve imar ıslah plânlarını aynen veya değiştirerek onaylamak ve uygulanmasını denetlemek; nazım imar plânının yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde uygulama imar plânlarını ve parselasyon plânlarını yapmayan ilçe belediyelerinin uygulama imar plânlarını ve parselasyon plânlarını yapmak veya yaptırmak.  Büyük Şehir Belediyelerinin görevleri arasında sayılmış iken Özel Çevre Koruma Bölgesi olunca bu iş kökten değişmiş ve imar planlarının onaylanması yetkisi, hatta istediği değişikliği yapmak suretiyle onaylama yetkisi Çevre ve Şehircilik Bakanlığına bırakılmıştır.

Yetki karmaşası o boyuttadır ki Türkiye’nin en uzun sahil şeridine sahip Muğla İlinde ve de dolayısı ile Datça’da kıyı alanlarında büyükşehir ve ilçe belediyelerinin tüm yetkisi Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Doğal Varlıkları Koruma Genel Müdürlüğüne aktarılmıştır. Bu mevzuat uyarınca Datça’nın sahil şeridinde bulunan plajlar bu genel müdürlük eliyle bir şirkete kiralanabilmiştir. MUÇEV Tic. Ltd. Şirketi ile pazarlık ve davet usulü ile yapılan kira sözleşmelerine karşı açılan davalar Muğla ve Ankara İdare Mahkemeleri ve Danıştay arasında gidip gelmiş ve nihayet Ankara 18. İdare Mahkemesinde davanın görüşülme sırasının gelmesi gündeme gelmiştir. Buna benzer davalar daha önce de açılmış ve Muğla İdare Mahkemeleri tarafından iptal kararları verilmiştir.

15.05.2018 tarihinde yürürlüğe giren 7143 sayılı yasanın 16. Maddesi ile 3194 sayılı İmar Yassına Geçici bir madde eklenmesi kararlaştırılmıştır. Geçici 16. Madde olarak bilinen bu maddeye göre “ Afet risklerine hazırlık kapsamında ruhsatsız veya ruhsat ve eklerine aykırı yapıların kayıt altına alınması ve imar barışının sağlanması amacıyla, 31/12/2017 tarihinden önce yapılmış yapılar için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve yetkilendireceği kurum ve kuruluşlara 31/12/2018 tarihine kadar başvurulması, bu maddedeki şartların yerine getirilmesi ve 31/12/2018 tarihine kadar kayıt bedelinin ödenmesi halinde Yapı Kayıt Belgesi verilmesi amacı ile düzenlenmiştir. Yapı Kayıt Belgesi verilen yapılarla ilgili bu Kanun uyarınca alınmış yıkım kararları ile tahsil edilemeyen idari para cezaları iptal edilecektir.” Şeklinde bir düzenleme getirilmiştir.

Yasanın yürürlüğe girmesinden sonra 6 Haziran 2018 tarihinden 30443 sayılı Resmi Gazete’de Yapı Kayıt Belgesi verilmesine ilişkin usul ve esasları düzenlemek amacıyla “Yapı Kayıt Belgesi Verilmesine İlişkin Usul ve Esaslar Tebliği” yayınlanmıştır. Böylece 31.12.2017 tarihinden önce yapılmış olmak kaydı ile bazı özel bölgeler dışında (Boğaziçi ön görünüm bölgesi veya Çanakkale tarihi alan gibi) tüm Türkiye çapında ruhsatsız olarak yani kaçak olarak yapılmış yapılar ile ruhsatlı olmakla birlikte mimari projesine aykırı olarak yapılmış yapılar Bakanlıkça belirlenecek bir bedeli ödemek kaydı ile daha önce ilçe belediyelerince alınmış yıkım kararlarının, idari para cezalarının infazından vazgeçilmiş, Türk Ceza Yasasının 184. Maddesi gereğince açılmış ceza davalarının ve soruşturma aşamasındaki dosyaların ortadan kaldırılmasına karar verilmiştir.

İşin garip tarafı bu yasa uyarınca her başvurana hiçbir inceleme ve araştırma yapılmadan Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüklerince Yapı Kayıt Belgesi verilmiş, bedelleri tahsil edilmiş arkeolojik sit alanlarında kalan yapılar da bu kapsamda işlem görmüş ve Yapı Kayıt Belgeleri verilmiştir. Ancak, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yasası gereğince arkeolojik ya da doğal sit alanlarında herhangi bir yapının izinsiz yapılması mümkün olmadığından bu yasa gereğince açılan ceza davalarının ne olacağı konusunda bu yasada bir düzenleme yapılmamış bu konu yasa koyucu tarafından hiç düşünülmemiştir. Türk Ceza Yasasının 184. Maddesine göre açılan ceza davaları Yapı Kayıt Belgesi alan yapı sahipleri bakımından ortadan kaldırılırken 2863 sayılı yasanın 65. Maddesi uyarınca açılan ceza davaları devam etmiştir. Hala da devam etmektedir.

İmar Barışı uygulamasının yürürlüğe girdiği 2018 yılı ortalarından itibaren Yapı kayıt belgeleri iptal edilen yurttaşların resmi makamlara yalan beyanda bulundukları iddiası ile haklarında Türk Ceza Yasasının 206. Maddesi uyarınca yalan beyan suçlaması ile dava açılması olmuştur. Çevre ve şehircilik il müdürlükleri hiçbir inceleme ve araştırma yapmadan her başvurandan bedelini tahsil ederek yapı kayıt belgesini düzenledikten ve önemli bir parasal kaynağı vatandaştan topladıktan sonra, her ilde, Yapı Kayıt Belgesi Değerlendirme Komisyonları kurarak bu komisyonlar eliyle daha önce hiçbir inceleme ve araştırma yapılmadan, her başvurana verilen yapı kayıt belgeleri incelenmeye alınmış; incelemenin büyük bir kısmı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının kullanımında olan bir uydu görüntüleme programına dayalı olarak yapılmıştır.

Uydu görüntüleri incelenerek yapı kayıt belgesi alan yurttaşların arsaları parsel bazında görüntülenmiş ve 31.12.2017 tarihi itibariyle parseller üzerinde herhangi bir yapı görülmeyenlerin yapı kayıt belgeleri iptal edilmiştir. Yapı kayıt belgeleri iptal edilenlerin mevcut yapıların yıkılmasına karar verilmiş, yalan beyanda bulundukları için de cumhuriyet savcılıklarına suç duyurusunda bulunulmuştur.

Bir başka deyişle ilk başvuru sırasında yapılması gereken çok basit bir inceleme işlemi o zaman yapılmamış, vatandaştan para toplandıktan sonra bu basit inceleme ile gerçeğe aykırı beyanda bulunanların yapılarının yıkılmasına ve haklarında ceza davalarının açılmasına başlanmıştır.

Hukuk devletinin en önemli özelliklerinden biri de hukuki belirlilik ilkesi devlete güven ilkesi ve devletin devamlılığı ilkeleridir.  Yurttaş başvurduğunda, bir istekte bulunduğunda kamu otoritesi bunu inceler, araştırır yasal koşulları uymuyor ise o isteği yerine getirmez. Datça özelinde de Muğla Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü, iptal ettiği yapı kayıt belgelerine ilişkin belge ve bilgileri Datça Belediyesine iletmiş, tespit edilen kaçak yapıların derhal yıkılmasını emretmiştir. Ancak bu aşamada başka sorunlar ortaya çıkmıştır; yıkılan bu binaların molozları nereye dökülecekti? Datça Belediyesi hangi makine parkı ile ve hangi güvenlik elemanları ile bu yapıları yıkacaktı?

Bilindiği üzere Datça ilçe sınırları içerisinde yasal olarak belirlenmiş bir moloz atık alanı bulunmuyor. Bu konuda yetki Muğla Büyükşehir Belediyesinde, işlemleri orası yürütüyor ancak, moloz dökülecek olası alan orman sınırları içerisinde; orman alanında tahsis ve izin yetkisi merkezi idarede, nerede ise iki yıldan bu yana yazışmalar sürüyor, bu alan bir türlü tahsis edilmiyor, son yerel seçimler öncesi duyarlı yurttaşların çabası ile gündeme gelen konu seçimlerden sonra uyutulmaya bırakılmıştır. Şu anda bir alan belirlendi ve tahsis için izin yazısı  beklemektedir.

Bu gerekçeler karşısında yıkımın Datça Belediyesi olanakları ile yapılamayacağı anlaşılınca Çevre ve şehircilik Bakanlığı devreye girmiş ve yıkım işini bir şirkete ihale etmiş ve yıkımın derhal başlatılmasına karar verilmiştir. Bu durum Datça Belediyesine iletilince Datça Belediyesi, yıkılması kararlaştırılan 38 yapının sahibine kasım ayı sonuna doğru ihtar yazıları yazarak yıkımların 10 Aralık 2020 tarihinden itibaren ihaleyi alan şirket tarafından yapılacağı, buna göre yapıların boşaltılması veya yapı sahiplerince yıkılması halinde de belediyeye bilgi verilmesi konusunda uyarılmıştır. Bu yazıların büyük bir bölümü yapı sahiplerine tebliğ olunmuş ancak bir iki tanesi tebliğ edilememiştir. Yıkım işlemi Aralık Ayı’nın 10 itibariyle başlayınca bazı yapı sahipleri yapılarını yıkmış, bazıları idare mahkemesine dava açmış ve dava açanların içerisinden 13 yapı sahibi yürütmenin durdurulması kararı almıştır. Bu konuları Sayın Datça Belediye Baskanı Gürsel Uçar 5.01.2021 tarihli Belediye Meclis toplantısında yaptığı açılış konuşmasında kamuoyunun bilgisine sunmuştur.

Yıkım işlemleri infaz edilmekle etkisi tükenecek işlemlerden olduğundan idare mahkemeleri genellikle davalı idarenin savunmasını alıp işlemin hukuki niteliğini anlayıncaya kadar, tedbir olarak yürütmenin durdurulmasına karar vermektedir. Bunun bir örneği kısa bir süre önce Sarı Liman bölgesinde gündeme gelen bir kaçak yapı ile ilgili olarak kamuoyuna yansımıştır. Bu tip yıkım işlemlerinde genel olarak idarenin savunması alındıktan sonra tedbir olarak verilen yürütmenin durdurulması kararları kaldırılmakta ve davacının yürütmenin durdurulması isteği reddedilmektedir. Son yıkım işlemlerinde de sürecin bu şekilde gelişeceğini düşünüyorum.

Sorunun bir diğer tarafı da usulünce yapı kayıt belgesi alınan yapıların bir şekilde yapı sahiplerince yıkılması ile ortaya çıkmaktadır; 3194 sayılı İmar Yasasının geçici 16. Maddesi uyarınca verilen yapı kayıt belgeleri sahiplerine süresiz bir hak kazandırmamakta sadece belgeye konu yapının kullanım hakkını vermektedir. Durum böyle olunca yapı yıkılınca belgenin de bir geçerliliği kalmamakta, arazi sahibi yine başa dönmekte ve kaçak yapılaşma ile yüzleşmek zorunda kalmaktadır.

Sözün özeti şudur; imar barışı ve dolayısı ile de yapı kayıt belgesi bir yapı sahibine kalıcı bir hak sağlamamıştır. Birçok kişinin ödediği bedel yanına kar (!) kalmış, belgeleri iptal edilmiştir. Sit alanlarında yapı sahiplerine açılan davalara hiçbir etkisi olmamıştır. Birçok kişi, yalan beyan suçlaması ile mahkemelere düşmekten kurtulamamıştır.

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Hava durumu
İMSAK-
GÜNEŞ-
ÖĞLE-
İKİNDİ-
AKŞAM-
YATSI-

Mugla Haber Gazetesi - Atilla Taha