Son güncellenme :11.03.2020 13:36

Anasayfa > Muğla, Yazarlar > BUĞDAY VE EKMEĞİ İYİ ANLAMA ÜZERİNE

11.03.2020 Çar, 13:36

 

 

 

İnsanlık tarihi kadar eski olan ve binlerce yıldan beri bereketi temsil eden buğday ve ekmek,  Türkiye’de  olduğu gibi bütün  dünya ülkelerinin temel gıda maddesi olarak tüketilmektedir. Her iklimde yetişebilen  buğday ve tahıllar, ekimi, hasatı ve işlenmesi kolay ve ucuz olup, uzun yıllar saklanabilen, her yemeğin içinde ve yanında yeralan bir besindir.   Başta protein, mineral ve vitaminleri içeren, bütün insanların ihtiyacını karşılayan, kolay üretilen ve  tüketilen bir gıdadır.

Buğday ve Ekmeğin Önemi

Bir çok ülkede ekmek, günlük alınan kalorinin %50’den fazlasını sağlamaktadır. Gelişmiş Avrupa ülkelerinde ise karbonhidrat ihtiyacının yarısını, protein ihtiyacının üçte birini, B grubu vitaminlerinin %50’den fazlası ve E vitamininin de yaklasık %75’i ekmekten karşılanmaktadır. (Pomeranz 1987).  AB Ulkeleri ile ABD.-Kanada-Avustralya gibi gelişmiş  ülkelerde ise kişi başına ekmek tüketimi yaklasık 100-150 gr/gün düzeyinde bulunmaktadır. (Anonim 2001).

Ülkemizde ise ekmek tuketimi, gelir düzeyine, şehirleşmeye, bireylerin yaşam ve çalışma şekillerine veya diyetlerine bağlı olarak değişebilmektedir. Ancak ortalama bir değer vermek gerekirse, günlük kişi başına ekmek tüketimi, ülkemizde 350-400 gram arasında olup, düşük gelirli ailelerde bu rakam 800 grama kadar yükselmektedir. Yetişkin bir insan, günde 300 gr. ekmek tükettiğinde ihtiyacı olan proteinin % 40’ını, demirin % 35’ini, kalsiyumun %40’ını, B vitamininin % 45’ini karşılayabilmektedir.

Genellikle, yüzde 90’nı kuzey yarım kürede yetiştirilen buğday türleri, bütün insanlar için, olmazsa olmaz bir üründür. Bu nedenle, buğdayın cinsine  ve yörelere  göre, yapılan çok çeşitli ekmekler, sevilerek yendiğinden,  sofralardan  hiç eksik olmamaktadır. Bu bakımdan, ekmek tüketiminde dünyada en başta yeralan, Türkiye’de kişi başına yılda 100 kg, Almanya’da 90 kg, Fransa’da 80 kg. tüketilmektedir. Vücudumuzun enerji ve karbonhidrat ihtiyacı ekmekten sağlanırken, ihtiyaçtan fazla tüketilen ekmek, insana  zararlıda olabilmektedir. Halbuki, buğday insanlara yararlı bir çok maddeyi içinde barındırmaktadır. Buğdayın içerindeki gulüten, rüşeyhin, irmik gibi faydalı maddeler buğdayın un haline getirilmesi sırasında çeşitli şekillerde alınarak, başka amaçlar için kullanılmaktadır. Bu değerli maddeler buğdaydan alındıktan  sonra, ekmek yapımında katkı maddeleri de eklenmektedir. Bu yüzden, TÜBİTAK’ın yaptığı  bir araştırmaya göre, buğdaydaki çinko, folik asit, demir gibi elementler ile B6, B12 gibi vitaminlerden  yararlanamıyoruz. Toplumda, dünya ortalamasından daha yüksek oranda görülen raşitizm ve kan değerleri düşüklüğü vitamin ve mineral eksikliğinden ileri gelen hastalıkları arttırmıştır. Buna karşılık çare yine ekmekte olup, ekmek mayası olarak kullanılan ekşi mayadan üretilen betagulükan İnmüneks ise eczanelerde, destek amaçlı bağışıklık sisteminin güçlenmesinde kullanılmak üzere satılmaktadır.

Bu yüzden, beyaz veya beyazlatılan  ekmekteki artan nişasta miktarı, vucutta şekere dönüşerek insan sağlığını da bozmaktadır. Tam buğday ekmeğinden alabileceğimiz, folik asit, demir, B6 ve B12 vitaminleri, beyaz ekmeklerde az veya eksik olmasına, rağmen ülkemizde en fazla tüketilen ekmektir. Bu yüzden, daha çok açlık  ve yoksuluk sınırı altında olanlar tarafından tüketilmektedir. Beyaz ekmelerde fazla lif bulunmadığından, diğer ekmeklere göre  doyurucuda olmamakta ve daha çok yenmektedir. Dolayısıyla, nüfusumuzun  üçte birinde olan obezite hastalığı ülkemizde yaygın şekilde görülmektedir. Obezite ile kalb ve damar hastalıkları, karaciğer yağlanması ve şeker hastalıkları  (diabet) arasında yakın bir bağ bulunduğundan, şeker hastalığına   yakalanan her yaştaki insanlar, bir çok hastalığa da davetiye çıkarmaktadırlar. Ülkemizde, obezitilik önlenemediği için, hasta sayısı ve ilaç tüketimi her geçen gün daha da artmaktadır. Aslında, insan sağlığına ödediğimiz ve bu nedenle tüketilen ilaç harcamalarını, ekmekten ileri gelen israfa eklenmesi halinde, ülke ekonomisine verilen zarar dahada artmaktadır. Dolayısıyla ekmekte ucuzluk değil sağlık ön planda tutulmalı ve bu husus  devletin temel politikası olmalıdır.

O bakımdan, içinden değerli maddeleri alınan ve beyazlaştırılan, hızlı maya ile kabartılan ekmeklerin yerini, geleneksel ekşi mayalı tam tahıllı ekmeklerin alması, ülkemizin sağlıktaki bir çok sorununu da çözmüş olacaktır. Tam tahıllı ekmekler, bol lif içerdiğinden bilhassa kalın bağırsak kanserini de önlemektedir.. Kan şekerini düzenlemesi ve vucudumuzdaki tahribatı engellemesi yanında kaslarımızı da güçlendirdiği bilinmektedir.  Görüldüğü üzere, doğal ekmekler içindeki bazı maddeleri alıp, ekmeğe, mineral ve enerji için eklenen  başka katkılara da  ihtiyacı bulunmamaktadır. İnsanların her koşulda yararlanabilecekleri hayat iksiri olan ekmek hamuruna eklenen çeşitli bitkilerle  değişik tatlarda da yapılabilir. Bunun için evlerde, bu tür zeytinli, kekikli, tarçınlı ekmek yapmak mümkün olup, meraklılar için sınır bulunmamaktadır.

Ekmeğin Ekonomik Buyutu

Karbonhidrat kaynağı olan buğday, un haline getirilerek, başta ekmek olmak üzere, diğer unlu gıdaların imalatında kullanıldığı gibi bulgur, makarna, irmik, bisküvi gibi çok değişik ürünler şeklinde günlük beslenmemizde de yeralmaktadır. Öğütme teknolojisi sonucu ortaya çıkan kepek ve diğer yan ürünler ile düşük vasıflı buğdaylar ise hayvan yemi olarak kullanılmaktadır. Türkiye’de toplam 1.435 adet un, yem, makarna, irmik, bulgur, bisküvi, çeltik ve nişasta fabrikası faal olarak çalışmaktadır. Ayrıca son yıllarda ortaya çıkan yenilenebilir enerji kavramıyla birlikte buğdaydan  biyoetanol yakıt üretimide yapıldığından o yönden, gelecekte de önemli ihtiyaçlarımızın karşılanmasında kullanabilecektir. (TMO 2016 Yılı Hububat Raporu)

Dünya buğday ekim alanının %3,5’ine sahip olan ülkemizde buğday ekim alanları ise 23,9 milyon hektara ulaşmaktadır. Tarım alanlarının yaklaşık, %33’ünü kaplayan bu yerlerde ekilen  buğday %67’lik pay ile ilk sırada yeralır. Buğdayı %24’lük pay ile arpa, %6’lık pay ile mısır, %1’lik pay ile çeltik takip etmektedir. Yulaf ve çavdar üretimimiz yeterli düzeyde olup, alan olarak %1’lere karşılık gelen payı uzun yıllardır aynı seviyede devam ettirmektedir. (TÜİK 2016).

1930 yılında 2.809.300 ha ekim alanında 2.586.377 ton buğday üretiminde, 921 kg/ha verim alınırken,  2000 yılında 9.400.000 ha ekim alanında 21 milyon ton üretim ve 2.234 kg/ha buğday verimi elde edilmiştir. Son 10 yılın buğday ekim alanları 7,5–8,5 milyon hektar arasında bulunurken üretim miktarı ise 17,2–22,6 milyon ton arasında değişmektedir. 2016 yılı buğday üretimimiz ise 20,6 milyon ton olarak gerçekleşmiştir. (TMO-2016 Yılı Hububat Raporu)

TÜİK’in verilerine göre, Türkiye’nin 2019 yılı buğday ithalatı 8 milyon 374 bin tonu ekmeklik ve 1 milyon 453 bin  tonu makarnalık buğday olmak üzere 9 milyon 827 bin tona ulaşmıştır. 2019 yılında, 10 milyon tona ulaşan, buğday ithalatına  ödenen  miktar ise toplam  2,6 milyar dolar (15 milyar TL) ile buğdayın tonu 1.500 TLton.’yı (15 milyar TL/ 10 milyon ton)bulmaktadır. Ülkemizde üretilen ortalama 20,6 milyon ton buğdaydan başka Rusya’dan ithal edilen buğday ile birlikte ihtiyacımız 30 milyon tonu bulmaktadır. Ekilebilir topraklarımız tam kullanılması halinde ihtiyacımız olan buğdayın tamamı karşılanabileceği gibi yetiştirilen buğdayın büyük bir kısmıda ihraç edebilir

Ülkemizin buğday alanlarına bakarsak, toplam buğday ekilebilir 23,9 milyon hektar arazimizin 1/3 veya yüzde 33’ü (8 milyon hektar/23,9milyon hektar) ekilmekte, kalan arazi boş bırakılmaktadır.  Ekilen yerlerden yıllık 20,6 milyon buğday üretildiğine göre, arazimizin tamamından ise üretimimizin  üç katı olan 60 milyon ton buğday üretebilecek potansiyelimiz bulunmaktadır. Yılda üretebileceğimiz 60 milyon ton buğdayın ise ülkemize getireceği katma değer 90 milyar TL.

(60 milyon tonX1.500 TL/ton) dır. Piyasada uygulanan genel bir hesap şekline göre satış fiyatı için katsayı 3 alınır. Buna göre,  90 milyar TL lık buğdayı un yaparsak, 270 milyarTL.(90 milyarTLX 3), elde edilen undanda, ekmek veya unlu mamul üretmemiz halinde ise yaklaşık 810 milyar TL. (270 milyar TL.X3) katma değer veya gelir sağlayabiliriz. Hesaba göre, buğday tarımı için ekilebilir arazilerimizden elde  edilebilecek bugdaydan, un ve ekmek yahutta unlu mamul üretilmesi halinde şimdiki  milli gelirimiz kadar katma değer sağlayacağımız ortadadır. Ne yazıkki, varlık içinde yokluk çekerek, halkımız bu imkandan mahrum bırakılmaktadır. Halkımızın sağlığı başta olmak üzere, hem milli gelirimizi arttırmak için hemde genetiği ile oynanmamış, zengin bir gen mirasımızdan yararlanmamızı anlamak mümkün değildir.

Bunun sonucu, ekilemeyen topraklarımız varken, tarımda ithalata dayalı uygulanan yanlış politikalar yüzünde, köylü tarımdan uzaklaştırılmış,  İMF ve Dünya Bankası dayatmaları ile tarım çöktürülerek, ülkemiz samana bile muhtaç hale gelmiştir. Ülke dış ticaret açığı ile boğuşurken, halkın et ihtiyacını karşılamak için dış ülkelerden alınan hastalıklı büyükbaş hayvanlar ithalatı ise hayvan varlığımız için tehlike yaratmıştır. Buğdayla başlayıp, hayvancılığa dayanan bu keşmekeşlik yanında  üstüne üslük, ekmeğin üretim ve tüketimindeki israf nedeniyle, günde üretilen 95 milyon ekmeğin, yılda 6 milyar TL. tutarındaki miktarı çöpe atılarak kaynaklarımız da israf edilmektedir.

Bu tablodan da anlaşılacağı üzere, kendi topraklarımızın tamamını işleyerek buğday ekimi ile başta işsizlik olmak üzere, ekonomimiz, dış ticarette cari açığımız,  ülke güvenliğimiz için zorunludur

Halbuki, bundan 90 yıl önce bile ülke ekonomisinde tarımın büyük katkısı bulunduğu farkedilmiş ve Cumhuriyetimizin kuruluşundan itibaren tarımın geliştirilmesi için de çalışmalar yapılmıştır. Tarımdaki verimi arttırmak için, toprak, iklim, su ve kaliteli tohum kullanılması için araştırma  çalışmalarına, cumhuriyet kurulur kurulmaz ilk yıllarda  başlatılmıştır.

Araştırma çalışmaları sonucu, buğdayın ana vatanı olan Anadolu topraklarında 18 bin farklı tipte buğday olduğu anlaşılınca bütün dünyada şaşkınlık yaratmıştır. Türk bilim insanı Mirza Gökgöl’ün Türkiye’nin neredeyse her bölgesinden toplanan buğday örneklerini karakterize ederek, Atatürk döneminde, yaptığı bu çalışmayla 256 yeni buğday varyetesi olduğunu bulmuştur. Gökgöl, Türkiye’deki çiftçilerin elinde bulunan buğday çeşitlerinin bitki ıslahçıları için bir hazine değerinde olduğunu belirterek zengin gen kaynağına dikkat çekmiştir. (Sebahattin ŞİMŞİR)

Geniş bir ürün yelpazesine imkân veren iklim ve ekolojik özellikleriyle tarımsal üretimde ülkemiz, kendi kendine yeterlilik açısından çok daha iyi olabilecek imkanlara sahiptir. Ekilmeyen Konya  Ovasına yakın arazilerimizin ekilmesiyle, buğday ithalatına ihtiyaç olmadığı gibi, buğday ihracatıyla cari açığımızında azalmasına katkıda bulunabilir. Ayrıca, tarım sektöründe çalışan toplam istihdam da ve gayri safi yurt içi hasıla ile ihracat gelirlerinde de ciddi artışlar sağlayacaktır.

Ülkemizdeki Ekmek Sektörü

Ekmek üretim sektörüne gelince, çok mükemmel olmamakla beraber, bugünkü ihtiyacımızı karşılamaktadır. Bu nedenle, ülkemizde de ekmeklerin yüzde 80’lik bir kısmı halen taşfırın veya karafırınlarda  üretilmektedir. Teknolojinin gelişmesiyle kalabalıklaşan kentlerde ise “kara fırınların” yanında sektörde  “tünel fırınlı ekmek fabrikaları” ve “donuk ekmek fabrikaları” da bulunmaktadır. Bunların üretim miktarları ve yöntemleri farklı olmakla beraber ekmek israfının yarısı ekmek üreticileri, diğer yarısıda tüketiciler tarafından yapılmaktadır.

Taşfırınlar veya Karafırınlarda Ekmek Üretimi

Türkiye’de bulunan 25 bin kara fırın veya taş fırınlarının,  12 bin adedinin ruhsatsız ve kaçak olduğu belirlenmiştir. Sadece İstanbul’da 5 bin ekmek fırınınde ekmek üretilmekte ve fırınların kapasitelerinin yüzde 10-12’si kullanılabilmektedir. Sektörde, ekmek israfı ile birlikte fırın sayısı da ihtiyacın çok üzerinde bulunmaktadır. Taşfırınlarda günde yaklaşık  1500-3000 ekmek üretildiği düşünülürse, en fazla 75 milyon adet/gün (25.000 taşfırın X3.000 adet/gün) ekmek üretildiği ortaya çıkar. Toplam 95 milyon ekmek /gün üretimine göre, taş fırınlar yüzde 79-80’i (75milyon/Toplam 95milyon ekmek/gün) taşfırınlarda üretilmektedir.

Taş fırın veya kara fırınlarda israf, üretim fazlası ve satılamayan ekmeklerden dolayı olmaktadır. Eğer, üretim miktarı talebe göre kontrollu şekilde yapılırsa bu fırınlarda ekmek israfı kısmen azaltılabilir. Ancak, hamurun kabarması için ekşi mayada daha uzun süreye ihtiyaç bulunduğundan, taş fırınlarda,  daha fazla ekmek üretebilmek  için fırıncılar tarafından endüstriyel hızlı mayalar tercih edilmektedir. Bu mayalarla  kısa zamanda kabartılmış ve şişirilmiş beyaz ekmekler, halk tarafından da daha fazla tüketilmektedir. Üretilen ve tüketilen ekmeklerin yaklaşık yüzde 80’i beyaz ekmeklerdir. Beyaz ekmekler, daha çabuk bayatlayıp sertleşmekte ve açıkta kalan ekmekler kısa sürede de küflenmektedir, Piyasada tek tip ekmek olarak bilinen 200 gramlık beyaz ekmekler diğer ekmeklere göre daha ucuz olması dolayısıyla, tüketiciler tarafından ihtiyaçtan fazla da alınmaktadır. Tazeliğini kaybetmiş eski ve bayatlayan ekmekler ise çöpe atılmaktadır.

Mahallelerde faaliyet gösteren ve o çevrenin ihtiyacını karşılayan kara fırın ve taş fırınlarda pişirilen ekmekler fırından çıktığı gibi sıcak, sıcak satılmakta, müşterilerin isteğine göre soğuyan ekmekler dilimlenerek de verilebilmektedir. Marketlerde yaptığımız araştırmalara göre, klasik şekilde üretilen, beyaz undan yapılmış veya beyazlatılmış ekmekler, fabrikalarda üretilen ekmeklerden daha fazla satılmaktadır. Tüketicinin klasik ekmeği seçmesindeki asıl nedenin, ucuz olması yanında, fabrikaların ürettiği ekmeklerde olan katkı maddesinin, standart ve beyaz ekmeklerde bulunmadığına inanılmaktadır. Beyaz ekmeklerin daha düşük gramajda yapılması ve fiyatının ucuz olması nedeniyle aranmaktadır. Halbuki, halkımızın büyük bir kısmı tarafından  kullanılan bu ekmeklerden kepek ve değerli maddeleri alındığından insan sağlığı yönünden çok masum değildir. Bilhassa, diyabetten sorunu olanların bu ekmeğin kullanması da sakıncalar görülmektedir.

Yaklaşık 70 yıldan beri çarşı fırınlarında üretilen beyaz ekmeklerden ayrı olarak, geleneksel pide, haşhaşlı çörek, ekşi mayalı tam tahıllı ekmeklerde üretilmektedir. Bu fırınlarda, yeni bir yatırım yapmadan,  beyaz ve tek tip ekmekler yerine, içinden yararlı maddeleri alınmamış, tam tahıllı buğday ekmeğine dönüştürülmesi ile ekmeklerin daha doyurucu  ve besleyici olması ile ekmek tüketimini azaltabilir. Ekmekler daha geç bayatlaması ile ekmek israfına olumlu katkı sağlayabilir.

Tünel Fırınlı Ekmek Fabrikaları

Teknolojideki gelişmeler, ekmek üretimini de değiştirmiş ve ülkemizde de son kırk yıldan bu yana 100’ye yakın  ekmek fabrikası  İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Konya, Kayseri gibi büyük şehirlerde kurulmuştur. Bu fabrikalarda, günde ortalama 200. 000 ekmek, tamamında ise ekmek ihtiyacını yüzde 20’si toplam 20 milyon ekmek   İstanbul ve Ankara Halk Ekmek (İHE), UNO, Untad, Ekmekcim gibi firmalara ait ekmek fabrikalarda üretilmektedir. Ekmek üretiminde hamur hazırlama ve kesme, şekil verme, tünel fırınlarda pişirme ve soğutularak, dilimlendikten sonra paketlenmektedir. El değmeden üretilen ekmekler hem daha hijyenik olmakta, hemde paketlenen ekmekler daha geç bayatlamaktadır. Ekmek paketlerininde üzerinde, marka, üretici şirket ve adresi, ekmek içinde bulunanlar vitaminler, mineraller ve enerji maddeleri, ekmeğin ağırlığı ve son kullanma tarihi gibi bilgiler yer almaktadır. Standart tek tip ekmekler karafırın veya taşfırınlarda üretilirken, ekmek fabrikalarında değişik unlardan yapılan, tam tahıllı, tam çavdar, köy ekmeği, organik ekmek ve kepekli ekmek gibi çeşitli ekmek türleri de üretilmektedir. Üretim çeşitleri arasında, baget, tombul ekmekler, tost, hamburger, sandvinç, küçük porsiyonlarda özel ekmekler de bulunmaktadır.  Üretim esnasında, ekmek hamuru içersine, vitaminler, mineraller ve koruyucu maddeler de eklenmektedir. Gulütenli, gulütensiz, şekerli, şekersiz ve diyet ekmekleri üretilmektedir. Kullanma süresi 6 gün olup, marketlerde satılan bu ekmeklerde markaya göre, yaklaşık yüzde 10 oranında iade yapılmaktadır. Fabrikalarda üretilen  ekmekler daha çok büyük şehirlerde tüketilmektedir. Ekmek fabrikaları ile marketler arasındaki koordinasyonla ve üretim miktarının iyi yönetilmesi halinde buradaki iade miktarı azaltılabilir ve hatta tam olarak ortadan kaldırılabilir. Ekmek, bir gün önce ne kadar satılmışsa o kadar  üretilmelidir..

Donuk Ekmek Fabrikaları

Gerek kara fırınlarda üretilen, gerekse ekmek fabrikalarında üretilen ekmeklerden başka bir üretim şekli olan donuk ekmek fabrikaları günümüzde, Avrupa’da olduğu gibi ülkemizde de gittikçe yaygınlaşmaktadır. Sayıları pek fazla olmamakla beraber, fabrikada üretilen ve az pişirilerek dondurulan ekmekler, donuk ekmek tesislerine ait şubelerdeki elektrikli fırınlarda tüketicinin talebine  uygun olarak, kısa sürede pişirilmekte ve istek üzerine dilimlenerek kese kağıtlar içinde müşteriye sunulmaktadır. Bu şekildeki üretimle tüketiciler, taş fırınlarda veya kara fırınlarda olduğu gibi, ekmekler pişirilerek  taze taze satılmaktadır. Ayrıca, eski yıllarda olduğu gibi, ekşi maya ile mayalandırılarak tam tahıllı ekmeklerle  Siyez Buğdayı, Karabuğday, Kastamonu gibi, Fransız veya Alman ekmekleride, koruyucu madde eklenmeden doğal olarak üretilmektedir. Bu fırınlar, taş fırınlarla, ekmek fabrikaları arasında bulunan ve yeni gelişmeye başlayan ve her iki üretim şeklinin iyi yönlerini alan donuk ekmek fabrikaları, standart beyaz ekmeklere ve fabrikalarda üretilen ekmeklere göre daha pahalı olup,  ekmekler sağlığına düşkün, eğitimli insanlardan oluşan  büyük müşteri kitlesine sahiptir. Bu fırınlarda, ihtiyaca göre ekmek üretimi yapıldığından israf sıfıra yakındır.

Avrupa ülkelerinde olan, donuk ekmek fabrikaları, ülkemizde ilk önce “UNO” tarafından Gebze’de kurulmuş, sonrada bir Belçika firması Manisa’da yeni kurduğu “La Lorraine Ekmek Fabrikası”nda çok çeşitli ekmek türü üretilmektedir. Ayrıca bir Alman firması olan “Backhaus”da, üretilen donuk ekmekler, İstanbul İstinye’de bulunan AVM’de ürettiği ekmekleri, firmalar kendi şubelerinde pazarlamaktadır. Müşterinin talebine göre üretilen ve dilimleyerek kesekağıdı içinde verilen  ekmeklerde katkı maddesi ve gıda boyası kullanılmıyor.

Ekmek fabrikalarında üretilen çok çeşitli gulütenli, gulütensiz, şekerli, şekersiz ve diyet ekmekler toplumun bütünü tarafındandan kullanılmadığından ekmek israfının artmasında payı bulunmaktadır. O bakımdan, bu tür özel ekmekler donuk ekmek fırınlarında üretilmeli, özel ekmekler dışındaki  ekmeklerin ise ekmek fabrikalarında üretilmesi daha ekonomik olacaktır.

Bu üç türdeki fırın ve ekmek fabrikaları  gelecekte de ekmek üretiminde varlıklarını sürdüreceği anlaşılmaktadır. Ekmek israfını önlemek için ihtiyaçtan fazla üretim yapılmamasına dikkat edilmelidir. İnsan sağlığı için beyaz ve klasik ekmekler yerıne tam tahıllı unlardan yapılan ekmekler, daha uzun sürede bayatlaması ve daha doyurucu olması dolayısıyla  daha az yenildiğinden, ekmek tüketiminide azaltacaktır. Beyaz ekmek yerine, tam tahıllı ekmek, ekmek  israfı için çözüm olmakla beraber, içindeki değerli maddeler de insan sağlığı için  çok önemlidir.

Görüldüğü üzere, buğday üretimi tarımı ve ekmek ve unlu mamuller sektörü, bütün sektörünün en başında yer almaktadır. Ekmek nimettir ve berekettir, bu sektörün Pazar payı ve dünyada açlık çeken 850 milyonun yaratması için en önde ekmek yeralmaktadır. Bunun için, değişen teknolojik gelişmeler de dikkate alınarak, ekmeğin üretiminden tüketimine kadar ekmek israfının önlemesi hususları yanında,  halk sağlığı da gözetilerek, bütün ekmek türlerini kapsayan standartları belirleyen yeni bir yasa ve uygulamalarda kullanılmak üzere  yönetmelik hazırlanmasına ihtiyaç bulunmaktadır.

 

YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.