Muğla Haber Gazetesi

BİR SÖZ ve BİR YORUM

BİR SÖZ ve BİR YORUM
Nuri Durusoy
Nuri Durusoy( [email protected] )
03 Mart 2016 - 9:43

Günümüzden binlerce yıl öncesinde Aristotales demiş ki; “En büyük suçlar, zaruri olanı değil de fazla olanı elde etmek için işlenir!” Bu yazımda siz değerli okurlarımla bu sözün hangi çağrışımları akla getirdiğini elimden geldiğince yorumlamaya çalışacağım.

Şayet dikkat etmişseniz birçok yazımda değinmişimdir. Bana göre dünyanın en büyük filozoflarından biri şüphesiz bizim Hoca Nasreddin’dir. Bu da bu toprakların bir övünç vesilesi, bu kültürün kurumayan membalarından biridir. Hocamız bir gün bir topluluğa bir şeyler anlatmak ister ancak halkın huzuruna çıktığında neyi anlatacağını bir türlü hatırlayamaz. Eee hoca bu durumda ne yapsın? Der ki; Size neyi anlatacağımı biliyor musunuz? Ahali, hayır bilmiyoruz hocam derler. Hocamız der ki; Peki madem bilmiyorsunuz, bilmemeniz daha iyi olur der ve oradan ayrılır. Ertesi gün hocamız yine aynı kalabalığa aynı soruyu sorunca oradakiler derler ki; Biliyoruz hocam derler. Hoca yine ne anlatacağını hatırlayamamıştır ve der ki; Eh madem biliyorsunuz anlatmasam da olur der ve oradan ayrılır. Ancak bu husus hocamızı epey bunalttığı ve ahali de hoca ne diyecek acaba diye çok merak ettiği için daha sonraki günde yine aynı soruyu sorunca dinleyenler bu sefer de derler ki; Hocam bir kısmımız biliyor, bir kısmımız bilmiyor. Bazen halka hitaplarda böyle durumlar olur maalesef ve hoca yine ne anlatacağını yine bir türlü hatırlayamayınca o kıvrak zekâsıyla der ki; O halde benim anlatmama gerek yok bilenler bilmeyenlere anlatsınlar! Sanıyorum bu hikâyeyi de anlatmıştım ama sözlerden özür dileyerek ve çok sevdiğim için bir kez daha anlatmış olayım.

Büyüklerin sözleri sözlerin de büyüğüdür ve boşuna söylenmemiştir. Aristotales bu güzel sözüyle acaba neyi anlatmak istemiş olabilir diye düşündüm, baktım ki binlerce yıl öncesinde söylenmiş olmasına rağmen inanın halen hükmünü icra eden bir tespit. Öyle değil mi? Hayatımız boyunca hep bir şeyler elde etmeyi, bir şeylere sahip olmayı arzu ederiz. Ancak, bunun meşru ve hak edilen yollarla olması gerekir. Bir makama geliriz, daha sonra bir üst makama gelmeyi arzu ederiz. Bu da son derece normaldir ancak, hak edilmek koşulu ile. Bir evimiz ya da bir otomobilimiz olur, daha güzelinin, daha yenisinin veya daha alımlı çalımlısının bizim olmasını arzu ederiz. Bu da son derece normaldir.

Bazı istisnai insanlar getirildikleri makama, vizyon ve misyonuna güç ve değer katarlar, bir kısım insanlar ise gücünü bulunduğu makam ve mevkiden alırlar. Bilindiği üzere Yarbay Mustafa Kemal, 19. Tümen Komutanlığı’na atanmış, sonuçta tarihin ve milletin talihinin dönüm noktalarından biri olan Çanakkale Zaferi kazanılmıştır. 9. Ordu Müfettişliği’nden ve askerlik görevinden istifa ettikten sonra Heyet-i Temsiliye Reisi Olarak Erzurum ve Sivas Kongrelerini toplamış, sonuçta Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni açmış ve ilk Meclis Başkanı olmuştur. Başkomutanlık yetkisinin verilmesinden sonra Sakarya Zaferi’ni kazanmış, ardından 30 Ağustos zaferi ile taçlandırmıştır. Zaferden sonra yeni bir Türk devleti kurarak Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Cumhurbaşkanı olmuş ve Cumhuriyetimizin temellerini atmıştır. Diyeceksiniz ki Atatürk, istisnai olarak yaratılmış şahsiyetlerden biridir. Peki, sonuç itibariyle bu milletin bağrından çıkan, gurur ve övünç kaynağı, İngiltere eski başbakanlarından David Lloid George’nin ve Sir Winston Churchill’in ifadeleriyle insanlık tarihinin nadiren ortaya çıkardığı bir evlâdı değil midir?

Ben de emekli bir öğretmen olduğuma göre o zaman hocam bunları hepimiz biliyoruz ancak siz neyi anlatmak istiyorsunuz? Hah işte şimdi sadede dönelim ve asıl anlatmak istediğimi anlatayım. Geçen günlerde bir gazetede okumuştum. En kirli, en mikroplu nesnelerin ilk sıralarında neler varmış biliyor musunuz? Asansör, otomat düğmeleri,  kapı kolları, umumi tuvalet muslukları v.s. Oysa hiçbirimizin bu nesneleri kullanırken böyle şeyler aklına hiç gelmez. Aristotales’in yazıma aldığım sözü de öyle. Üzerinde düşünmezsek sanırım sadece okur geçeriz. Bakınız büyük insanlarımızdan Mehmet Akif Ersoy Safahat’ında ne demiş?

“Ya açar Nazm-ı Celil’in bakarız yaprağına,

Yahut üfler geçeriz bir ölünün toprağına.

İnmemiştir hele Kur’an bunu hakkıyla bilin,

Ne mezarlıkta okunmak, ne de fal bakmak için!“

Bir şeyi, hele ki hidayet rehberi olarak indirilmiş olan Kur’an’ı okuyorsak neyi anlatmak istediğini de anlamamız gerekir.

Demek ki neymiş efendim; En büyük suçlar, zaruri olanı değil, fazla olanı elde etmek için işlenirmiş. Çünkü neden? İnsan denilen varlık, bir türlü elde ettikleri ile yetinmeyi bilmez, her şey benim olsun, herkesin önünde ben olayım, ilk akla gelen hep ben olayım, herkes ağzımın içine baksın vs. arzusunu taşır. Taşır taşımasına ama kazın ayağı öyle değil sanırım. Hani denilir ya, İslâmın şartı beştir, altıncısı ise haddini bilmektir diye… Nereden biliyoruz bizden daha ehil, daha değerli ve daha haklı birilerinin olmadığını ya da olamayacağını? Etrafımıza şöyle bir alıcı gözle ve konuya bu zaviyeden baktığımızda bu sözün kapsama alanında bulunan maalesef o kadar çok insan var ki kısacık bir köşe yazısında bunu anlatabilmek sanırım mümkün değil. Geçimini sağlayacak kadar ve hatta çok daha fazlası kazanıldığı halde bununla yetinilmeyip hak, hukuk gözetmeden daha fazlasını, daha fazlasını kazanma hırsı ile hareket edildiğinde sonuçta bakılıyor ki artık faydası olmayan pişmanlıklara maruz kalınmış. O nedenle etrafımdaki sevdiğim, saydığım insanlara ve benden yaşça küçük olanlara hep şunu tavsiye etmişimdir. Hakkınız ve haddiniz olmayan bir şeyi asla vazgeçemeyeceğiniz bir kara sevdanız haline getirmeyin. Size gösterilen teveccühü hiçbir şekilde suiistimal etmeyin ve o sevgi, saygı ve ilgiye lâyık olmaya gayret edin.

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

KÖŞE YAZARLARI
Hava durumu
İMSAK-
GÜNEŞ-
ÖĞLE-
İKİNDİ-
AKŞAM-
YATSI-

Mugla Haber Gazetesi - Atilla Taha