Muğla Haber Gazetesi

Bir mendil hikayesi

Bir mendil hikayesi
Mustafa Karadağ
Mustafa Karadağ( [email protected] )
25 Eylül 2017 - 12:02

Eskiden bizim kırsalda düğünler üç gün sürerdi. İlk gün başlangıçtır ve günlerden Cumadır. Düğünü yapacak “çalgıcılar” gündüzden gelir ve düğün o akşam başlardı.
Kız evi kendi evinde, oğlan evi kendi evinde yapardı düğününü. Akşam olunca masalar kurulur, davetliler gelmeye başlar. Davetlilere yer gösterilir, masaya bir içki şişesi konulur. Daha önceden hazırlanan yemekler, mezeler gelmeye başları. Vakit ilerledikçe düğün tam anlamıyla gerçek olurdu. Malum, düğünde yöresel oyun havaları ile oynanır bu genellikle Zeybek oyunlarıdır. Ortada meydanı idare eden kişiler vardır. Bunlar masaların eksiklerini izlerler ve varsa tamamlarlardı.
Sıra oyunlara gelir. Oyunlar masa masa sırayla oynanır, oyunu biten masadakiler yerine dönünce ortamı idare eden kişi diğer masayı oyuna davet ederdi. Bu konuda kesin kural yürürlüktedir. Bu kural şudur; oynayanların veya oynayanın oyunu bozulmaz yani oyun üzerine bir başkası gelip oynamaya çıkamaz. Böyle bir şey olursa bu kavga sebebidir. Bazen olur ve bunun kasıtlı olduğu anlaşılır. Çünkü bilinir ki önceden oynayanlarla veya oynayanla oyun üstüne çıkanın bir “marizesi” vardır. Maksat herkesin önünde kavga çıkarmaktır. Yani düğün ortamı bir hesaplaşma fırsatı! Bilerek yapılmıştır bu iş. Çoğu zaman kavgalar hafif atlatılır, araya girenler bu işi çözerler ve tansiyonu düşürürler.
Kız evinde de düğün devam etmektedir. Bu düğünün seyircileri genellikle kadınlar, kızlardır ve de kızların içinde sevdiği olan genç delikanlılardır. Gelin hanım “peştamal” örtüleri içindeki kız arkadaşlarını birer birer bulur ve peştemalından sürükleyerek oyuna davet eder. Tam da bu sırada oyuna çıkarılan genç kızın taliplisi delikanlı bir mendil içine bağladığı parayı (mendil olarak) seyircilerin üzerinden ortaya fırlatır. Oynayan kıza hem “para çevirmiş” olur hem de kızda gönlü olduğunu ilan etmiş olurdu. Bu genellikle herkes tarafından bilinir, bilmeyenleri de kulaktan kulağa fısıltıyla durumu hemen orada anlatırlardı birbirlerine. Sonuçta “ilan-ı aşk” yerini bulurdu…
Cumartesi günü çeyizler alınır, “şeker parlama” ve kına yakma törenleri olur ve Pazar günü ise gündüz “gelin alması” ile biterdi bu iş…
Teşbihte (benzetme) hata olmaz diye bir laf vardır…
O hesap; mecliste ve dışarıda(!) olup da tek muhalefet partisi olan bizim C.H.P, ADALET yürüyüşüyle, fındık yürüyüşüyle arkalardan bir yerden HALK meydanına habire MENDİL atmakta ama halka olan “ilan-ı aşkı” bir türlü anlatamıyor mu, anlaşılamıyor mu bilemiyorum…
Hadi bizler oldum olası anlıyoruz…
Demek ki dipten-tepeye, özden-biçime demokrasi ve “Demokratik SOL” değerler adına başka başka şeyler yapmak lazım!diye düşünüyorum…
Öyle değil mi..?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

KÖŞE YAZARLARI
Hava durumu
İMSAK-
GÜNEŞ-
ÖĞLE-
İKİNDİ-
AKŞAM-
YATSI-

Mugla Haber Gazetesi - Atilla Taha