Muğla Haber Gazetesi

BAKIYORUZ FAKAT ACABA GÖRÜYOR MUYUZ?

BAKIYORUZ FAKAT ACABA GÖRÜYOR MUYUZ?
Nuri Durusoy
Nuri Durusoy( [email protected]tr )
17 Mart 2016 - 9:18

Çoğu zaman her baktığımızı gördüğümüz yanılgısına düşeriz maalesef. Oysa bakmakla görmek farklı olgulardır. Asıl sorulması gereken soru şu; Önüne ardına, sağına soluna bakanlarımız var ama görenlerimiz var mı? Kırmızı ışık ihlali yapanımız ya da iki tek  attıktan sonra direksiyona geçenimiz anında enseleniyor fakat onlarca insanımızın katline, yüzlercesinin yaralanmasına, hatta belki de ömür boyu sakat kalmasına sebep olan, adeta birer suç aleti haline gelmiş / getirilmiş üstelik çalıntı motorlu araçlar biliniyor belki ama her nedense bir türlü görülemiyor ve bulunamıyor! Her ortam ve belki de herkes gerektiğinde teknoloji harikası cihazlarla dinlenebiliyor hatta bir kısım sakıncalı konuşmalardan ötürü bazı insanlar sorguya çekilebiliyor fakat birlik, dirlik ve huzurumuza musallat olan câni alçaklar birbirleriyle yirmi ilâ yirmi bin frekans aralığı dışındaki ses titreşimleriyle konuşuyor olmalılar ki bir türlü duyulamıyor!

İster istemez bende şu kanaat oluştu; Bu insanlar ya görünmezlik iksiri içerek aramızda dolaşıyor, birbirleriyle kaş göz işareti yaparak ya da dumanla veya güvercin kullanarak haberleşiyorlar! Olamaz mı? Yıllar önce yazdığım bir şiirimde demişim ki: İnsan görmek istediğini görür, bilmek istediğini bilir, koltuk değneğiyle gelir isterse meyhaneye! İçki, her yerde meydir, İster çayhanede iç, ister meyhanede, Dertler, şarap gibi sebil, Hayat, alabildiğine sefil, İnsan bu kadar rezil olduktan sonra… Benim yaşımdakilerin otuz, kırk yıl öncesinde yaşadığı ve ürpererek hatırladığı 12 Eylül 1980 öncesi o anarşi ve terör yıllarında Uşak’ın ana caddelerinden birinde yürürken kulağıma fısıldanan istihbari bir bilgi ile sıradan bir vatandaş olmama rağmen olası bir cana kast eyleminden kurtulduğum aklıma geldiğinde son olaylara bakıp büyük bir üzüntü duymaktan ve de hayıflanmaktan kendimi alamıyorum. Bakın nereden nereye! Yine bildik tanıdık kınamalar, lanetlemeler, esefle karşılamalar, vs. beylik laflardan öte değişen pek bir şey yok maalesef. Ama neyleyelim ki ateş düştüğü yeri yakar diye bir halk deyimimiz var ya aynen öyle! Empati yaptığımızda sanırım çıldırmamak mümkün değil! Son Ankara terör saldırısında yine gencecik canlar gitti, yine bir hiç uğruna nice ocaklar söndü! Hayatını kaybedenlerimize Allah’tan rahmet, geride kalanlarına ve ailelerine sabır, yaralananlara acil şifalar diliyorum. Acılarını buradan paylaşıyorum.

Türkülerimiz vardır ya ah o türkülerimiz! Fiziken bulunduğum mekândan alıp inanın bambaşka diyarlara götürüyorlar beni. Şair demiş ya; “Her sevgi bir düğüm atmış koluna, Dokundukça inler yarası vardır, Irak gönüllerin uçurumuna, Sevgiden bir köprü kurası vardır. Nice ki ölüm var er geç kaderde, Bir içli ağıtla iner son perde, Karaca oğlanın yattığı yerde, Ölene dek nöbet durası vardır!” Âşık Dertli Divani ne de güzel söylemiş: “Yaşanılası dünyanın, ne tadı ne tuzu kaldı. Ömür denen şu zamanın, çoğu gitti azı kaldı. Çalışmadan yiyenlerin, derimizi giyenlerin,  nice benim diyenlerin, ne izi ne tozu kaldı. Çürük ökçe yırtık taban, kurdu kuşu ettik çoban. Gariban daha da gariban, ne çulu ne bezi kaldı. Bizden geçinen kalleşler, döner geri bizi taşlar. Sıvıştı yaren yoldaşlar, ne sözü ne özü kaldı. Cahiller kendini aklar. Kamiller özünü yoklar. Kurudu çaylar ırmaklar, Serçeşme’nin gözü kaldı. Dertli Divani’nin varı, canandır canın öz yâri. Geçti bu devrin baharı, ne yazı ne güzü kaldı” Bunun ötesinde daha ne denilebilir bilemiyorum. Ayıracak zamanınız olursa internette Arif Sağ ustamızdan bir kere dinleyin isterseniz. Türküde denildiği gibi tadı tuzu kaldıysa tabi!

Hikâye bu ya, günün birinde büyük bir gemi batarken, aynen Titanik faciasında olduğu gibi yolcular denize dökülürler. Kaza mahalline gelen kurtarma ekipleri herkesi denizden toplar fakat biri, bütün ısrarlara rağmen beni tanrım kurtarır diyerek kurtarma sandalına alınmayı istemez. Daha sonra tesadüfen oradan geçmekte olan bir teknede bulunanlar boğulmak üzere olan adamı çekip almak ister fakat yine beni tanrım kurtarır yardımınıza gerek yok, sağolun diyerek gelmez, aradan bir müddet geçtikten sonra yine oradan  geçmekte olan bir şileptekiler almak ister fakat o kişi aynı sözlerle kurtarılmayı reddeder ve sonunda suda boğulup gider. Öbür dünyaya varıp; “ O kadar yalvardım beni neden kurtarmadınız?” Diye sitem ettiğinde meleklerden biri der ki; “Ulan salak! Allah’ın izniyle seni bir değil, iki değil tam üç kez kurtarmak istedik fakat sen hepsini reddettin!”

Bu hikâyeyi anlatmaktaki maksadım şu; Şüphesiz Allah c.c. bu övülmüş necip milleti terör belâsından ve diğer her türlü musibetten defalarca kurtarmayı murat ve takdir etmiş olabilir fakat acaba samimi olarak kurtulmayı istedik ve arzu ettik mi? Önemli olan sanırım bu! Baksanıza birileri hâlâ neyi bekliyorsa oturdukları sandalyeden bir türlü kalkamadıkları gibi orada sonuna kadar oturacaklarını da kamuoyuna deklare etmiş bulunuyorlar. Kendilerine, gönülleri ile birlikte milyonlarca oy da vererek ümit bağlayanların temsilcilerini, ülke sorunlarını görüşmek için bir mekânda bir araya getirip toplayamıyorlar bile. Hâlâ sen ben misali kayıkçı kavgası! Bizlere hiç yakışıyor mu bu? Gemiyi çalkantılı sulardan çıkararak dingin bir limana sokmayı bir türlü beceremeyen seyrüsefer ekibinin denetlenmesinden ve kaptanın seyir defteri de incelenerek olası takdir ya da eleştirilerin usulünce kendilerine iletilmesinden nasıl bir sakınca doğabilir ki? Aksine bunda büyük faydalar vardır. Kaldı ki “Barika-i hakikat, müsademe-i efkârdan doğar” diye bir söz vardır ve üstelik bu Türk’ün töresindendir. Atatürk çapında bir deha bile kurduğu meclisle yani milletle birlikte hareket etmiş ve meclis kararlarına dayanarak düşüncelerini eyleme dönüştürmüştür. Parlamenter demokrasi işte bunun için çok önemli ve hayati bir konudur. Çağdaş çoğulcu demokrasilerde ve hukukun üstünlüğünü özümsemiş hukuk devletlerinde kimse asla vazgeçilemez ve     lâyüsel değildir. Gerektiğinde soru sorma ve muhatabından konunun açıklanmasını isteme demokrasinin nimetlerinden ve de özelliklerinden biri hatta düşünceme göre en önemlisidir. Herkesin, olaylara benim ve sizlerin baktığı gibi baktığından asla şüphem yok ancak  bakılıyor bakılmasına da mevcut vaziyetin bütün yönleriyle görülüp, aklıselim ışığında gerekli analiz ve sentezlerin yapılabildiğinden şahsen pek emin değilim maalesef. Allah daha beterlerinden aziz milletimizi korusun.

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

KÖŞE YAZARLARI
Hava durumu
İMSAK-
GÜNEŞ-
ÖĞLE-
İKİNDİ-
AKŞAM-
YATSI-

Mugla Haber Gazetesi - Atilla Taha