Son güncellenme :30.03.2017 11:41

Anasayfa > Yazarlar > YOKSA BEN Mİ YANILIYORUM!

30.03.2017 Per, 11:41

YOKSA BEN Mİ YANILIYORUM!

Güneş batıdan doğup, doğudan batıyor da ben mi yanılıyorum yoksa? Yaşadığım zaman dilimi yirmi birinci yüzyıl değil mi acaba? Millî kültürümüz, dünyada eşi benzeri bulunmayan ve tarihin tanıklığında günümüze kadar gelmiş bir kültürdür. Bakın hemen aklıma gelen birkaç örnek vereyim. Halkımız der ki, “ Cin olmadan insan çarpmak” ya da “Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak” Yazımda bu iki ifadeden yola çıkarak anlatılmak istenilenlerle ilgili kişisel yorumumu siz değerli ve de çok az sayıdaki! okurlarımla paylaşmak istiyorum.

Yıllar öncesi dinlediğim bir anekdotta şöyle bir olay anlatılmıştı. Aklımda kaldığı kadarıyla sizlerle paylaşayım. Uluslar arası bir kamuoyu araştırma şirketi, çeşitli kalkınmış ülkelerde ve bir tane de geri kalmış ülkede sıradan işçilere şu soruları sormuş; “ Çalıştığınız bölümün şefi olsanız neleri yapardınız?” Kalkınmış ülke işçileri neleri yapacaklarını bir güzel anlatmışlar. Daha sonra “ Bu fabrikanın sahibi olsanız neleri yapardınız?” Aynı işçeler biraz daha detaylandırarak yapmak istediklerini ve yapacaklarını anlatmışlar. Sıra üçüncü ve son soruya gelmiş. “Ülkenizin Başbakanı olsanız neleri yapardınız?” Yine aynı işçiler sanki aralarında sözleşmişler gibi, “O benim işim değil, bu soruyu başbakan olmak isteyenlere sorun!” yolunda cevaplar vermişler. Aynı soruları geri kalmış ülkede yine sıradan işçilere sormuşlar, Birinci soruya verilen cevapta şöyle böyle benzer hususlar ifade edilmiş. İkinci soruya verilen cevapta yine üç aşağı beş yukarı bazı anlatımlarda bulunulmuş. Üçüncü soruya verilen cevap ta ise ( bakın burası çok önemli ) konuşanın sözünü bitirmesi ne mümkün” Hazret anlatmış ta anlatmış. Bu konuda engin düşüncelerini açıklamadığı konu ve yapamayacağı hemen hemen hiçbir iş kalmamış… Sonuçta bu araştırmayı yapan şirket, kalkınmış ülkelerin başarısını nelere, hangi temel düşüncelere borçlu olduğunu, geri kalmış ülkenin ise neden geri kaldığını anlatan araştırma raporuyla örnek teşkil etmesi bakımından meraklılarıyla paylaşmış. Demek ki demokrasinin nimetlerini özümseyerek kalkınmış, imrenilen o ülkelerde herkes kendi işini en mükemmel bir şekilde yapıyor, en azından buna gayret ediyor.

Uzun süre gidip geldiğim, günlerce kaldığım Edirne’deki Selimiye Camii’ni merak edip dikkatli bir şekilde inceledim. Ben bir mimar mıyım? Hayır. Eğitimci ve Avukatım. Caminin dört tarafı çok güzel park ve bahçelerle, çay kahve içilecek mekânlarla çevrili. Camiyi dört tarafından, içinden ve dışından yağmur oluklarına, şadırvanlarına, simetrisine, müezzinler mahfiline, mekânın ferahlığına, akustiğine varıncaya kadar aklımın erdiğince inceledim. Sonuç itibariyle dünya mimarisinin daha üstününü henüz ortaya koyamadığı ve Koca Sinan’ın “Ustalık eserimdir” dediği o muhteşem mabette en küçük bir kusur, hata, yanlış inanın bulamadım. Her defasında gözlerim yoruldu, göz kapaklarım hissettiği ağırlıkla kapandı. Bakın bunu niçin anlattım. Bilhassa son günlerde televizyonlarımızda, yazılı ve görsel basımızda yapılan, güncel bazı tartışmalarda ve bilhassa toplumumuz için son derece önemli bir konudaki yaklaşım ve yorumlarda ise, aklımın erdiği kadarıyla, siyasî düşünce ve değerlendirmelerden uzak, salt gerçekler anlatılanlar hariç doğru, yerinde, dinleyen ve aksi düşüncede olan kişileri ikna edici bir hususa, bu nitelikte bir tartışmaya rastlayamadım. Belki yapıldı da ben mi kaçırdım! Bir kısım açıklamalar körlerin fili tarif etmesi gibiydi ve her biri bir başka telden çalıyordu. Bana göre en derme çatma anlatımları bile sabırla dinledim fakat bildiklerim ışığında bir araya getirip değerlendiremedim. Halkımız bu durumu sanırım şöyle anlatır; “Bayram değil, seyran değil, eniştem beni niye öptü.” Birkaç mantıklı açıklama dışında çoğu, kişisel düşünceme göre muhteşem birer asparagas, başı sonu bilinmeyen, nereden geldiği ve nereye varacağı belli olmayan, tefekküre davet etmeyen, ucu açık demagoji ya da anlamsız, içeriği boş hamaset örnekleri. Nasıl mı? Kişisel bilgi birikimim elverdiğince anlatmaya çalışayım;

Sağlıkla, tıp ilmi ile ilgili bir konu normal olarak kimler tarafından dile getirilmesi ve tartışılması gerekir? Cevaplarınızı duyar gibi oldum. Tabi ki hekimler ve bu konuda emek vermiş, saçını başını ağartmış, dirsek çürütmüş değerli tıp profesörleri tarafından değil mi? Peki böyle bir konu örneğin ziraat odaları, ticaret ve sanayi odaları tarafından tartışılabilir mi? Bana göre hayır! Milî Eğitimle, tevhid-i tedrisatla ( Maarif Sistemi ) ilgili bir konu yine örneğin spor otoriteleri, FİFA kokartlı ünlü hakemlerce yahut bakkallar ve bayiler federasyonunca tartışılıp, değerli düşünce ve kanaatlerini kamuoyuyla paylaşmış olma dışında derde deva sadra şifa bir sonuca ulaşılabilir mi? Yine kişisel düşünceme göre hayır! O halde, toplumumuz açısından hayatî olan konularda ilk ve aradaki sözleri söylemek herkese tanınmış en doğal bir demokratik haktır. Bunu kimse yadırgayamaz. Ancak son sözün ve konulacak noktanın o hususun toplum tarafından kabul görmüş otoritelerince söylenilmesi gerekmez mi? konuyu daha fazla uzatıp dağıtmak istemiyorum. Anlayana sivrisinek saz kabilinden naçizane düşüncem olarak demek isterim ki; Ne olur ve lütfen her birimiz, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olduğu, cin olmadan insan çarpmaya kalktığı hemen her alanlarda değil, kendi uzmanlık alanında konuşsun ya da yazsın. Tartışılan konunun temelini atıp kabasını bitirsin ve bilimin imbiğinde damıtılmış düşüncelerini açıklayarak toplumumuzu aydınlatsın. Bilgi eksikliği olabilecek bizler de o değerli görüş ve düşüncelerden istifade edebilelim. Oluşacak temel düşünce ekseninde sade vatandaşlar olarak ve kendimize göre, aklımızın erdiğince kapı, pencere, iç döşeme, tefriş, ısıtma, aydınlatma ve sair tesisatla ilgili bir kısım rötuşlarımızı, beğendiğimiz ya da beğenmediğimiz yönlerini dile getirebilelim.

Denilebilir ki herhangi bir insan sadece işaret parmaklarını kullanarak piyano çalabilir ve bir eseri kendince seslendirebilir. Bu mümkündür ancak önemli olan, beste yapmayı, ruhunda hissettiklerini notalara dökmeyi, bu suretle duygu ve düşüncelerini çağlar ötesine taşımayı da bilmek gerekir. Kanunları ezbere bilmek bile hukuki yorum için bence yeterli değildir. Aksi son derece komik olur zaten. Düşünceme göre ihtiyaç duyulan alanlarda otorite olarak kabul olunan isimlerin millî bir görevidir aslında bu. Kim bilir belki de kişisel, kitlesel ve toplumsal değerler paradigması ve kabuller hususunda düşüncelerimde ben yanılıyorumdur! Olamaz mı? Onun için yine kültürümüzde denilir ki “Marifet iltifata tâbidir. Müşterisiz meta zâyidir.” İstiklâl Marşı’mızın şairi Mehmet Akif Ersoy’u çok severiz değil mi? Bakınız O büyük insan ne demiş; “Göster Allah’ım, bu millet kurtulur, tek mu’cize: Bir “Utanmak” hissi ver gâip hazinenden bize.- Safahat, s / 222” Ah ehliyet ve liyakat ah! Seni kimler denize attı ve hangi ummanlarda kayboldun? Hangi yunus yuttu da karnında dünyayı dolaşıyor ve kadir kıymet bilen sımsıcak bir kucak arıyorsun? Ne olursun kaptığın sulara da bir kez olsun uğra ve istersen asumana açılıp yalvaran avuçlara kus içindeki o cevheri!

YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.