Son güncellenme :25.04.2018 11:29

Anasayfa > Yazarlar > Yaşadığımız hayatta dürüst olabilmek ya da dürüst kalabilmek

25.04.2018 Çar, 11:29

Yaşadığımız hayatta dürüst olabilmek ya da dürüst kalabilmek

Gücü kutsayan, kazanımı önceleyen, esnekliği ve dönüşümü tembihleyen bir hayatı yaşıyoruz. Takdir edilir ki, böylesi bir hayatta; dik durmak, kendin kalabilmek, etik ya da ahlaki ilkelerden yana olmak zordur. Bu tür ortamlar insanı belirli kabullerle özdeşleşmeye zorlar. Özdeşleşme ise, insanoğlunun davranışlarının, içinde yaşadığı çevresel koşullar tarafından, önemli oranda etkilenmesi veya belirlenmesidir. Çoğunlukla insanoğlunun özgür iradesinin ürünü olmayan bu etkilenme, onu çevresel gelişmelerin parçasına dönüştürür. Böyle bir sonuç, gelişmelerin öznesi olan kişinin irade kullanım gücünü zaafa uğratır ve onu dürüstlük alanının dışına taşır.
Aslında burada da iki tür insan tipolojisi ön plana çıkar. Bunlardan birisi; her şeye rağmen iradesini kullanarak, kendisi olmaya çalışan ve dünyaya fazla tenezzül etmeyen idealist insan tipolojisidir. Diğeri ise; günlük düşünen, günlük yaşayan, zorluklara katlanmayı ve doğruları için bedel ödemeyi anlamsız bulan pragmatist insan tipolojisidir.
Birinci insan tipolojisini üretmek ve toplumsal yaşam sürecinde onun duruşunu ya da eğilimlerini rol model yapmak zordur. Ama mümkündür. Bu durum etik ve ahlaki standartlarla düzenlenmiş bir hayatı gerekli kılar. Yani böyle bir hayat biçimini reel pratiğe aktarabilirsek, toplumsal anlamda, dürüst olma ya da dürüst kalmayı başarabiliriz diye düşünüyorum.
İnsanoğlu, tarihinin değişik dönemlerinde söz konusu bu seviyeyi zaman zaman yakalamıştır. Asrı Saadet bunun tipik örneklerinden birisidir. Yine Türk Tarihinde de bu tür dönemlere şahit oluyoruz. Ahlaklı ve dürüst olmanın toplumsal standart haline dönüştüğü durumlarda, insanlar kendilerini dürüst olmaya mecbur hissedeceklerdir. Ancak gerçek anlamda istenen bu değildir. İstenilen şey, insanların kendi iradelerini kullanarak ahlaki ve etik ilkelere uygun bir hayatı tercih etmeleridir. Bu da ahlaki ve etik ilkelerin toplumsal kültüre dönüşmesiyle mümkün olur.
İkinci ( pragmatist) insan tipolojisine gelince, bunlar da konjonktürel anlamda artan ve azalan bir eğilim gösterirler. Ancak bu tipolojileri üretmek için ekstra bir çaba göstermeye gerek yoktur. Çünkü konjonktür, kendi çocuklarını kendisini desteklemesi için nemalandırarak bir şekilde üretir ve yaygınlaştırır. Bunun doğal sonucu olarak pragmatistler, kendileri için uygun olan ortamlarda mantar biter gibi her yerde ve şaşırtıcı bir şekilde ortaya çıkarlar. Söz konusu bu şaşırtıcı gelişmelerin arka planında nema, menfaat ve kazanım duygusu vardır. Kazanım duygusunun temel özelliklerinden birisi de, kişileri harekete geçirme gücünün son derece yüksek olmasıdır.
Yüksek hareket gücünü arkasına alan kazanım duygusu, “birlikte kazanalım” tavrı ile bütünleşerek, müthiş bir paylaşma ve paslaşmaya dönüşerek, pragmatist tipolojinin önünü açar. Bu aşamaya gelen pragmatist insan tipolojisinin iç dünyasında, artık etik ve ahlaki standartların bir anlamı yoktur. Dürüstlük ise, bu insan tipolojisi için hayatı pür anlamda yaşamanın önünde duran ciddi bir engeldir. Bu engelin derhal ortadan kaldırılması gerekir. Bunun yolu da bu değerleri unutmaktan geçer. Zaten öyle de olur.
Kısacası, kazanım duygusu ve hayatı daha iyi yaşama gibi çeldiricilerin baskın eğilim arz ettiği günümüzde, insanoğlunu ahlaka ve etikaya çağırmanın bir anlamı yoktur. Çünkü çeldiricilerin yoğun ve “insan insanın kurdudur” gibi anlayışların baskın olduğu hayatta, insanın ahlaki ve etik ilkelere takılıp kalmasının intihardan başka bir anlamı olmayacaktır. İşte Vahşi Kapitalizmin uygulama biçimini temsil eden bu baskın eğilimlerin yaygın ve sahiplerinin de pragmatistler olduğu günümüzde, dürüst kalmanın ne kadar zor ve değerli olduğunu sanırım söylemeye gerek yoktur. Dürüst olan ve dürüst kalanların sayısının ve etkinliklerinin artması dileği ile.

YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.