Son güncellenme :10.05.2018 11:41

Anasayfa > Yazarlar > YAKLAŞAN ÇÖLLEŞME TEHLİKESİNE KARŞI UYARILAR

10.05.2018 Per, 11:41

YAKLAŞAN ÇÖLLEŞME TEHLİKESİNE KARŞI UYARILAR

Atmosferdeki sera gazı yükünün artmasıyla, 2016 ve 2017 yılının en sıcak günlerini yaşadık. Küresel ısınmanın, dünya’da yaşayan bütün canlılar için büyük tehdit olmasına rağmen, nedenlerini ortadan kaldıramadığımızdan, iklim değişikliklerinin bedeli çok ağır ödenmektedir. Kuraklık ve çölleşme dolayısıyla, artan sel afetleri, orman yangınları, yok olan endemik bitkiler ve hayvan türleri tehlikenin işaretlerini vermektedir. Nitekim, küresel ısınmanın durdurulamadığı takdirde, dünyada felaketlerin yaşanacağı ve Türkiye’ninde çölleşecek ülkelerin başında yer aldığını bilim adamları da bildirmektedir.
Türkiye Ziraat Odaları Birliğinin açıkladığına göre, geçen yılın ekim ayına göre bu yıl yağışlar daha da azalmıştır. Ekim ayları ortalaması dikkate alındığında yağışlarda da düşüş fazladır. Bu yüzden, tarım arazilerini ve hayvancılığımızı olumsuz yönde etkileyecek, iklim değişiklikleri şimdiden hissedilmeye başlamıştır. Bir çok yerde göletler kurumuş, barajlarda su seviyeleri düşmüş, Kızılırmak ve Yeşilırmak nehrinin su miktarı çok azalmıştır. İstanbul’un su kaynağı olan Istıranca Dağı eteklerindeki köylere tankerle su taşınması kuraklığın vehametini göstermektedir. Yer altı su rezervlerimiz azalmış, yeraltı su seviyeleri 40-50 cm iken bugün 150 m.ye kadar inmiştir.
Güney ve kuzey kutuplardaki buzulların erimesi, buzullardaki kopuşlarla ekolojik denge bozulurken, denizlerdeki sıcaklık artışından dolayı, balıklar daha soğuk sulara göç etmektedir. Göçmen kuşlar ise, her zamankinden daha erken göçe başlamış veya göç yollarını değiştirmiştir. Soyu tükenme tehlikesi olan dikkuyruk ördeği, küçük akbaba, ender görülen Sibirya kazı ile birlikte tesbit edilen bir çok kuş türü, en temiz havaya sahip Kars yöresine sığınmışlardır.
Küresel ısınma, binlerce yıldan beri dünya’nın bir çok ülkesinde, aksamadan devam eden doğal hayatın akışınıda değiştirmiştir. Meksika körfezinden hareketle, ABD’nin güneyine ve Avrupa’ya gelerek, dünya ikliminin dengelenmesinde büyük rol oynayan, Guft Stream’in sıcak su akıntıları son 1600 yılın en düşük seviyesine inmiştir. Bilim insanları bu duruma göre, Avrupa’nın batısında, kışların çok daha sert geçeceğini, ABD’nin doğusunda ise deniz seviyesinin hızla yükselterek tropik yağışların sekteye uğramasına neden olabileceğini tahmin etmektedir.
Bir başka araştırmaya göre, Afrika’nın kuzeyinde, 9 milyon kilometre kareyi aşkın yüzölçümü ile, kıtanın üçte birlik bir kısmını oluşturan Sahra Çölü giderek daha fazla güneye doğru genişliyor. Buna göre, Sahra Çölü güneye doğru genişliyerek yarı kurak bir şerit şeklinde Afrikayı doğudan batıya doğru ortadan ikiye bölen, sulu bir ılıman havanın hakim olduğu Sabel Bölgesi ise küçülmektedir. 1920 yılından 2013 yıla kadar yapılan araştırmalar sonucu,Sahra Çölünde olan %10 genişlemenin, üçte birinin iklim değişikliğinden kaynaklanmış ve yağışların azalmasıyla Çat Gölü kurumuştur. Sahra Çölündeki bu genişlemelerin diğer çöllerdede olabileceği, tarım arazilerinin küçüleceği tesbit edilmiştir.
Yeryüzündeki bu değişiklikler yanında , denizde ve karada yaşayan hayvanlar, değişen iklim şartlarına göre başka alanlara göç etmektedirler. Türkiye’de daha çölleşme başlamadan, Arap Yarımadası boyunca çöl bölgelerinde bulunan keşişkuyrukkalkanı kuşu şimdiden Antalya’ya kadar gelmiştir. Mısır’ın doğusunda Arap Yarımadası boyunca İran ve Pakistan kadar çöl bölgelerinde yayılış gösteren Keşişkuyrukkalkanı kuşu Mersin, Göksu Deltasında ve Antalya ve Manavgat sahiline kadar gelmiş olması, çölleşmenin ilk işaretlerini vermektedir.
Görüldüğü üzere, tarımsal ve endüstriyel faaliyetlerde kullanılan fosil yakıtlardan ortaya çıkan, atmosferdeki karbon emisyonu yükünün azaltılması yıllar sürebilecektir. O bakımdan, Dünya’nın karşı karşıya geldiği bu tehlikeli durumdan geri dönüş sağlamak için, geçen yıl, 191 ülkenin temsilcileri, Fas’ın Marakeş kentinde bir araya gelerek Paris İklim Anlaşmasını imzalamışlardır. Türkiye’nin de 22 Nisan 2016 tarihinde imzaladığı anlaşma yürürlüğe girmiş ve bu anlaşma, küresel ortalama sıcaklıklardaki artışın 2 derece santigratın mümkün olduğunca altında durdurulmasını hedef alınmıştır.
Ancak, 2017 yılı, Mayıs ayı içersinde, 146 ülkeden iki binden fazla delegenin, Uluslar arası iklim diplomasisi için Bonn’da biraraya geldiği günlerde, okyanuslardaki büyük kirliliğe rağmen, Trump’un milyarlarca dolara mal olmasını bahane eden, ABD’nin Paris Antlaşmasından, çekilmesi ardından, Türkiye’de antlaşmayı askıya almıştır. Bu durumda, iklim değişikliğinin yavaşlatılması hususunda, bütün ülkelerin umutları, Hindistan ve Çin gibi büyük endüstriye sahip ülkelere bağlamış bulunmaktadır. Halbuki, Dünya’yı kirleten ülkelerin başında yer alan ABD’nin, bu uzlaşmaz tutumunu anlamak mümkün değidir.
Ancak, anlaşmaya imza atan diğer ülkelerden Almanya, Fransa ve İngiltere, gibi bazı ülkeler kömür ocaklarını ve buna bağlı termik santrallarını kapatırken, Türkiye, çalışan santrallardan başka yeni santrallar kurmağa çalışmaktadır. 9 milyar ton rezerve sahip sahaları ruhsat bazında devredilmesi için yakında ihaleye çıkılacağı ve böylece, sahalardaki kömür rezervlerinin termik santrallarda değerlendirilmesi hedef alınmaktadır. Halbuki, içinde bulunduğumuz yüzyıl içersinde petrol ve doğalgazın tükeneceği göz önüne alınarak hazırlıklarımızı ona göre yapmalıyız. Yeni dönemde kömürün değeri artacağından, araştırmadan ve gelecekteki ihtiyaçlarımızı planlamadan, kömürlerimizi, sadece termik santrallarda değerlendirirsek, yine bağımlılıktan kurtulamayacağız. Bugüne kadar, kömür sadece termik santrallarda kullanılırak ve elektrik üretilmesi düşünülmüştür. Bu yüzden de kömür teknolojisinden uzak kalınmıştır. Halbuki, kömür, gazlaşabilir, sıvılaştırılır veya koklaştırılması dolayısıyla, kömür ve doğalgazdan sonra, diğer fosil yakıtların yerini alacaktır.
Ülkemizi çölleştirmeden kurtarmak için, Paris Anlaşmasına imza koyan her ülkenin uyacağı şekilde ülkemizde kendine düşen taahhütleri yerine getirmesi gerekir. Hava, su ve topraklarımızın kirlenmesini önlemek için öncelikle termik santralların devreden çıkarılması ve karbon emisyonu üreten kaynakları kontrol altına almalıyız. Globel ısınmayı durdurmak için enerjinin üretiminde, yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelinmesi yanında bu konuda yapılacak yatırımları da hızlandırmalıyız. Enerjiyi üretmek kadar enerjiyi de verimli kullanmalıyız. Akaryakıt tüketimin büyük kısmını kullanan motorlu araçların yerine elektrikli araçlara bırakılması için büyük çaba göstermeliyiz. Atmosferdeki karbon yükünün artışından sorumlu tutulan fosil yakıtlardan vazgeçmeliyiz.
Köylerimizi koruyarak, köyden kente göçü durdurmalı, kentlerin imarında geniş yeşil alanlara önem vermeliyiz. Ormanlarımızı ve meralarımızı korumalı ve yeni ormanlık alanlar oluşturmalıyız. Yer altı su seviyelerinin yükselmesi için, su depolanmasını sağlamak amacıyla barajlarımızı çoğaltmalıyız. Ormanlık alanlar içinde yapılacak göletler, yangınların söndürülmesinde kullanılırken yer altı su seviyesinin yükselmesinide sağlayacaktır. Dere yatakları doldurulmamalıdır. Su kaynaklarının yakınında veya yer altı sularına zarar verecek madencilik faaliyetlerine izin verilmemelidir. Su kaynaklarımızın korunması, yer altı su seviyelerinin yükselmesi için sulama şekillerinde değişiklik yapılarak, toprağın tuzlanmasına neden olacak vahşi sulama yerine, sulamada, damlama ve yağmurlama yanında topraksız tarım yaygın hale getirilmelidir. Sanayi tesislerinde kullanılan suların, denize ve derelere veya akarsulara boşaltılması önlenmeli, her tesis kendi suyunu arıtarak, tesislerinde tekrar tekrar kullanarak, sadece eksilen kadar su harcanmalıdır.
Görüldüğü gibi iklim değişikliğinin önlenmesi için öncelikle çevre kirliliğini ortadan kaldırmalıyız. Alınacak tedbirlerle bu mümkün mü? Elbetteki mümündür. Ancak çevreye takındığımız umuramazlığı bırakarak ciddi ve acil tedbirler yanı sıra, çölleşme tehklikesi halka anlatılmalı, okullarda öğrencilere çevre bilinci verilmelidir.
Bütün bunlar içinde, bir çok kuruluş ve bakanlıkları ilgilendiren alınacak tedbirlerin gerçekleşmesi için bu konuda eylem olanı hazırlanmalı ve her kuruluşun yapacağı işler belirlenmeli ve bütçeden pay ayırılmalıdır. Kalkınma Ajansları, bu konuda hazırlanacak projelere destek vermelidir. Hepsinden öncede, askıya aldığımız Paris Antlaşmasına uyarak, ülkemizdeki kömür kullanan termik santralları kapatılmalıdır.

YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.