Son güncellenme :22.11.2019 13:55

Anasayfa > Muğla, Yazarlar > TÜRK TELEKOM TEKRAR SATILIRKEN

22.11.2019 Cum, 13:55

TÜRK TELEKOM TEKRAR SATILIRKEN

Türkiye’nin kalkınmasında önemli yeri olan, birçok kamu  kuruluşu, zarar ediyor, gerekçesiyle, eski Maliye Bakanı  Kemal Unakıtan’ın,  “babalar gibi satarım” dediği gibi satılmış veya yandaşlara peşkeş çekilmiştir.  Bu kuruluşların pek  çoğu böylece ortadan kaldırılarak yok edilmişlerdir.  Zarar etmeyen, hatta  o yıllarda 2 milyar TL. kar eden ve Türkiye’nin en stratejik kuruluşlarından biri olan  TÜRK TELEKOM ise yok olmasa da,  2005 yılından bu yana sorunlarıyla birlikte satılmayı ve  üçüncü kez el değiştirmeyi beklemektedir.

Özelleştirilemediği için   geride kalan ve  hala daha ülkemizin değerli kuruluşlarından olan, TÜRKSAT, MKE, ROKETSAN, ASELSAN, BARUTSAN,  HAVELSAN, TÜBİTAK gibi, haberleşme ve savunma sanayimize ait değerli tesislerimiz ise  konularında dünya çapında harikalar yaratmaktadırlar.  Bugün yerli ve milli oranı %70’e kadar yükselen, Savunma Sanayimizin  ürettiği silah ve mühimmatları  kullanan, Türk Silahlı Kuvvetlerimiz ise  ABD’nin Ortadoğudaki planlarını  altüst ederek, batılıların oyunlarını bozmuştur.  Tank ve Palet Fabrikalarının yaptığı Fırtına Obüsleri, ise Suriye’de  terör örgütlerini darmaduman etmiştir. Beka meselesinin konuşulduğu bir zamanda, Tank ve Palet Fabrikasının, Katar ortaklığındaki bir şirkete verilmesi veya kiralanması  ise  aklın almadığı bir garebettir. Demek ki, satılanlara bakıldığında özelleştirmelerin nedeni zarar değil, talan ve akıl dışı olduğu  açıkça ortadadır.

Dolayısıyla, özelleştirilen veya satılanlan kuruluşların pek çoğu yok edilirken, nasılsa satılamayan kuruluşlarda, bütün  bunlara rağmen ayakta kalabilmişlerdir. Ekonomimizin önde gelen pek çok özel sektör kuruluşlarının da kamu kuruluşlarından  yetişenler tarafından kurulduğu düşünülürse, özelleştirmenin çözüm olmadığı açıktır. Dolayısıyla, Türkiye  ekonomisine yapacağı yararlar gözetilmeden, özelleştirilen veya satılan bir çok temel kuruluşumuzun  yeri,  hala doldurulamaması dolayısıyla, ülke  ihtiyacının yurtdışından yapılan ithalatlarla  karşılanması, ülkemizi borç batağına itmiştir.   Avrupa’da ve Amerika’da 150 yıllık kuruluşlar ayakta dururken, satılan veya kiralanan Türkiye’nin stratejik kuruluşlarından  Türk Telekom, işte bu nedenlerle uzun zamandan beri sağlam bir temele oturamamıştır.

Bilhassa,  2002 yılından sonra yapılan özelleştirmelerden  hem fabrikaların,  hemde ekonomimizin  aldığı   büyük darbelerden sonra, halkımız hala daha sıkıntılı günler geçirmektedir. Özelleştirmelerden önce bir çok tesis, ülke ekonomisine üreterek katkı sağlarken, özelleştirmelerden sonra, tesislere sahip olanlar, kasadaki parayı aldıktan sonra,  ya doğrudan yabancı şirketlere büyük karlar karşılığında devretmiş, yada, üretimleri durdurarak veya yıktıkları fabrikaların, makina yedek parça ve stokları ile  arsalarından büyük rantlar sağlamışlardır.  Böyle özelleştirmelerin neresi yararlı olmuştur, insaf sahibi, ALLAH  korkusu olan biri milletimize söylesinde bizde bilelim… Bu talan ile tahrip edilmiş ülke ekonomisinde yaşanılan sıkıntılarla birlikte, dış borçlar artmış, enfülasyon, cari açık, işsizlik, dışa bağımlılık ve ithalata dayalı bir ülke haline gelmemiz de,  en büyük neden özelleştirmelerdir.

Türkiye’nin en önemli stratejik kuruluşlardan biri olan,  TÜRK TELEKOM,  bu özelleştirmelerden zarar gören kuruluşların başında gelmektedir. Avrupa ülkeleri, haberleşme ve iletişimde   5G teknolojisine adımını atarken, aynı yıllarda kurulan  Türk Telekom’da,  özelleştirme sonrası daha işin başındayken  ortaya çıkan sorunlar dolayısıyle, Avrupa ülkelerindeki benzer kuruluşların çok gerisinde kalmıştır. Kurumun  %55 hissesini alan, Lübnanlı Oger, tarımdan sanayiye, eğitimden, savunmaya kadar, bütün sektörleri etkileyen fiber altyapısının kurulması  için  gereken yatırımları çoğunu  yapmamıştır. Üstelik, kurumun içini boşaltmış ve Türk Telekom’u zarara uğratarak, bankalardan  aldığı kredi borçlarını da arkasında bırakarak Türkiye’den kaçmıştır..  Oger’in, bu  ilk dalaveresi olmadığı gibi,  aynı işi Arap ülkelerinde de yapmasına rağmen, Türk Telekom, ne yazık ki, bu sabıkalı  kişiye verilmiştir.

Lübnanlı Hariri ailesinden olan Saudi Oger, ülkemizden  kaçtıktan sonra,  alacaklı durumda olan  bankalar, alacaklarını tahsil edemeyince, Oger’in teminat olarak gösterdiği Türk Telekom’un hisselerini,  Haziran /2018’de devralmak zorunda kalmışlardır. Bankaların, Türk Telekom’a sahiplenme  diye niyetleri  olmamış ki, şimdi ellerinde bulunan  hisseleri satmak için,  kamuoyuna  ilan etmişlerdir  bile…Bunun içinde, Oger’den alacaklı olan Akbank başta olmak üzere, İş Bankası,  Garanti Bankası, Yapı Kredi Bankası ile daha küçük hisseleri bulunan,  bankalarla birlikte toplam 8 banka, Levent Yapılandırma  Yönetimi  (LYY) sahipliğinde, Türk Telekom’un hisselerini satmak üzere, ABD merkezli yatırım bankası Morgan Stanley’i  yetkilendirmişlerdir.

Dolayısıyla, bankaların ayrı ayrı, Kamuoyu Aydınlatma Platformu’na (KAP) yaptığı açıklamalarda, satış ile ilgili gerekli çalışmalar ve potansiyel yatırımcılarla görüşmelerin yapılmağa  başlayacağını ve satış sürecinde de, Ak Yatırım, Garanti Yatırım ve İş Yatırım, gibi kuruluşların, yerel danışman olarak görev alacağı bildirilmiştir. Hisselerin satışı için uluslararası bir bankanın seçilmş olmasından  anlaşıldığına göre, Türk Telekom’a yabancı yatırımcılar beklenmektedir. Bu nedenle, Türk Telekom’u almak isteyen  kuruluşlardan  milli ve yerlilik olması aranmamaktadır. Nitekim, basında yeraldığı gibi sektörde bulunan bazı kişilerce, tamamlanamayan  fiber altyapısındaki ortaklığın  yabancıyı cezbedeceği düşünülmekte ve Türk Telekom’daki bu çözümsüzlüğe çare olarak ortaya sürülmektedir.

Bütün bu olaylara rağmen Türk Telekom, Lübnanlı Oger’den ve bankalardan sonra, üçüncü kez satılmak üzeredir.  Stratejik bir kuruluş olan Türk Telekom’daki, bu el değiştirmeler, bundan  sonra da devam edebilir. O bakımdan, Avrupa’dan geri kalan ve ülkenin bütün sektörlerini etkileyen  haberleşmedeki sorunların biran önce çözüme kavuşturulması içinde, devlet hazinesi bankaların elindeki bu hisseleri geri alarak, Telekomünasyon Sektörü yeniden yapılandırılmalıdır. Aksi takdirde, hisseleri elinde bulunduranlar veya satınalacak şirketler, kurum zarar ederse, Türk Telekom’un önemine ve vizyonuna bakmaksızın, arkalarında büyük borçlar bırakarak kaçabileceklerinden, stratejik kurumdaki belirsizlikler devam edip gidecektir..

Nitekim, Türk Telekom bunun en açık örneği olup,  Lübnanlı Oger’in. hazineye ödemesi gereken 6,6 milyar dolar için, kendi özkaynaklarını kullanmadan Türk Telekom’un %55 hissesine sahip oluvermiştir. Ardından, Türk Telekom’u   teminat göstererek bankalardan  aldığı, 4.75 milyar dolar kredi ile Türk Telekom’un kasasındaki,  2 milyar TL yı da birleştirerek,  tek kuruş harcamadan kurumu devralmıştır  Böylece, Lübnanlı Oger “Derenin taşı ile derenin kuşunu vurmuş” ve  herkese nasib olmayan bu imkana rağmen, beleşciliğini devam ettirmiştir. Her nedense, Türkiye’yi dolandırıp, ortada bırakan Türk Telekom’un sorumlusuna kimse bir şey sormamış ve kurumu  kurtarmak için Türkiye Cumhuriyeti hükümeti veya hükümetleri hiçbir girişimde de bulunmamışlardır.

Halbuki, PTT’ nin elindeki dijital ve analog telefon santrallarını  devralarak kurulan Türk Telekom, kısıtlı imkanlara rağmen çok kısa zamanda gelişmiş ve sabit telefonlardaki  abone sayısını  yükselterek, diğer ülkelerle at başı gitmişlerdir.  Daha sonra ortaya çıkan GSM operatörlerinden  sonra, mobil telefonlara  ilgi arttığından,  sabit telefonlar yaklaşık 40 milyondan 11.5 milyona kadar düşmüştür. Böylece, Türkiye’deki telefonlarda, toplam trafiğin yüzde 2,6 sabit, yüzde 97,3’ü  mobil trafik olmuştur. Sabit telefonda müşteri kaybına karşılık, mobil pazarda  abone sayısı 81,6 milyonu bulurken, ses trafiğinde  70,6 milyar dakikaya  ulaşılarak, Türkiye  konuşmada dünya liderliğine yükselmiştir.  Bununla beraber, Avrupa ülkelerinde de mobil telefonlar artmış ve  sabit telefonların sayıları ise Türkiye’de olduğu kadar çok düşmemiştir.  Başlangıçta, cep telefonu olarak ortaya çıkan, şimdi ise avuç içine sığan bir bilgisayar niteliğine dönüşen mobil telefondaki bu gelişmeler, dünyada olduğu gibi ülkemizde de durmamaktadır. Bundan sonra da, mobil telefonlar büyümeye devam edecektir. Ancak, evlerde ve iş yerlerindeki güvenliği sağlayan, alarm sistemi ve kamera  gibi, uzaktan algılama, gözlem, kontrol ve kumanda edilebilen  sistemlerin  bağlandığı  sabit telefonlar ise gelecekte evlerin ve işyerlerin dijitalleşmesi ile büyük bir gelişme göstereceği anlaşılmaktadır.

Türkiye’deki sabit ve mobil telefon pazarı böyle iken, İngiltere’de sabit trafik yüzde 31, mobil trafik yüz 69’dır, Almanya’da ise sabit trafik 52,6  olup, evlerdeki sabit telefonlar Avrupa’da hemen hemen yerlerini korumuşlardır. Türkiye’de sabit telefon trafiğindeki bu  çok hızlı düşüşün temel nedeni, telekomünasyon  pazarındaki rekabet eksikliği, plansızlık ve fiber altyapıya gerekli yatırımların yapmaması  ile açıklanabilir. Şimdi ise teknolojik gelişmeler karşısında, Türk Telekom’un, dünya ülkelerinin gerisinde kalmaması ve Avrupa’daki kuruluşların  düzeyine gelebilmesi için yaklaşık 15 milyar TL’ya ihtiyaç olduğu hesaplanmaktadır. Bu kadar  yatırımı bankalarda göze alamamış olmalı ki, hisseleri kim olursa olsun satmağa karar vermişlerdir. Ayrıca, diğer GSM operatörlerden  Türkcell ve Vodafone kar ederken, Türk Telekom’un, 2018 yılının üçüncü çeyreğinde 2,8 milyar TL. zarar etmesi, kuruluşun düştüğü ekonomik durumda da sıkıntısını ortaya koymaktadır.

Halbuki,  her geçen gün daha da gelişen bilişim teknolojisindeki  pasta büyümekte ve  telekomünasyonda 5G teknolojisi  büyük gelecek vadetmektedir.  Uzaktan algılama, kumanda  ve kontrol teknolojilerinin  evlere kadar girmesi ile insanların yaşantılarını değiştireceği şimdiden bellidir,  O bakımdan, bugüne kadar kullanılan mobil ağdan daha çok, fiber altyapıya  ihtiyaç bulunmaktadır. Ankara, İstanbul ve İzmir’de bulunan TÜRKSAT’ın  evlere kadar götürdüğü kablo sistemi ile  televizyon, bilgisayar, tablet  ve cep telefonlar başarılı şekilde kullanılmaktadır. O bakımdan,  fiber altyapının, baz istasyonlarına ve evlere kadar götürülmesi, ülke güvenliği yönündende  mutlaka göz önünde bulundurulması gereken en önemli bir husustur. Dünyada hızla yaygınlaşan ve  Sanayi tesislerimizi bile kökten değiştirebilecek 5G teknolojisi ile kullanılan  robotlar ve yapay zeka,  fabrikalarda daha hızlı  üretim sağlayacaktır. Daha önce,  Çin’de  yapıldığı gibi, Hindistan’ın Ahmedabat kentinde de, Tesaj Patel isimli kalp cerrahı, bulunduğu yerden 32 km. ötedeki hastalarını robotlarla birlikte yaptığı ameliyatlar, gelecekte tıpta olabilecek gelişmelerin büyüklüğünü şimdiden  göstermektedir.

O bakımdan, haberleşmede ve ülkenin gelişmesinde 5G teknolojisi ve bunu hazırlıyan fiber altyapı biran önce tamamlanmalıdır. Fiber altyapı yapılırken mobil ağ ile uydudan   yapılabilecek iletişim olsada,  fiber altyapı eksikliğinin olağanüstü günlerde,  telafi edilemeyecek durumlara yol açabileceği de göz önünde tutulmalıdır. Daha önceki depremde olduğu gibi, Silivri açıklarında olan ve İstanbul’da da  yaşanan deprem esnasında ve sonrasında aranan telefonlara bir süre ulaşılamadığı unutulamamalıdır. Bunun yanında, 4,5 G üzerinden sağlanan veri trafiğinde, nerede ise kesintisiz görüşülürken, konuşma yoğunluğu nedeniyle hala daha kullanılan  2G veya 3G şebekelerine geçen telefonlarla konuşma yapılamamıştır. Ülke çapında çöken  haberleşme sisteminde iletişim daha çok, internetten, Whatsapp üzerinden veya yazılı  mesajlardan sağlanabilmiştir.

Yaşanılan bu durum, güvenliği açısından ülkelerin yumuşak karnı olduğunu göstermektedir. Hatta, ABD  Başkanı Trump’un, Türkiye’nin sanayisini çökertirim  dediği gibi, Türk Telekomun, uluslararası arenada, diğer düşman  ülkelerin hedefi haline gelebileceği ve malüplasyonlarına kurban edilebilecek kuruluşlardan biri olduğuda daima göz önüne alınmalıdır. Ülkenin bütününü kapsamak durumunda olan ve  çok büyük yatırımlar yapılmasını  gerektiren  Stratejik kuruluş Türk Telekom’da, Avrupa ülkelerinde olduğu gibi kamunun malı olmalıdır.  Altyapılar, ülkenin çatı ve temel kuruluşları olup, ülkenin güvenliği açısından devletin yönetiminde ve kontrolunda bulunmalıdır.

Halbuki, ülkede, hızlı ve güvenli bir iletişimin karasal hale getirilmesi için bir tek fiber altyapıda yetmeyebilir. İletişimin  kentlere ve yerleşim yerlerine kadar ulaştırılırken ilk önce güvenlik başta olmak üzere gelişmelere açık ve sorunsuz bir sistemin kurulması  zorunludur. Alt yapının bu şekilde olmasıyla, GSM operatörlerinin veya iletişim sektöründe faaliyet gösterecek bir çok yeni  kuruluşun  işi de,  böyle bir fiber  altyapı ile kolaylaşabilir.  Tıpkı, enerji nakil hatlarındaki enterkonnekte sistemi veya BOTAŞ’ın doğalgaz boru hatlarında  olduğu gibi, yapılacak fiber altyapı ile sektöre gireceklere her alanda  çalışma imkanını yaratmalıdır.  Bilişim Teknolojideki bu gelişmelere uygun şekilde artan rekabet, her alanda ülkemizin kalkınmasını ve büyümesine katkı sağlayacaktır. Türk Telekom’un özelleştirilmesi ile bu durum ortadan kalkmış ve ülkemiz her yönden büyük zarara uğratılmıştır.

Fiber  altyapısındaki yapılamayan, ortaklık veya  ortak kullanım gibi çözümler, mobil ağ kurulurken de GSM operatörleri arasında da olmamıştır. İletişim ve  haberleşmedeki kapsama alanı için yapılan binlerce  baz istasyonu  buna örnektir. GSM operatörleri birleşerek, bu baz istasyonlarında  ortak kullanım sağlanmadığından  hala daha kapsama alanı dışında kalan yerlerimiz bulunmaktadır.. Bugün, aynı sahada, yanyana yapılmış direkler veya aynı mevkide birbirinden ayrı şekilde, yüzlerce baz istasyonları bulunmaktadır.   Bu durum, çevreye yayılan radrasyon yanında, hem görüntü kirliliğine hemde mobil iletişimin  daha pahalı olmasına neden olmuştur. Sektörde bulunan Türk Telekom ve diğer GSM operatörleri, kıt kaynaklarımıza rağmen, bununla ilgili yatırımlara daha fazla harcama yapmışlar ve  faturasını da halka kesmişlerdir. Halbuki, ayrı ayrı olan GSM operatörlerine ait baz istasyonları, bir direkte toplanarak, daha az masrafla mobil iletişim karasal haline getirilebilirdi.

Türk Telekom’un  fiber altyapısını  tamamlanmaması dolayısıyla, mobil telefonlarda olduğu gibi, televizyon ve  internet bağlantıları da uydudan sağlanmak   zorunda kalınmıştır. Bunun sonucu,  kısa yol çözüm olarak, doğrudan uydu bağlantıları için  çanak antenler ortaya çıkmıştır.  Bu yüzdende, evlerde ve işyerlerinde, televizyonlar için yaygın olarak kullanılan çanak antenler, kablolu yayınların yerini almıştır. Bireysel olarak sağlanan bağlantılarla geçiştirilen  çözümlerle, kentler ve köylerde,   her taraf çanak antenlerle dolmuş ve  maliyetler bir yana, bu durum çevrede  yoğun görüntü kirliliğine de  neden olmuştur.

Ülkemizde,  22 milyon hanenin, sadece 6 milyonuna fiber hattın bağlanması, telekomünasyon sektöründe  ne kadar geri kaldığımızı  göstermektedir. Ayrıca, sektörde fiber altyapısının 25 yılda tamamlanmamış olması, yapılan yanlışlıklar ve en önemlisi de bunları önleyecek bir çatı kuruluşun olmaması dolayısıyla, haberleşmede  sistemli iletişim sağlanamamıştır. O bakımdan, Türk telekom dışındaki diğer GSM operatörleride,  kendi ihtyaçlarını karşılamak için ayrı ayrı sınırlı bir fiber ağ yapmışlardır. Şimdi ise, bu operatörler fiber altyapı ile ilgili ayrı bir şirket kurulmasını ve imkanlarının birleştirilerek,altyapının  ortak kullanılmasını istemektedirler.  1994 yıllarında,  aynı zamanda kurulan ve altyapısını hemen tamamlayan Almanya’nın,  fiber  altyapısı değerinin  60 milyar dolar iken, Türkiye’nin ise 2-3 milyar dolarda kalmasının nedenini, kurumun özelleştirilmesi ile sistemin temelinde yapılan  yanlışlıklardan meydana geldiğini açıkca belirtmektedir. Dolayısıyla, fibeoptik ağın  döşenmesindeki eksiklik, ülkemizin  dijitalleşmesi  yolundaki gelişmenin önünde  en büyük engel olmuştur.  Aynı nüfusa sahip olduğumuz  Almanya’nın toprak büyüklüğü, Türkiye’den daha küçük olmasına rağmen, döşediği fiber alt yapısındaki  durumun, Türkiye’nin fiberoptik ağ da ne kadar geri kaldığını açıkca göstermektedir.

Halbuki, haberleşmede ve İletişimde hız ve güvenlik başta olmak üzere, kullanılan geniş band,  5G teknolojisi, veri saklama ve bulut teknolojileri  için  fiber altyapısındaki,  geri kalışımız, eğitimden sanayiye ve ticaretten, savunma ve güvenliğimize kadar, her alanda her kesimdeki sektörlerimizi olumsuz etkilemektedir. Her ne kadar AKP iktidarı üretimden çekilmişsede, kamu kuruluşlarının önemi ve  alt yapı hizmetlerinin devlet tarafından yapılması zorunluğu  bir kez daha ortaya çıkmıştır. Bunun içinde yapılan hatadan geri dönülerek, Türk Telekom’un, devletin alt yapı hizmeti olarak, yeniden yapılandırılmak üzere tekrar kamulaştırılmalıdır. Ülkenin dijitalleşmesindeki gecikmeleri ortadan kaldırmak için iletişimde rekabete açık bir yapı oluşturulması için bu gereklidir. Ülke güvenliğinin sağlanması başta olmak üzere,  konuya nereden bakılırsa bakılsın, koşullar Türk Telekom’un  kamuya ait olması ile hükümetin bu yanlışlardan geri dönülmesi gerektiği kabul edilmelidir.

Fiber altyapıda  ortak kullanım sağlanamadığından, Türk Telekom ve diğer GSM operatörleri  dünyadaki bilişim teknolojideki gelişmelere uygun biçimde, büyüyememiştir. Dolayısıyla, fiber altyapısının tam yapılamamasından ötürü,  her alanda ülkemizin kalkınmasına ve büyümesine vereceği  katkı da olmamıştır. Halbuki, Vodafone’un yaptığı bir araştırmaya göre, fiber hattaki  %10’luk artış, ekonomide gayri safi yurtiçi hasılanın da  %1,05 oranında büyütmektedir. Fiber alt yapısı bir çok yönden ülke ekonomisine sağlayacağı yarar yanında, sadece milli gelirdeki artışa yapacağı katkı, ülkemizin kalkınması için çok önemlidir.

O bakımdan, her alandaki sektörlerin  gelişmesine katkı sağlayan  fiber altyapısı, olmadan  5G teknolojisine geçilemeceğine göre, Türk Telekom’un %55 hissesinin, bankalardan tekrar satınalarak  kurum kamulaştırılmalıdır. Böylece, telekomünasyondaki sorunların giderilmesi ve diğer dünya ülkelerinin düzeyine getirilmesi için bütün operatörlerin ortak kullanabileceği fiber altyapı  hızla tamamlanmalıdır. Bu mümkün olmadığı takdirde, stratejik kuruluşlarımızı özelleştirmek yerine, hisseleri  halka açılmalıdır. Dolayısıyla, Türk Telekom ve Tank Palet Fabrikalarının   hisseleri halka açılarak finans ihtiyacı buradan da karşılanabilir.

Sonuç olarak, haberleşme ve iletişimde sadece mobil telefonlar  bulunmamakta ve iletişimde, bilgisayar ve internet ile tabletler, uzaktan algılama, kumanda ve kontrol konusunda, milyonlarca sensörlerle dünyayı saran devasa bir sektör olarak karşımızda bulunmaktadır. Ayrıca, bu sektör içinde, hala daha ortaya çıkmamış, bir çok konuda faaliyet gösterecek, gelecekte girişimcilerde   olacaktır.   Bu yüzden, ülkemizin bütününü ve sektörleri ilgilendiren, telekomünasyon ve iletişim sektöründeki, çok hızlı gelişmeler, diğer gelişmiş ülkelerin gerisinde kalmamalıdır. Türk Telekom’un bu gelişmelere, özelleştirmelerle  ayak uyduramadığı anlaşılmıştır. O bakımdan, öncelikle, ülkenin gelişmesi için sağlam, sistemli, gelişmelere açık, hızlı, yüksek depolama,  güvenli, istikrarlı, siber saldırılara karşı  korunmalı, kesintisiz bir fiber alt yapıya ihtiyaç bulunduğundan, TÜRK TELEKOM işte bunun için olmalı ve bu kuruluşa kamu sahip çıkmalıdır.

YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.