Son güncellenme :16.06.2017 11:36

Anasayfa > Yazarlar > SINIRLARIMIZIN VE KENTLERİN GÜVENLİĞİNİ NASIL SAĞLIYACAĞIZ

16.06.2017 Cum, 11:36

SINIRLARIMIZIN VE KENTLERİN GÜVENLİĞİNİ NASIL  SAĞLIYACAĞIZ

Yurt içinden veya yurt dışından ülkemize gelebilecek saldırılara karşı her türlü tedbiri almak önceliklerimiz arasındadır. Bilhassa, son 10 yıl içersinde, emperyalist ülkeler ve onların azdırdığı, dinci olduklarını tanımladıkları cihatçı terör örgütleri, başta ülkemiz olmak üzere, bütün müslüman ülkeleri tehdid etmektedirler. Bu koşullarda, dünyada ve ülkemizde güvenlik olmadığı artık gün gibi ortaya çıkmıştır..
1991 yılında Körfez Savaşı ile başlayan ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) devam etmektedir. ABD’nin, Ortadoğu’da, taşaron olarak kullanacağı Kürtlerle işbirliği yaparak Akdenize ulaşmak için ısrarla açmak istediği koridor, toprak bütünlüğümüzü ve egemenlik haklarımızı tehlikeye düşürmüştür. Türkiye ile karşı karşıya gelen ABD, son kozlarını kullanmaktadır.
ABD ‘nin asıl amacının Sykes-Picot anlaşması ile Osmanlı’dan koparılıp 15 ayrı ülke haline getirilen toprakları daha da küçülterek, enerji kaynaklarını kontrol etmek içindir ki, başta ülkemiz olmak üzere, Irak, Suriye ve İran’da haritaları değiştirmek istemektedir. Irak bölünmüş, Suriye bölünmek üzeredir. Türkiye’ni Lozan antlaşmasını bile 95 yıl önce imzalamayan ABD ‘nin niyetleri o yıllardan beri bellidir. Bu günlere sinsice gelen ABD, zaman zaman yıllar önce hazırladığı haritalar oraya giden subaylarımız tepki gösterek, kamuoyumuzu haberdar etmişlerdir.
Bunun içinde , Büyük Ortadoğu Projesini uygulayan, ABD’nin kurduğu IŞİD (DEAŞ) ve yine ABD’nin desteklediği, Silah ve zırhlı araçlar verip, eğittiği PKK ve PYD ile ülkemizi ve güney komşularımızı kan gölü haline sokmuşlar, Türkiye’de de aynı planı uygulamak istemektedirler, eğer böyle bir durum olursa, bu milletin ABD yi pişman edeceğine inancımız tamdır.
ABD’nin, Irak’ın işgali ile 1991 yılında başlattığı BOP göre, Tunus, Libya, Mısır ve Suriye’de çıkarılan iç çatışmalarla yüzbinlerce insan hayatını kaybetmiş, ve yaralanmışlardır.. Türkiye’nin yanlış politikaları yüzünden de, 4 milyon Suriyeli de, ülkemize göç etmiş ve sıkıntılı devremizde, bugüne kadar da, Suriyelilere 25 milyar TL. harcanmış ve harcamaya da devam edilmektedir. Üstelik, başımızdaki gaileler yetmezmiş gibi, birde Ortadoğu bataklığında terör örgütleriyle uğraşmak durumunda kalınmıştır.
Ülkemizde yaşayan Suriyelilere tanınan maddi ve manevi bir çok imkanlar, vatandaşlarımıza tanınmamaktadır. Bu haksız durum, vatandaşlarımız tarafından kabul edilmemesi de ayrı bir sorundur. Türkiye’nin bir çok yerine dağılan Suriyeliler, gittikleri yerlerde de çeşitli olaylara karışmaları dolayısıyla vatandaşlarımızın güvenliği yönünden, endişeler yaratmaktadır.
Ayrıca, Irak ve Suriye’de yapılan operasyonlardan sonra, binlerce IŞİD mensubu teröristlerin sınırlarımızdan Türkiye’ye giriş yapması da güvenliğimizi ortadan kaldırmıştır. Türkiye, PKK terörü ile. gelişen PKK’nın Irak kolu PYD yanında, FETO kalkışması ve IŞİD terörü ile büyük bir tehdit altında bulunmaktayız. Ülkemizde, vatandaşlar arasında güven duygusu kalmamıştır. İnsanlarımız geleceğe umutla bakamamakta ve ciddi şekilde endişe duyulmaktadır.
ABD ve AB nin, PKK terörü ile Suriye’de ve Irak’daki iç savaş içinde yer alan PYD, IŞID veya DEAŞ ile FETO gibi terör örgütleriyle yaptıkları işbirliğine bakılırsa, Türkiye’ye düşmanlıklarından ve Ortadoğu’daki emellerinden vazgeçmeyeceklerini açıkça göstermektedir. ABD, Ortadoğu’daki karışıklığın devam etmesini istemektedir. NATO’daki sözde ortağımız ABD, bugüne kadar, milletimizi ve ordumuzu çok iyi tanımış olmasını gerekir. Kore Savaşında, amerikan ordusunu imha edilmekten kurtaran Türk Birliği, her kuşun etininin kolayca yenmeyeceğini göstermiştir.
Bu ülkelerin Türkiye’ye karşı takındıkları tavırlar, terör örgütlerine silah, mühimmat destekleri, PYD ve PKK mensuplarını eğitmeleri, FETO terör örgütünü kalkışmaya azmettiren ve bunları koruma altına almaları, Türkiye’nin güvenliği açısından sorgulamalıyız. Komşularımızla sıfır sorun, stratejik derinlik, onurlu yalnızlık, gibi sözlerin hiçbir değerinin olmadığı, gavurdan dost, ayıdan post olmayacağı artık anlaşılmalıdır.
Güvenliğimizin tehdit altında olmaktan çıkarmak için, Irak ve Suriye ile iyi komşuluk ilişkileri geliştirerek, Rusya, İran ile birlikte, bu ülkelerin toprak bütünlüğünü korunması için destek vermeliyiz. Bu ülkelerin birliğinibii kurmalarını sağlanması, ülkemizin güvenliği açısından da önemli olduğundan, geçmişte kurulan CENTO gibi güvenlik paktı kurulması için acilen teşebbüs edilmelidir. O bakımdan, Büyük Ortadoğu (BOP) projesi için ABD ve AB ülkeleriyle yıllardır birlikte izlediğimiz Ortadoğu politikasını bırakılmasından başka çözüm bulunmamaktadır. Atatürk’ün “Yurt’ da Sulh, Cihanda Sulh” sözünün ne kadar doğru olduğu ortadadır. Onun izlediği ve işaret ettiği politikaları devam ettirmiş olsaydık bu durumla karşılaşmazdık,
Bu koşullar altında ülkemizin güvenliğini öncelikli politikamız olmalıdır. Tehlike sınırlarımıza dayanmış, Suriye ve Irak topraklarındaki değişiklik Türkiye’yi de olumsuz etkilemiştir. Kuvai- Milli ruhu ile kurulmuş ordumuz ve polis teşkilatımız , FETO kalkışmasından darbe de almasına rağmen, bu fitneyi def ‘etmiştir. Herhangi bir tehlike halinde birlik ve beraberliğimiz en büyük güvencemiz olup, güçlü ordumuzu yerli silahlarla donatarak ve güçlü silahları üreterek bu fidneyide def edebiliriz. Bundan hiç şüphem yok…
Ülkemizin güvenliği için sınırlarımızın her yönden güvenliğini sağlamalıyız. Bugün bilişim teknolojisini de kullanarak, bütün kötü faaliyetleride tam olarak kontrol altında almak mümkündür. Sınırlarımızın bugüne kadar başıboş bırakılmasını anlamak mümkün değildir. 1984 yılından bu yana devam eden PKK terörüne rağmen, bugüne kadar, sınır güvenliği için, kalıcı ve tam kontrol sağlayan elektronik sistemler gerçekleştirilmemiştir.
Yıllardan beri sınırlarımızın yol geçen hanı gibi çalıştığı, uyuşturucu, sigara,, elektrikli ve elektronik eşya ile silah kaçakçılığı, yapıldığı herkes tarafından bilinmektedir. Buna rağmen, Suriye ile olan 800 km lik sınırımızdaki mayınların temizlenmesi için, iktidar tarafından 49 yıllığına İsraillilere verilmek istenmesi, TBMM deki tepkilerden ve TSK nin karşı çıkmasıyla vazgeçilmiştir.
Hudut sınırlarımızdaki bu zafiyet dolayısıyla, PKK saldırıları artmış, terör örgütünün finans kaynakları önlenememiştir. Şimdi, Irak ve Suriye sınırlarımız boyunca, 330 km. lik modüler beton duvar ile 191 km.lik güçlendirilmiş kafes tel engeli, 445 km hudut aydınlatılması, 259 km, yol yapımı 1.182 km. devriye hat yolunun ıslahından sonra, sınırlarımızdan terörist geçişlerine ve kaçakçılığa darbe vurulmuştur.
TSK tarafından Başbakanlık’a sunulan raporda, meydana gelen 57.156 hudut olayında, 46 bin yasadışı hudut geçiş teşebbüsüne müdahale edildiği, 74 ayrı ülke vatandaşı, 424 bin 641 kişi(390 bin 336 sı Suriye vatandaşı) yakalandığı belirtilmiştir. Kaçakçılık olayları 2015 yılına göre 5 kat azalmış, 2015 yılında olan 4 bin 262 kaçakçılık olayının, 2016 yılında 829 ‘a düşürülmüş olduğu öğrenilmiştir. Modüler beton duvarlar yapıldıktan sonra, terör örgütü elemanlarının giriş ve çıkışları ile kaçakçılıktan gelen kaynakları kurutulmuştur.
Şimdi, betonla kapattığımız, Suriye sınırı gibi Irak sınırının da acilen betonla duvarla kapatılarak tamamen elektronik korunması yapılmalı ve gerekli yerlerden gözlenmelidir. Bugüne kadar , sınırlarımız tam korunmadığından, ağır bir bedel ödememizin nedenleri açıkça ortadadır. Eğer sınırlarımız tam kontrol altına alınırsa, yurt içindeki canlı bomba saldırıları ve katliamların önleneceği görülecektir.
Bilindiği üzere, son 10 yıldan beri, takip edilen, Suriye ve ırak için yürütülen politikalar yüzünden buralarda gelişen terör örgütlerinin hedefi haline gelen Ülkemiz, ardı ardına gelen canlı bomba saldırıları ile, Ankara, Kayseri ve İstanbul Ortaköy’deki katliamlar hepimizi acılara boğmuştur.
Polisimizin istihbaratı, ihbarlar, bunlara göre, yapılan başarılı operasyonlardan elde edilen bilgilerle, suçlular yakalanmaktadır. Nitekim, Ortaköy’deki Reina gece kulübüne yapılan saldırıda, 39 kişi hayatını kaybettiği olaydan 17 gün geçtikten sonra, DEAŞ’ın Özbek teröristi bulunduğu evde kıskıvrak yakalamıştır.
Suçluların tespitinde, çevredeki kameralardaki görüntüleri de önemli rol oynamaktadır.. Kameralar olmasaydı, polisimizin bütün çabalarına rağmen bu olayda, belki de faili meçhuller listesine gidebilirdi. Olaylardaki başarılarda, MOBESA kameralarının önemini ortaya çıkarmaktadır. O bakımdan, kentlerimizde, hiçbir karanlık nokta olmayacak şekilde MOBESA kameralarını yaygınlaştırmalıyız.
Çünkü, sınırlarımızdan giren yüzlerce teröristin ne zaman ne yapacağı belli değildir. Nitekim, polisimizin, dinci terör örgütü İŞID’e yönelik yaptığı başarılı operasyonlarla, 18 ilimiz de Ankara, İstanbul, İzmir, Bursa, Gaziantep, Şanlıurfa, Adıyaman, Hatay, Antalya, Çorum, Diyarbakır gibi büyük şehirlerdeki İŞID’lı olduğu iddia edilen 553 kişi gözaltına alınmıştır. Bunlar, ülkemize kaçak yollardan giren ve uyuyan hücreler olduğu tahmin edilen örgüt üyeleri ve öfkeli gençler! bütün vatandaşlarımız için tehlikedir.
Irak ve Suriye’de ölen İŞID’lı teröristlerin çocuklarının eğitildiği bir subyan okulu açıldığı tespit edilmiştir. Burada, eğitim alan çocukların ellerine verdikleri kalaşinkof ile çekilmiş resimleri işin nerelere kadar gideceğini göstermektedir.
ABD’nin Büyük Orta Doğu Projesi, dünya barışını ortadan kaldırmış, Arap Baharı adıyla karıştırdıkları ülkelerin insanlarını, şimdi kendi ülkelerine girmelerini istememekte ve ambargo uygulayarak, sınırlarını kapatmaktadırlar. ABD, karıştırıp bıraktıkları 7 ülkenin vatandaşlarına, kendi ülkelerine girmelerini yasaklamaktadır.
AB ülkeleri, Arap ülkelerinden gelebilecek sığınmacılar için tedbir almaktadır. En son olarak da, AB liderlerinin gayri resmi toplantısında, Libya- Avrupa göç yolunun kapatılması konuşulmuştur. Fransa nın başkenti Paris’in simgesi Eyfel Kulesinin bulunduğu yerin etrafındaki güvenlik önlemleri genişletiliyor. Yılda 7 milyon kişinin ziyaret ettiği kulenin etrafı güvenlik duvarıyla kapatılmış ve giriş, çıkışlara turnikeler konulmuştur.
Anlaşıldığı üzere , dünya’nın düzeni bozulmuş ve barış ve huzur için ülkeler çok endişelidirler. Bu bakımdan bilişim teknolojisindeki gelişmelerden yararlanarak, başta sınırlarımızın giriş ve çıkışlarını kontrol altına alarak, yollarımızı ve kentlerimizin tamamını akıllı hale getirmeliyiz. Bugün kameralar ve bilgisayarla yüz taramaları, plaka okuma, elektronik kontrol noktaları gibi konuda gelişmeleri her noktada uygulamalıyız.
Her iş yeri, kendi güvenliği için kamera ve kayıt cihazını yaptırmalı, buna apartmanların etrafını kapsayacak şekilde kamera koymaları halinde, sadece terör örgütü elemanları değil, kimse hırsızlığa veya suç işlemeye bile cesaret edemeyecektir. Herkes kendi evinin güvenliği için kapılara koyacağı görüntülü ziller, ev içi kamera kayıt cihazı ve merkezi kontrollü alarm sistemleri bile, evlerin güvenliğini tam olarak sağlayabilir.
Yeni yapılan binalarda akıllı daireler, güvenliğimiz açısından her türlü olasılık düşünülerek gerekli donanımlar konulmaktadır. Bu donanımların benzer şekilde eski binalara da uygulanmalıdır.
Aranılan kişilerin, bilgisayar ortamında takibi için, bir çok imkanlar bulunmaktadır. Önemli olan bütün bu imkanları iyi koordine edecek bir sistemi ülke çapında kurmalıyız. Böylece, devlet güvenliğimiz için, aranılan kişilerin nerede kalmakta, nereye gitmektedir, bunları takibe almak kolaylaşacaktır.
Savunma Teknolojileri ve Mühendislik Şirketinin, Siber güvenlik tehdid raporuna göre de, Türkiye zararlı yazılımlardan etkilenen ve saldırıya maruz kalan ülkeler içinde ilk on içinde , üçüncü sırada yer almaktadır.. Ülkemizin güvenliği konusunda siber saldırılarının olacağı, dikkate alınarak, gerekli önlemleri hemen gerçekleştirmeliyiz. Bu tehlikeye karşı çözümler bulamadığımız takdirde, güvende olduğumuzu söylemek mümkün değildir.
Siber Tehditler Raporuna göre, Avrupa’ya düzenlenen siber saldırıları %77 si Türkiye’ye yönelik olduğu belirtilmektedir. Düzenlenen, 2017 Yılı Siber Güvenlik Konferansında, dünyada, haftada 124.000 siber saldırı yapıldığı, saldırı sayısı kadar, mali kaybının 400 milyar dolar olduğu belirtilmiştir. 2017 yılında, siber güvenlik pazarının %97’si, yabancıların elinde bulunduğunu, yaklaşık 1,5 milyar dolar siber güvenlik pazarımızda Türkiye’nin aldığı payın sadece 45 milyon dolar olduğunu bu konferanstan öğreniyoruz.
Almanya’da Bonn kentinde bulunan “Siber Ordu Komuta Merkezi” 1 Nisan Cumartesi günü çalışmaya başlamıştır. Alman Savunma Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, Savunma Bakanı Ursula von Leyen’in 5 Nisan’da, Bonn kentinde siber orduyu tanıtacağı ve Korgeneral Ludalwig Leinhos’u bu ordunun komutanı olarak atanmıştır. Söz konusu, yeni teşkilatın kara kuvvetleri, hava kuvvetleri, deniz kuvvetleri, gibi, birimlerle aynı seviyede olacağı ifade edilen açıklamada bu birim bünyesinde 13 bin 500 kişilik sivil ve askeri personelin görev yapacaktır.
Siber saldırılarılarla baş edebilmek için Bilgi İletişim Teknolojileri (BİT) konusundaki çalışmalarımızı arttırmalıyız. Elektrik Mühendisleri Odasının hazırladığı “ Bilgi ve İletişim Teknolojileri Yoksulluğu” raporunda, bu alanda uygulanan yanlış politikaların bilgi ve iletişim teknolojilerine özel bir yoksullaştırma süreci yaşattığı , 2016 yılı BİT Geliştirme Endeksinde Türkiye, 175 ülke içersinde , 2015 yılına göre, bir basamak geriliyerek 70. sıraya indiği belirtilmektedir.
Genellikle, siber saldırılarda, genellikle hükümetler hedef alınmaktadır. Saldırılarda, altyapı tesisleri, enerji santraları, sanayi tesislerini, havacılık ve ulaştırma tesislerini çalışamaz hale getirebilirler. Giderek siber saldırıların artacağı da dikkate alınarak, farklı kuruluşların yaptıkları çalışmaların birleştirilmesi ve bu konuda teşkilatlarak siber güvenlikle ilgili “ Siber Ordu Savunma Merkezi” ülkemizde de kurulmalı ve acilen tedbirler alınmalıdır. Çünkü, bu koşullar altında da vatandaşlarımız, güvenli ve korunaklı bir ülkede yaşamayı özler hale gelmiştir.

YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.