Son güncellenme :27.04.2017 11:51

Anasayfa > Yazarlar > SEVGİDİR İNSANI İNSAN EDEN

27.04.2017 Per, 11:51

SEVGİDİR İNSANI İNSAN EDEN

Sevmek! Bana göre sözcüklerin en güzeli, güzel olması kadar da nazlı ve oldukça çileli. Şiirler, öyküler, romanlar yazdırır insan olana sevgi. Arasından güneşin gülümsediği ak bulutlar gibi örter kini nefreti sevgi. Nice acıları dindiren, nice ateşleri söndüren suyun, asla kurumaz bir membaıdır sevgi. Bir bebek açar dünyaya gözlerini. Âşık olup hemen sever sevgi şefkat merhamet abidesi annesini. Ninnileriyle tutuşur o minicik yüreği. Göbek bağı kesilse de fıtratındaki sevgiyle titrer gönül telleri.

Düşe kalka yürümeye başlar minik adımlarıyla. Hoş geldin, taze umutlar getirdin diyerek gülümseyen dünyasında. Suların şırıltısını, arıların vızıltısını, kuşların cıvıltısını dinler. Rengârenk çiçekleri görür, koparmadan okşayıp sever onları. Tadar, koklar, beş duyusuyla algılayıp, sevmeyi öğrenir bu vatanın dağlarını, denizlerini, ovalarını. Öylesine işler ki tertemiz yüreğine bu sevgi, minnet ve şükran duygularıyla sarılır kuzusuna, kurduna, dağına, taşına. Ata’sını tanıdıkça titreyerek basar gelecek nesillerin emaneti olan vatan topraklarına. Sever bu toprakların insanı Yunus’unu ( 1240 – 1320 ) Düşünceme göre hümanizmde Erasmus’tan ( 1465 – 1536 ) çok daha önce akla gelmesi gereken Mevlâna’sını ( 1207 – 17 Aralık 1273 ) Şair Arif Karakoç’un, “ Ali de bizim, Veli de bizim, Dağlardaki çalı da bizim.“ Yine Nazım Hikmet’in “Sen, esirliğim ve hürriyetimsin, Çıplak bir yaz gecesi gibi yanan etimsin, Sen memleketimsin. Sen elâ gözlerinde yeşil hâreler, Sen, büyük, güzel ve muzaffer, Ve ulaşıldıkça ulaşılmaz olan hasretimsin.” Şiirsel anlatımlarında olduğu gibi. Sadece para saymayı değil, ulusal değerlerine saygıyı, küçüklerini sevmeyi, büyüklerini saymayı, yurdunu milletini özünden çok sevmeyi, bütün ışıklar sönüp ufkun kararmasından kaygı duymayı öğrenir. Gözleri yaşarır hür ufuklarda dalgalanan şanlı bayrağına baktıkça. Başarma azmiyle yaşar, umutsuzlukları umuda çevirmiş olmanın hazzıyla coşar. Daima ileriye, hep güzelliklere doğru yol alır, kutlu hedeflere ulaşmak için koşar. Saatler, dönen yelkovanla birlikte yel gibi geçip, günler bir sel gibi aktıkça. Şayet öğretilmişse bilir paranın satın alamayacağı bir şeye sahip oluncaya kadar zengin olamayacağını. Ve bilir, iyi kararlar tecrübenin, tecrübenin ise kötü kararların bir sonucu olduğunu.

Her çocuk yağmur damlası gibi saf ve temizdir aslında. Beyninde sadece dümdüz ana caddeler vardır. Henüz oluşmamıştır dar ve çıkmaz, karanlık sokaklar, hileli kaçış yolları, yer altı tünelleri, bunaltan labirentler. Her nesil, vatan topraklarına serilen, Yaratan’ın lûtfu, yırtıksız ve lekesiz bembeyaz bir çarşaftır. Rengârenk bir tabiattır, berrak suların şırıltısıdır. Hoyrat, cahil, sevgisiz ve kötü niyetli ellerde henüz kirletilmeden. Umudun tükendiği yerde inanılmaz bir müjde, karanlığın ardından her sabah taze umutlarla doğan güneş gibidir çocuklarımız. Okşarsın saçlarını sevgiyle, her zaman özler, öpersin tombul yanaklarından hayalini kurduğun beklentilerle. Sarılıp koklarsın doyasıya. Ağlarsa silersin, ağlarsan siler kirpiklerden süzülen gözyaşlarını. Çocukla yaşarsın, çocukta yaşarsın sevginin üç halini. Ah ne olur bir de kıymetleri bilinse…

Özenle büyüttüğün fidan, bakmışsın çiçekler açmış, meyveler vermiştir. Âsude bir hayattır bekleyip hak ettiğin. Serinliğine doyum olmaz bir gölgedir altında dinlendiğin. Ve hasretindir artık her mevsim beklediğin. İstemezsin ayrılmayı, arzu etmezsin seni terk edip gitsin. Sonra gün gelir çatal çatal ayrılır yollar. Sorarsa gösterirsin varması gereken hedefi, sormazsa bakıp kalırsın veremediğin şaşmaz yanılmaz pusulayla ardından ve silersin ıstırapla akan gözyaşlarını.

Görmek istemezsin. Hatta bir an aklına gelse ürperirsin acımasız bir hızara yem olduğunu. Hele bir de inşaatlarda kalıp kerestesi ya da merhametsiz bir avcının elinde mâsum bedenlere saplanan bir ok olduğunu. Görmek istemezsin ciğeri beş para etmez, görgüsüz ve ne oldum delisi birinin şöminesinde çıtırtılarla yanarak ona keyif verirken, geriye bir avuç kül olup kaldığını. Görmek istemezsin dalının kendisini kesen baltaya sap, yahut helanın taharet musluğu yanına konulmuş ahşap bir kap olduğunu. Görmek istemezsin hırsıza merdiven, zalimin elindeki sopa, bilmeyerek, istemeyerekte olsa rezalete süslü bir paravan olduğunu. Aklına bile getirmek istemezsin güzel, faydalı şeyler düşünen, memleket sevdalısı nice emsalsiz beyinlere saplanan kıymık ya da asla affedilemez bir ihanetin, üzerine fütursuzca yazılıp imzalandığı birkaç sayfa beyaz kâğıt olacağını. Rüyanda bile görmeyi istemezsin kutlu hedeflere yönelmiş tekneye kürek, yelkene direk, çorbaya kaşık, sabiye beşik olacağına tökezletip insanı düşüren eşik yahut huzura ve mutluluğa doğru yol almakta olan tekerin önüne, ne yaptığını bilmez bir meczup tarafından atılmış çivili bir takoz olacağını…

Büyük deha Albert Einstein demiş ki; “Basit bir şekilde açıklayamıyorsan, yeterince anlamamışsın demektir.” Bütün bunları düşünürken gözlerimi gerçeklere örten göz kapaklarım, sanki bir panjur bir kepenk gibi yavaş yavaş açıldı. Hasta yatağımda duyduğum huzur ve güvenle gülümsedi yüzüm. Özenle yetiştirdiğim, iki gözümdür iki kızım dediğim, her sabah beyaz önlüklerini giyinip hastalara şifa olmaya çalışan, bütün bunları bana düşündüren ve yazıma ayrılan sayfada çocukluk fotoğraflarını bu duygular içerisinde sizlerle paylaştığım çocuklarım Elçim ve Emsal’in, şefkatle, umutla parıldayan gözlerine baktım. Hani Ümit Yaşar Oğuzcan bir şiirinde diyor ya; “ Bütün sevgililer, dostlar gitti, Bir sen kaldın kadınım beni terk etmeyen, Batan gemilerin kaptanları gibi, Denizlerin ortasında ölümü bekleyen” dizeleri döküldü titreyen dudaklarımdan. Tarif edilemez bir sevgiyle, bütün bu mutlulukları bana yaşatan, adı da “Kıymet” olan sevgili eşimin ıslanmış gözlerine baktım. Güzel bir şarkımızın sözleridir; “Çoktan unuturdum ben seni çoktan, ah bu şarkıların gözü kör olsun.” İşte ne olduysa oldu, o anda unuttum olan biten her şeyi ve hoyrat gerçeği. Aristoteles günümüzden yüzlerce yıl öncesinde; “Zayıflar daima adalet ve eşitlik ister. Halbuki bu, kuvvetlinin umurunda bile değildir.” Ünlü Rus yazar Dostoyevski; “Hayat bir sınavdır fakat diğer sınavlara pek benzemez. Bazen yaptığın bir yanlışlık bütün doğrularını götürebilir.” Demiş. Büyüklerin sözleri, sözlerin de büyüğüdür değil mi? İşte öylesine gelip geçti zihnimden. Vatan şairi Namık Kemal de şöyle ifade etmiş hayal kırıklığını; “Görüp hükkâm-ı asrı münharif sıdk-u selâmetten, Çekildik izzet-ü ikbal ile bâb-ı hükûmetten.” Bunu yapmak herkes için sanırım çok kolaydır lâkin Muğla’da ve Muğlalılarla birlikte yaşamak var ya! İşte o duygu inanın her şeye bedel, bütün yanlış düşüncelerime engel. Gözlerimden gönlüme akan huzurla, fakat ne acıdır ki gelecek endişesiyle birlikte git gide ağırlaşan göz kapaklarımı tekrar kapatmadan, takvimden koparıp attım, unuttum gitti seni. 17 Nisan 2017.

YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.