Son güncellenme :16.11.2017 10:31

Anasayfa > Yazarlar > PISA RAPORU ve DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

16.11.2017 Per, 10:31

PISA RAPORU ve DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

Geçtiğimiz günlerde yazılı ve görsel medyamızda PISA eğitim raporu ile ilgili bir kısım haberler yer aldı. Söz konusu rapor, Millî Eğitim Bakanlığı sitesinde de yer almakta olup, sonuçlar düşünceme göre bazı beklentilerimizi karşılar nitelikte değil. Çünkü Atatürk’ün dediği gibi Türk Milleti zeki ve çalışkandır. Çok daha iyi sonuçlara layıktır. Raporla ilgili açıklamaların bir yerinde aynen şu ifadeler bulunmaktadır;
“ Ekonamik İş Birliği ve Kalkınma Teşkilatı – OECD – ( Organization of Economic Cooperation and Development ) tarafından finanse edilen Uluslar arası Öğrenci Değerlendirme Programı – PISA ( The Programme for İnternational Student Assessment ) eğitimin bu yeni işlevini ölçmek ve değerlendirmek amacıyla yapılan bir araştırmadır. Fen okuryazarlığına yönelik duyuşsal özellikler incelendiğinde Türkiye’deki öğrencilerin ilgi ve motivasyon düzeylerinin OECD ortalamasından daha yüksek olduğu görülmektedir. Bununla birlikte Türkiye’deki öğrenciler fen derslerinden daha çok zevk almakta ve fen alanında kendilerini OECD ortalamasına göre daha yeterli görmektedirler. Öğrencilerin kariyer planlarına bakıldığında ise fen ile ilintili bir meslek sahibi olmayı bekleyen öğrenci oranı yine OECD ortalamasına göre daha yüksektir. Ancak PISA 2015 fen okuryazarlığı alanı başarı testlerine ilişkin sonuçlar incelendiğinde Türkiye’deki öğrencilerin performansının OECD ortalamasının gerisinde kaldığı görülmektedir. Yani öğrencilerin genel olarak fene yönelik olumlu bir tutuma sahiplerken başarıları düşüktür. “
Yukarıya aynen aldığım açıklamalar herhangi birilerinin düşündükleri değil, Devletimizin bu alanda en yetkili kurumunun açıklamalarıdır. O nedenle ciddi bir şekilde ele alınıp değerlendirilmesi gerekir. Ancak şunun da farkında olmalıyız. Düşünceme göre eğitim alanındaki beklentilerimize ilişkin planlamalarımızın günübirlik tespitlere dayanılarak yapılması doğru değildir. DÜŞÜNDÜKLERİM adlı çalışmalarımın bir yerinde şöyle demişim; “ Eğitim hizmetleri, milyonlarca insanımızı ilgilendiren aynen devasa bir transatlantik gibidir. Dar alan ve kısa bir zaman dilimi içerisinde manevra yaptırılması geminin alabora olması ve batmasına sebep olabilir. “ Eğitim çalışmalarına ilişkin planlamaların olumlu ya da olumsuz sonuçları ancak yıllar geçtikten sonra anlaşılıp, sebep ve sonuçlarıyla birlikte değerlendirilebilir. Vücudumuzdaki basit bir kemik kırığı bile ancak belli bir süre sonra sağlığına kavuşmakta ve eski haline dönüşebilmektedir. Tedavi için öncelikle doğru bir teşhis gereklidir. Doğru teşhis ise doğru ve bilimsel ( Tahlil, Röntgen, MR v.s.) verilere dayanılarak konulabilir. Doğru tedavi ise alanında uzman sağlık elemanları olan doktorlar tarafından yapılabilir. Ağır bir şekilde hastalandığımızda, şifa bularak sağlık ve esenlikle taburcu edilip ömrümüzün kalan bölümünü tamamlayabilmemiz için sanırım bütün bu olmazsa olmazların uyum içerisinde ve bir arada bulunması gerekir.
Dünyanın en büyük dehalarından biri olan Albert Einstein demiş ki; “ Sorunlar, o sorunları yaratanların mantığı ile çözümlenemez” Bu tespiti, sadece eğitim / öğretim alanında değil, sanırım gelişme ve kalkınmamıza, her alanda ilerlememize engel olabilecek tüm konularda dikkate alıp değerlendirebiliriz. Kendimizi samimiyet testine tabi tutarak, karşılaştığımız ya da karşılaşabileceğimiz sorunlarımızı giderme konusunda sebepleri sorgulayabilir ve sağlıklı sonuçlara ulaşabiliriz. Yeter ki düşüncelerimizde samimi, gerçekçi, iyi niyetli olarak daima ve maddi manevi tüm varlığımızla devletimizin ve milletimizin, güçlüklerin aşılmasında çaba sarf eden değerli büyüklerimizin yanında yer alabilelim. Çünkü konu, bireysel değil, hepimizi şu ya da bu şekilde ilgilendiren kitlesel nitelik ve niceliktedir. Bu bağlamda yine başka bir düşünür de sebep sonuç ilişkisini şöyle özetlemiş; “Sebepleri unutanlar, sonuçlar karşısında şaşırıp kalırlar”
Kişisel düşünceme göre eğitim sistemimizin şu dört unsurla birlikte ele alınıp enine boyuna günlerce tartışılarak sağlıklı sonuçlara ulaşılması gerekir. Nedir bunlar? 1 ) Fiziki sorunlar, binalar, tesisler, öğrenci yurtları, eğitim öğretim araç ve gereçleri v.s. 2 ) Çağımızın gerçeklerine uygun bir eğitim öğretim plan ve programları, ders müfredatları, 3 ) Bu programları uygulayacak olan başta öğretmenlerimiz olmak üzere, gerekli ve yeterli pedagojik formasyonu haiz eğitim / öğretim uzman elemanları, 4) Uygulamaların odağında yer alan geleceğimizin teminatı öğrencilerimiz ve hatta bütün genç neslimiz. Bunları ayrı ayrı irdelediğimizde, öncelikle eğitim / öğretim kurumları okullarımızın bina ve tesis sorunlarının, konum ve mimarisi ile birlikte gerçekçi bir planlamayla ve bölgesel önceliklerimiz de dikkate alınarak belirli bir zaman içerisinde giderilmesi ve öğrenci kapasitemize yeterli bina, derslik ve sair tesislerin yapılması, varsa eğitim araç ve gereçlerinin, laboratuvar eksikliklerinin acilen giderilmesi gerekir.
Düşünceme göre bu husus, diğer bütün devlet yatırımlarının önünde yer almalıdır ki geleceğimizi güvence altına alabilmiş olalım. Yatırımlar, rakamsal büyüklüklerinin yanı sıra çağdaş ölçütlere, ulusal beklentilerimize de uygun olmalıdır. İkinci olarak eğitim / öğretim program ve planlarıyla birlikte ders müfredatının yine günümüz gerçeklerine uygun olarak, eğitim otoritelerince hazırlanması gerekir. Benim yaşımda olanlar ve hatırlayanlarımız bilir, uzun zaman öncesinde herhangi bir değişiklik düşünüldüğünde, deneme okullarında yıllarca denendikten sonra ve olumlu sonuçlar alınmışsa ancak uygulamaya geçilirdi. Yine düşünceme göre günümüzde bir bilgiye ulaşmak, adeta parmaklarımızın ucu kadar yakın olup son derece kolaydır. Yıllar öncesinde eğitim öğretim hizmetleri içerisinde öğretim % 70 lik bir alanı, eğitim % 30 luk bir alanı kapsıyorken, günümüzde bu oranlar tersine dönmüş ve eğitim olgusu öğretimden daha önemli bir hal almıştır. O halde eğitime daha fazla önem vermemiz ve çocuklarımızı, ruhen, fiziken, ahlâken toplumumuza yararlı, vatan ve millet sevgisiyle dolu bireyler olarak yetiştirilebilmelerinin önündeki – varsa – engellerin en kısa zamanda kaldırılması gerekir. Üçüncü olarak eğitim / öğretim faaliyetlerinin vazgeçilemez unsuru olan öğretmenlerimizin, alanında çok iyi bir şekilde yetiştirilmek üzere, öğretmen yetiştiren kurumlara amacı belli bir sınavla alınıp daha sonra tam bir sosyal güvence ile güzel yurdumuzun her köşesinde büyük bir inanç ve şevkle görev yapmak üzere eskiden olduğu gibi sınavsız olarak atanmaları gerekir. Öğretmen, kafasında çeşitli endişelerle değil huzurlu bir şekilde derse girmelidir. Öğretmen okulundaki öğrencilik yıllarımda her cumartesi ve pazartesi günlerinde İstiklâl Marşı’ndan hemen sonra büyük bir şevkle söylediğimiz öğretmen marşında bizler şöyle diyorduk; “ Alnımızda bilgilerden bir çelenk, Nura doğru can atan Türk genciyiz, Yeryüzünde yoktur, olmaz Türk’e denk, Korku bilmez soyumuz. Candan açtık cehle karşı bir savaş, Ey bu yolda and içen genç arkadaş, Öğren, öğret hak’kı halka gürle coş, Durma, durma koş! Şanlı yurdum, her bucağın şanla dolsun, Yurdum seni yüceltmeye andlar Olsun!” Dördüncü olarak ta, o her şeyden daha önemli olan geleceğimizin teminatı öğrencilerimiz, yani birçok ülkenin gıptayla baktığı genç neslimizdir. Onlar ki bizim her şeyimizdir ve konunun bu kapsamda düşünülüp değerlendirilmesi gerekir. Şu hususu da belirtmeliyim ki konuyla ilgili düşündüklerim, bir köşe yazısına sığdıramayacağım ölçülerdedir. “Yararlandığım kaynak, Dr. Faik Kırbaşlı, 1920 – 1972 Döneminde Kalkınmada Öncelikli Yörelere İlişkin Hükümet Politikaları, Mart/1973 Ankara”

YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.