Son güncellenme :15.09.2017 12:04

Anasayfa > Yazarlar > OSMAN HAMDİ BEYİN TURGUT’DAKİ EVİ

15.09.2017 Cum, 12:04

OSMAN HAMDİ BEYİN TURGUT’DAKİ EVİ

1842 yılında, İstanbul’da doğan Osman Hamdi Bey; Sanayi-i Nefise Mekteb-i Alisi’nin (Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi), İstanbul Arkeoloji Müzesinin kurucusu; arkeolog ve ressamdır. Yaptığı kazılarda bulunan ve İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde sergilenen Büyük İskender Lahti, Osman Hamdi Bey’in başarılı çalışmalarından sadece biridir. Ayrıca, Antik kentlerin talan edilmeye başlandığı yıllarda, eski eserlerin yurt dışına kaçırılmasını önleyerek, ülkemize değerli hizmetleri olmuştur.
1881 yılında Müze-i Hümayun’a müdür tayin edilmesiyle, kendisi Türk müzeciliğinde yeni bir dönem açmıştır. Müzeciliğimizi çağdaş anlamda ele alan, Osman Hamdi Bey’in Müze-i Hümayun’da gerçekleştirdiği ilk işlerden birisi, yabancıların yaptığı kazılarda ortaya çıkan eserlerin, yurt dışına götürülmesini yasaklayan nizamname olmuştur.
Paris’te, yarım bıraktığı hukuk eğitimi, nizamnamenin hazırlamasında bayağı işe yaramış ve yürürlükte bulunan “1874 Asar-ı Antika Nizamnamesini” 1883 yılında yeni baştan düzenleyerek eserlerin yurt dışına çıkmasını yasaklayan maddeleri koydurmuştur. 1 Ocak 1882’de Sultan II.Abdülhamid tarafından Sanayi-i Nefise Mektebinin Müdürlüğüne atanmıştır. Osman Hamdi Bey; Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesinin temeli sayılan “Sanayi-i Nefise Mektebi Alisi”ni 1883 yılında kurmuştur.
Eski eserlerin yurt dışına çıkması yasaklayan nizamname çıktıktan sonra, antik kentlerin kaçırılması son bulmakla beraber, ne yazık ki, o güne kadar, dünyanın yedinci harikasının da bulunduğu iki büyük dünya mirası eserlerimiz kaçırılmıştır. Nitekim,Anadolu topraklarında olan, kazıları yapılmış ve ortaya çıkmış veya hala yeraltında olan yüzlerce antik kentlerden, çıkan antik eserleri, bulundukları yerlerde, kurduğumuz arkeolojik müzelerinde dolduramadığımız içindir ki,kaçırılan bu eserler, Avrupa ülkelerinin ve ABD ‘nin müzelerini doldurmuştur.
Bodrum’da. MÖ 377-353 yılları arasında yaşayan Karia Kralı Mausollos için yapılmış ve 16. Yüzyıla kadar, yapıldığı şekilde ayakta olan, Bodrum Mozolesinden geriye sadece adı, yeri kalmıştır. Anıtın, Londra’daki British Museum’de sergilenen Yunanlılarla Amazonlar arasındaki bir savaşı gösteren bu frizler ve heykeller, 1846, 1857 ve 1859 yılların da, taş değil mi verin diyerek, anıt mezarın en değerli parçalarını, İngilizlere hibe eden, Sultan 1.Abdülmecid’den yıllar sonra, çıkarılan yönetmenlikle antik kentlerin toptan talanı ve taşınması önlenmiştir.
İngilizler, Bodrum Mozolesini götürdükten sonra, Datça’da da, Knidos’un ilk arkeolojik kazıları, 1858 -1859 yıllarında, yine British Museum adına Charles Thomas Newton tarafından başlatılmıştır.Daha sonrada, 1966-1977 yılları arasında, ABD li, İris Cornel Love kazıları devam ettirmiştir. Knidos’da, yapılmış kazılardan nelerin kaçırıldığı konusunda bilgiye rastlanılmamakla beraber, tarihi eser kaçırılmasının, bu kadar kolay olduğu, Osmanlı döneminde, yapılan kazılardan çalınan eserler araştırılmalı ve yabancılara kazı izni asla verilmemelidir.
Aynı yıllarda, Zeus Sunağı olarak anılan Pergomon (Bergama) Sunağı da Alman Demiryolcu Carl HUMAN tarafından Berlin’e kaçırılmıştır. İç ve dış mekanlardaki mermer firizlerin güzelliği ile ünlü olan anıt da Helenistik dönemin heykel ve süsleme sanatının öncü örneklerinden biridir.
Ülkemizden götürülen ve ünlü müzelerde sergilen eserlerin tekrar geri getirilmesi hususunda çalışmalar hala devam edilmektedir. Herakles Lahti de, bunlardan biri olup, Antalya’nın Aksu ilçesindeki Perge Antik kentin nelropolinde, 1960 lı yıllarda yapılan kaçak kazılarda çıkarılan lahit, İsviçre’ye kaçırılmıştır. Yunan Mitolojisinde Herakles, Roma mitolojisinde Herkül olarak tanınan ünlü kişiye ait lahtin, Cenevre Üniversitesi Sanat ve Tarih Müzesinde, 50 yıldan beri sergilenmesinin ardından, İsviçre tarafından iade edileceği öğrenilmiştir. İsviçre’nin bu örnek davranışı, Bodrum Mozolesi ve Bergama Sunağını kaçıranlara da ders olmalıdır.

ABD’nin, Büyük Ortadoğu Projesi ile, Tunus, Libya, Mısır, Yemen, Irak ve Suriye’de başlattığı Arap Baharıyla birlikte eski eser hırsızlığı da artmıştır. İşgalle birlikte ortaya çıkan kargaşa içinde yağmalandığı görüntüsü verilen hırsızlıklar devam etmektedir. Buna bir başka örnek de Avusturalya’dır. Kahire’deki Tahrir olayları sırasında, Kahire Müzesinden çaldırdığı 300 parça tarihi eseri mahkeme kararı ile geri vermek zorunda kalmışlardır. Amerikan Metropolitan Müzesi, ise Ortadoğu’daki karışıklardan yararlanarak, 3.000 yıl önceki medeniyetlere ait eserleri özel koleksiyon görüntüsü altında talan edilmektedir. Bu talanda, Avrupa müzeleri ortada görünmemekle beraber, bunlarında pek boş durmadıkları zamanla ortaya çıkacaktır,

Asar-ı Antika Nizamnamesine eski eserlerin yurt dışına. kaçırılmasını yasaklayan maddelerin konulması, antik kentlerin toptan talanını durdurmakla beraber, tarihi eser kaçakçılığı hala devam etmektedir. Kaçakçılığı önlemek için, sivil toplum kuruluşlarının ve vatandaşların bu yerlere sahip çıkarak, yurt çapında örgütleşilmesi halinde belki kaçakçılık daha azaltılabilir.
Osman Hamdi Beyin, antik kentlerde bulunan tarihi eserlerin kaçırılmamasını konusundaki hizmetleri dışında, Devlet işleri ile arkeoloji ve müzecilik çalışmalarını sürdürürken ressamlığa da devam etmiştir. Yaptığı tablolardan “Kaplumbağa Terbiyecisi”, “Arzuhalci”, “Kuran Okuyan Hoca”, “Silah Taciri”, “Leylak Toplayan Kız”, “Şehzadebaşı Camisi Avlusunda Kadınlar”, “Feraceli Kadınlar”, “Mimozalı Kadın”, “Ab-ı Hayat Çeşmesi”, “Mihrap” gibi tabloları onun en ünlü yapıtları arasındadır. Osman Hamdi Bey, geçmişin izlerini, o yıllarda yapılan bu tablolarla, bugünlere ve geleceğe taşımıştır.
Lagina Antik Kenti kazısı için geldiği Muğla’da, kazı boyunca , Yatağan ilçesinin Turgut beldesinde, ikamet eden Osman Hamdi’nin, zamanla harabeye dönen evi, Yatağan Belediyesi tarafından onarılmış, daha sonra da, halkın ziyaretine açılmıştır. Yatağan Belediye Başkanı Sayın Haşmet IŞIK’ın bu duyarlılığına teşekkür etmekle beraber, müze evin etrafının da, düzenlenerek, ziyaretçilerin oturup, sohbet edebileceği bir yere de ihtiyaç olduğunu belirtmeliyim.
Osman Hamdi Beyin, Gebze’nin, Eskihisar Köyünde, kendisinin yaptırdığı deniz kenarındaki Çinili Köşkü de, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenerek 2007 yılında, Osman Hamdi Bey Müzesi olarak halka açılmıştır. Müze haline getirilen evde kişisel eşyaları ve yaptığı resimlerin kopyaları sergilenmektedir.
Bu değerli insanın ve ülkemize yaptığı hizmetler için, onun adına her yıl resim yarışmaları düzenlenmelidir. Yeni Osman Hamdi Beylerin yetişmesi için, Turgut’ta resim kursları açılarak, Turgut, bir resim akademisi haline getirilebilir.
Muğla’ya gelen yerli ve yabancı turistlerin gezi programı içinde olan, Belen kahvehanesi ve Karya Gezi Yolu gibi, ziyaret edilen yerler arasına, Osman Hamdi Beyin evini de katarak, başta müzecilik olmak üzere, resim, sanat ve arkeolojik alanda Türkiye’ye yaptığı hizmetleriyle, Osman Hamdi beyi dünya’ya tanıtabiliriz..
Dünya’da, bir çok ülkede olduğu gibi, ünlü yazarların, şairlerin, sanatkarların ve ressamların oturdukları evleri müze haline getirilerek halka açılmakta veya büstleri ve heykelleri meydanlara veya sokaklara konulmaktadır. Böylece, hayatını ülkesine adayan, halka mal olmuş bu değerli insanların, unutmaması sağlanmaktadır.

YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.