Son güncellenme :02.07.2018 12:02

Anasayfa > Yazarlar > ORMANLARIMIZIN KORUNMASI ŞİMDİ DAHA ZORLAŞTI

02.07.2018 Pts, 12:02

ORMANLARIMIZIN KORUNMASI  ŞİMDİ DAHA ZORLAŞTI

Ormanlarımızda, yıllardan beri devam eden talana her geçen gün yenileri eklenmektedir. 1961 Anayasasında, ormanların korunması ve orman sınırlarının değiştirilemeyeceği hükmü var olmasına rağmen, herkes, ya ormanlık alanlara, yada önceleri kıraç arazi iken, cennete çevirilmiş askeri kışlalara göz dikmektedir. Türkiye’de, son yıllarda sadece maden ve turizm gibi faaliyetlere tahsis edilen orman alanlarının büyüklüğü, yaklaşık 550.000 hektara ulaşmış ve bu yerlerde orman örtüsü tamamen yok edilmiştir. Ne yazık ki, kullanılan ormanlık alanlar, İstanbul’un yüzölçümünden fazla olup, kesilen ağaç sayısı ise 55 milyonu aşmıştır.
Türkiye, orman bakımından zengin bir ülke olmadığı gibi, zengin bir ülke sayılmamız için topraklarımızın en az %30’u, ormanlık alanı olması gerekmektedir. Türkiye’de gittikçe bozulan, toprak, hava, su ile bitki dengesinin düzelebilmesi ve milli ekonominin ihtiyacı olan orman ürünlerinin yeteri kadar üretilebilmesi içinde orman büyüklüğünün bu orana kadar yükselmesi gerekmektedir. Hele, iklim değişikliği ile her geçen gün artan su baskınları, seller, heyelanlar ve kuraklıklarla, ekosistemdeki bozukluklar nedeniyle, zamanımızda, ormanlara her zamankinden daha fazla ihtiyacımız bulunmaktadır.
Dünya’daki bazı ülkelerin ormanlık alanlarına baktığımızda, %98 oranla Japonya en başta yer alırken, Japondan sonra, % 61 ile Finlandiye ve İsveç gelmektedir. Avusturya ve Rusya %39, A.B.D %34,5, Almanya %31 Yugostavya %30,5, Bulgaristan %28 oranında ormanlara sahiptirler. Dolayısıyla, hemen hemen bütün gelişmiş ülkelerde bu oran yüksektir. Bu ülkelerdeki gibi ormanlık alanlara sahip olmamız, ekonomimiz içinde çok önemli olduğu gibi, topraklarımızın ve su kaynaklarımızın korunması, iklim şartlarının bozulmaması için olmazsa olmazımızdır.
Cumhuriyetin kurulmasından sonraki yıllarda, Türkiye orman varlığının %30,5’i normal koru, %23,6’sı bozuk koru, %10,2’si, normal baltalık ve %35,5’i bozuk baltalık iken, 2015 tarihi itibariyle koru ormanlarımız % 88’e, yükselmiş, baltalık ormanları ise, % 12’ye düşmüştür. Ormanlarımızdaki hektar başına artış ise, kaçak kesimlerde eklendiğinde hektar başına yıllık artış miktarı 2,5 m3 olmaktadır. Avrupa ülkeleriyle karşılaştırılması halinde, bu durum, Almanya’da 3,72, İsveç’te 2,72, Yoğoslavya’da 2,32, Finlandiya’da 2,27’m3 dür.
Osmanlı’da, ormanlara ilgi Tanzimat Döneminden sonra başlamıştır. Aslında, bu ilgi, devlete gelir sağlamak amacı taşıdığından, ormanların imarı, bakımı, orman varlığının arttırılması ve korunması ile düzenli bir ormancılık yapılmamıştır. Cumhuriyetten sonrada, Osmanlı’da olduğu gibi, ihale ile verilen ağaç kesimi, 1937 yılına kadar devam etmişsede, ormanların tahrip edildiği görülerek, bu şekildeki uygulamadan vazgeçilmiştir. Dolayısıyla, 1938 yılında, ormanlar kamulaştırılarak, çıkarılan yasalar çerçevesinde orman teşkilatı kurulmuş ve göreve başlamıştır. O yıllarda, 10.368.000 hektar olan ormanlarımız, kurulan Orman Bakanlığı ile Orman Genel Müdürlüğü ve taşradaki orman teşkilatlarının çalışmaları sonucunda, ormanlık alanlarımız, 1974 yılına kadar, 34 yılda, 20.170.000 hektara ulaşmıştır. Bu miktara göre ormanlık alanlarımız, yaklaşık % 100’e yakın artmış olup, ormanlar, topraklarımızın %13’ü iken, bu süre içinde, %26,1’ i yükselmiştir. Bugün, 2015 yılı itibariyle, topraklarımızın %28,6’i ormanla kaplı olup, gelişmiş ülkelerde olduğu gibi, ormanlık alanlarımızın %30’a ulaşılması için çaba harcanmaktadır.
Türkiye İstatistik Enstitüsü verilerine baktığımızda, ormanlık alanlarımızdaki gelişmelerin, 1961 Anayasası’ndan sonra başlamış ve 1974 yılına kadar gelişmeler hızlı bir şekilde sürmüştür. 1974 yılından 2015 yılına kadar geçen 41 yılda ise, ormanlık alanlarımız toplam, 20.170.000 hektardan, 22.342.934 hektara ulaşmakla beraber, 2.172.934 hektar artarak, artış oranı da %10 dolayında kalmıştır. AKP iktidarı döneminde, ya ormanlık alanlarımızda fazla artma olmamış veya aksine, yol, köprü, havalimanı, enerji santralları, doğalgaz boru hatları gibi yatırımlarla, kaçak yapılar ve imara açılan yerler hep, ormanlık alanlarımızdan kullanılmıştır.
Bugün, 200.000 kişinin oturduğu, İstanbul, Sultanbeyli ilçesi, ormanlık ve makilik alanlarda açılan yerler üzerinde kurulmuştur. Kısa bir süre önce çıkarılan imar affı yasası kapsamına giren 15 milyon kaçak yapı, imar planına aykırı olması yanında, bu binalardan bazıları hazine arazileri ile ormanlık alanlar üzerinde bulunmaktadır. Sakarya’nın, Sapancı ilçesindeki doğa harikası göl manzaralı bahçelerine, Suudi Arabistan’dan ve Katar’dan gelen, zengin Araplara satılmak üzere inşa edilen villalar, yöreyi beton yığını haline çevirmiştir. Atatürk’ün, Türk Milletine bağışladığı, Atatürk Orman Çiftliğine ait arazi. vasiyeti dışında kullanılarak, Cumhurbaşkanlığı Sarayı yapılmıştır.
Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz,” Tüm Türkiye’de ikili eğitimi kaldırmak için 58 bin derslik ihtiyacımız var.Ancak, 47 bin derslik inşa halinde. Aradaki fark,11 bin dersliği yapıp ikili eğitimi kaldıracağız. Tek zorlanacağımız yer İstanbul olabilir. Ancak oradada şunu söylüyoruz. Orman arazisi var mı? Var. Orman arazisi eğitim için kullanılabilir mi? Kullanılabilir. Çünkü, eğitimden başka önemli ve öncelikli konu yok” diyor. İşte, orman arazileri böyle gerekçelerle kullanılmaktadır.
Tekirdağ’ın Çerkezköy ve Kapaklı ilçelerinde yapılması planlanan termik santralları için yaklaşık 250 bin meşe ağacı kesilerek, orman arazileri üzerine inşa edilecektir. 29 Ekim’de açılacak İstanbul havalimanına ulaşımı sağlayacak metro hattının atölye, park yeri, manevra ve bakım onarım tesisleri için hazırlanan imar planına göre, metro hattı atölyeleri, Arnavurtköy’de 407 bin metrekarelik ormanlık alana yapılacaktır.
Muğla’nın Özel Çevre Koruma alanları içinde yer alan, Akbük Koyundan, Bördübet Koyunun olduğu alanlara kadar orman ve deniz kıyılarının yer aldığı kısımdaki SİT alanları 2017 yılında çıkan yasa daraltılmıştır. Çıkarılan bu yasaya göre, 34.162 hektarlık 1. Derece SİT Alanının %71 imara açılmaktadır. Özel Çevere Koruma alanının büyük bir kısmı ormanlık ve zeytinliklerden meydana gelen bu alanda endemik bitkiler tarihi yerler bulunmaktadır. Ülkelerindeki sıcak ikliminden kaçarak daha yeşil alanlarda ve deniz kenarında oturmak isteyen, Arap zenginlerini buraya çekme amacıyla Özel Çevre Koruma alanlarında böyle değişiklik yapılmış olabilir. Bunu zaman gösterecek ve hepimiz bu gerçeğe şahit olacağız.
Muğla- Güvercinlikte 11 yıl önce, yanarak küle dönen 150 hektarlık ormanlık alanda, dört dev otel yapılmıştır. Titanik Deluks, Bodrum, Amanya Hotel ve Begonya Tatil Köyü ormanlık alanda bulunuyor. Çıkan ve çıkarılan orman yangınlarından sağlanan rantlar ne ilk, nede son örnektir. Orman sahalarına verilen zararlar şirketler tarafından yapılınca kimse olayların üzerine gidemiyor. O yüzden, yangınlarında, ormanların yok edilmesininde ardı arkası kesilmiyor.Ta ki, yok edilinceye kadar bu böyle devam edecek herhalde…
Görüldüğü gibi, ormanların düşmanı pek çok olduğundan, ormanları koruyamıyoruz. Çünkü ormanlara herkes kendi yönünden bakmaktadır. Nitekim, 2002 yılından sonra, AKP iktidarı döneminde, gittikçe hız kazanan özelleştirmelerle fabrika ve tesisler satılarak, elde üretime yarayan ne varsa, her şeyi satıp, savurduktan sonra, ekonomiye kaynak bulabilmek için şimdide, kesime hazır ormanlardaki dikili ağaçların, holdinglere 5 yıllığına kiralanmasına, meraların ve sularımızın satılmasına sıra gelmiştir.
TBMM Genel Kurulunda oylanıp kabul edilen tasarının 13’üncü maddesine göre, Orman Genel Müdürlüğü’nün, bugüne kadar ormanlarda yaptığı gibi, ormanlık alanlarda, gençleştirme veya seyreltme ile dikili ağaçlardan, tomruk üretilmesi amacıyla, bu alanlar ihale ile en fazla teklifi veren holdinglere 5 yıllığına verilecektir. Yasaya göre, tahsis süresi bittikten sonra. firma aynı yeri eğer isterse tekrar alabileceği gibi, daha verimli gördüğü başka bir ormanlık alanda yine ihaleyle, dikili ağaçlara sahip olabilecektir. Orman ihalesini alan şirketler önceden işaretlenmiş canlı ağaçları diledikleri zaman kesip, diledikleri gibi işleyerek satabileceklerdir. Yeni düzenleme ile birlikte, Türkiyede ilk defa devlet ormanlarının yanısıra holding ormanları bölgeleri oluşturulacaktır. Düzenlemede, bölge sınırlaması konulmadığı için büyük şirket ve holdinğler ülkenin en değerli koru ormanlarını seçip 5 yıl boyunca işleteceklerdir. Buna göre de ormanların %88’i holdinglerin eline geçeceği anlaşılmaktadır.
Hükümet, ormanlardaki dikili ağaçların holdiglere satılmasının gerekçesini, kesimden, ağaçların tomruk haline getirilmesine kadar yapılan harcamaları ve maliyetleri göstermektedir. Halbuki, burada maliyet işi, hesap şekline göre değişebilir. Kesim yapılan yerlerden sağlanan ağaçların işlenmesi veya tomruk haline getirilmesi, taşıma ve depolamak için harcama giderleri içersine, Bölge Müdürlüğündeki bütün çalışanlarında masraflarını koyarsanız, elbetteki yüksek olur. Bu işlerde, sadece orman köylülerinin kurduğu kooperatiflere ödenen giderlere göre maliyet yapılırsa, holdiglerin maliyetinden daha düşük olur. Bence, ormanların holdinglere verilmesinin amacı sıkışan ve daralan ekonomiye kolay yoldan para sağlamaktır. Ormanların holdinglere verilmesi de, ciğerin kediye teslim edilmesi demektir.
Halbuki, orman köylülerinin kurdukları kooperatiflerden hizmet alınarak, bu işler hep kooperatifler yoluyla yaptırılmıştır. Holdiglerin yapacakları işlerde esasta aynı olmakla beraber, biri yaptığı işe göre ücret almakta, diğeride, satınaldığı canlı ağaçları, kesimden satışa kadar kendisi yapıp, satacak ve ormanın kaymağı holdinglere yarıyacağından, sahaların ağaçlandırılması, imarı ve geliştirilme işleri, yine Orman Teşkilatına kalacaktır.
Bugüne kadar, Orman Genel Müdürlüğüne bağlı bulunan, Orman Bölge Müdürleri ve Şube Müdürlükleri, 1937 yılından bu yana orman işletmeciliğini başarı ile yürütmüş ve Osmanlı’dan, Türkiye Cumhuriyetine bırakılan 10.368.000 hektar orman alanı % 110 arttırılarak, ormanlık alanları, 22.300.000 hektara yükseltilmiştir. Ormanlarımızda seyrekleştirilme, gençleştirilme ve ağaçlandırma çalışmaları yapılarak yılda 18.314.621 m3 orman ürünü, ekonomiye kazandırılmaktadır. Ormancılıkla ilgili hiç deneyimi olmayan bu holdinglerden orman teşkilatının öğrenebileceği hiçbir şey yoktur. Bu kuruluş, Türkiye çapında teşkilatlanmış, devletin verdiği imkanlar çerçevesinde de en yüksek verimde ve modern işletmeciliği uygulamıştır. Harita Genel Müdürlüğünün koordinat sistemine göre, ormancıların hazırladıkları, Amenajman Planı, başta olmak üzere, Orman Tahdit Haritası, Meşcere Haritası ve Toprak Verimlilik (Bonited)Haritaları paftalar halinde 1/25.000 ölçeğinde yapılan haritalar bütün Türkiye’yi kaplamaktadır.
Orman genel Müdürlüğünün ülkemize yaptığı hizmetler bu kadar da değildir. Yeni ormanlık alanlar için ağaçlandırmada kullanılan çam, meşe, kayın gibi fidanların üretimi için fidanlıklar kurmuştur. Ormanlardaki nesli tehlikede olan hayvanlarının üretilmesi ve korunması konusundaki çalışmalar yapılmakta, çeşitli hayvanlar üretilerek doğaya salınmaktadır. Ormanlardaki canlı hayat habitatın su ihtiyacının karşılanması ve yeratı su seviyesini besleyen göletler yapılmaya devam edilmektedir. Arıcılar için arı ormanları tesis edilirken, gölet çevresindeki oluşan basara ile dünyaca ünlü çam balı üreten arıcılara, çalışma alanları sağlamaktadır.
Orman yangınları ormanlarımıza çok büyük zarar vermesi dolayısıyla, ormanlık alanlar içinde kurulmuş yangın gözetleme kuleleri ile yangınları önlemek için ormanlarımız gece, gündüz, bütün mevsimlerde sürekli izlenmektedir. Yangın söndürme ekipleri, yangın tehlikesi olan yerlerde hazır tutulmakta ve yangın çıkan yerlerde söndürme çalışmaları yapılmaktadır. Bütün bu yerlere ulaşılması ve çıkan ürünlerin depolanması amacıyla yapılan orman içi yolları ve sanat yapıları ile orman ürünleri depoları gibi bir çok faaliyeti bu teşkilatın kendisi yönetmektedir. Binaları ve makine ve ekipmanları yanında, bilgili ve çalışkan teknik ve idari personeli ile Orman Genel Müdürlüğü büyük bir sektördür.
Ormanlarımızın gelişmesi için ormanların yakınındaki köyler çok önemlidir. Türkiye’de mevcut köyleri üçte ikisi orman köylüsü olup, bu hizmetler ve ormancılıkla ilgili işler, orman köylüleriyle birlikte yapılmaktadır. Bütün bu işlerde çalışan orman köylülerine ormanlarımızdan sağlanacak ürünler için yeni iş alanları yaratmalıyız. Ormana zarar vermeyen, hatta yararlı olan arıcılık ve sanem keçisi üretimi teşvik edilmelidir. Orman ürünlerinden, palamut, mazı, reçine, katran gibi çok çeşitli ürünlerle, tıbbı bitkilerin toplanması veya yetiştirilmesi teşvik edilmelidir. Orman köylerinin kurdukları kooperatiler güçlendirilmeli ve ayakta kalmaları sağlanmalıdır. Kooperatifler de, ormanlarımıza geçim kaynağı olarak sahip çıkmalıdır. Aksi taktirde, ormanlar öyle veya böyle çalıştırılacaktır. Kooperatiflerin ormanlarımıza sahip çıkmaması halinde, ormanların holdinglere verilmesi kesinleşir.
O bakımdan, hükümet tarafından holdiglere yeni bir iş verilmesi isteniyorsa, büyümüş ve kesime hazır canlı ağaçların verilmesi yerine, hızlı büyüyen, ormanlık alanlarımızın arttırılması için veya orman ürünleri yetiştirilmesi işi verilebilir. Ormanlık alanlarda ve hazine arazilerinde, yapılacak özel ağaçlandırmalarda, projesinde belirtilmek kaydıyla, çam, sedir, göknar, ladin, meşe, akasya, akçaağaç, karaağaç, sofora, ıhlamur gibi asli orman ürünü veren ağaç ve ağaçcık türleri ile ceviz, kestana, antep fıstığı, badem, harnup, sakız ağacı, defne, jojoba gibi, odun dışı orman ürünü veren ağaç ve ağaçccık türleri tesis edilebilebilir.
Herkesin bildiği gibi, tarımda uygulanan yanlış politikalarla, üretim azalmış, binlerce hektar arazi bugün ekilmez hale gelmiştir. Dünya’da kendine yeten 6 ülkeden biri olan Türkiye bugün, samandan sarımsağa kadar bir çok ürünü artık ithal etmektedir. Tarım sektörünün ayarları bozulduğundan, İthalat, başka bir ithalatı getirmektedir. Köylü tarımdan vazgeçmiş, kentlere göç etmektedir. Eğer ormanda da böyle bir politika izlenecek olursa, bu koskoca sektörde aynı tarımda yaşanıldığı gibi bu sektörde de yıkım olabilir.
Bu teşkilatın çalışma hevesi ve gayreti ortadan kalktığı takdirde, artık geri dönüş çok zordur. Devlet teşkilatları deneme tahtası değildir Yapılacak işler bir kişinin iradesine bağlı olmamalıdır. Yılların deneyimleriyle gelişmiş bir kültürün birden değiştirilmesi, ancak emperyalistlerin işine gelebilecektir. Sektörler arasındaki dengeyi, sağlayacak olan karma ekonomidir. Yıllardan beri böyle giden ekonominin özelleştirmelerle ayarı bozulduğundan yaşadığımız sonuçlarla hepimiz bedel ödemekteyiz.
Herşey, özel sektörün olmadığı gibi, bir çok konuda devlet kuruluşlarına da ihtiyaç vardır. Hele, ormanlar halkın ve insanların ortak malıdır. Ormandan sağladığımız sadece ağaç değildir. Ağaçın dışındaki soluduğumuz hava, içtiğimiz su ve kullandığımız topraklardır. Bunları hiç unutmamalı ve ormanlarımızı hepimiz korumalıyız.

YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.