Son güncellenme :04.05.2018 12:07

Anasayfa > Yazarlar > MÜSLÜMAN TÜRK’ÜN GÖNÜL İKLİMİ

04.05.2018 Cum, 12:07

MÜSLÜMAN TÜRK’ÜN GÖNÜL İKLİMİ - Prof. Dr. İrfan Çağlar

MÜSLÜMAN TÜRK’ÜN GÖNÜL İKLİMİ

İklim, çevresel koşulların oluşturduğu fiziki atmosferin adıdır. İklim koşulları uygun olursa, bütün unsurlarıyla doğa rahatlar ve mümbit hale gelir. Yani mahsul verimi artar, canlıların doğal seleksiyona uğrama riski azalır ve bu da, insanların doğadan yararlanmaları oranında huzuruna olumlu yansımada bulunur. Biliriz ki, Çevresel Ekoloji Teorisine göre, iklime ayak uyduramayan bitki veya canlı türü, o bölgede ya da iklimde uzun süre yaşayamaz.
Bu tespiti yaptıktan sonra gelelim esas konumuza. Yani gönül iklimi meselesine. gönlün de iklimi olur mu? Sorusuna şöyle cevap verebiliriz. Evet, gönlün de bir iklimi vardır. Bu son derece önemli ve bir o kadar da tanımlanması zor bir olgudur. Moral dünyayı ya da insani değerleri merkeze taşıyan bu olguya biz gönül iklimi diyoruz. Moral dünya, İnsanoğlunun gerçek dostları veya çok yakınları hariç, herkesin içine giremediği özel bir alandır. Bu zorluğuna ya da bilinmezliğine karşın moral dünya ve o dünyada oluşan iklimsel yapı ( gönül iklimi); çok geniş, çok canlı, çok çeşitli ve bir o kadar da zengin bir alanı temsil eder.
Gönül ikliminin kapsamında; duygu, his, sevgi, nefret, kompleks, inanma, bağlanma, gurur, hırs, isyan, itaat, hoşgörü, yargı, estetik ve empati gibi duygu ve duygu kaynaklı eylemler veya değerler yer alır. Gönül ikliminin kapsamını oluşturan bu duygu ya da değerlerin, bir birlerini tamamlama veya birbirlerini etkisizleştirme gibi bir özelliği vardır. Yani olumlu ve insanileşme doğrultusunda bir evrilmeden bahsediyoruz. Bazen de bu evrilme, olumsuzluğa doğru bir ivme gösterebilir. Bunu iklimin baskın değerlerinin gücü ya da etkinliği tayin eder.
İklimsel atmosferi oluşturan değerlerin baskın karakteri; duygu, sevgi, inanç, bağlanma, itaat, hoşgörü, merhamet ve empati gibi değerler tarafından oluşturulursa, gönül iklimi zengin ve kapsayıcı olacaktır. Yok eğer gönül ikliminin baskın karakteri; nefret, gurur, hırs, isyan ve yargı gibi insani olmayan temel kotlar tarafından oluşturulursa, gönül iklimi dışlayıcı, ötekileştirici ve yok edici olacaktır.
Burada şöyle bir genelleme yapabiliriz diye düşünüyorum. Batı medeniyetinin gönül iklimi; dışlayıcı, kendi değerlerine odaklanan, tepeden inmeci, yargılayıcı ve sömürgeci, tarih boyunca alternatifi olan Türk- İslam medeniyetinin gönül iklimi ise; kapsayıcı, kucaklayıcı, kuşatıcı ve imar edici bir özellik gösterir. Birisinin temelinde bireysel anlamda maksimum kazanç ve gerekirse sömürme, diğerinde ise makul düzeyde ve birlikte kazanma ya da imar etme duygusu yer alır.
Müslüman Türk’ün gönül iklimini oluşturan yaklaşımın beslendiği kaynak; Hoca Ahmet Yesevi, Mevlana, Yunus Emre, Hünkar Hacı Bektaşı Veli gibi gönül erlerinin duygu ve hayatı anlama biçimleridir. Bunların hayata bakış açılarının içinde; dünyanın faniliği, ubudiyet şuuru, sevgi, hoş görü ve Anadolu irfanı önemli yer tutar. İnsanı önemseyen ve onu hayatın merkezine taşıyan bir gönül iklimi, fiziksel imarın ötesinde gönül imarını da içinde barındıracağı için, beraberinde tevazu sahibi, rahatlatıcı ve paylaşımcı bir insan tipolojisini üretecektir.
Dünyanın hemen her bölgesinde makro düzeyde olmasa bile lokal manada Müslüman Türk’ün gönül ikliminin izlerine rastlamamız mümkün. Örneğin; Batı dünyasının önemli bir bölümünü ( Polonya, Avusturya, Doğu Avrupa’nın tamamını), Kafkasyayı, Orta Asyayı, İranı (özellikle Horasan Bölgesini), Afganistanı, Pakistanı, Irakı, Arabistanı, Yemeni, Mısırı, Mağrip ülkelerini hatta Afrika’nın içlerine kadar olan coğrafyayı Müslüman Türk’ün gönül iklimi içerisinde düşünebiliriz. Bu bölgelere gittiğimizde bunun izlerini görmemiz, hikayelerini dinlememiz veya hissetmemiz mümkündür. Türk Milletinin dışında bu kadar geniş ve zengin gönül iklimine sahip bir toplum hemen hemen yok gibidir. Ben öyle biliyor ve öyle düşünüyorum.
Hasılı gönle girmek ve gönülde kalmak zordur. Gönülden çıkmak ise, kolaydır. Gönül adamı olmak daha da zordur. Bunun için nefsi aşmak gerekir. Nefis ise bizim ruhumuzun en önemli tuzaklarından birisidir. Ne yazık ki, farkında olarak ya da olmadan bu tuzağa sıkça düşüyoruz. Nefsi, tuzaklardan uzak tutmak; insan olmaktan, insan kalmaktan ya da Allaha kul ve vatana yar olmaktan geçer. Bunu günümüzde başaranların sayısı maalesef çok değildir.
Bu durum, insanoğlunun kendine ait dünyasının dışında başkaları ile ilgili derdinin, kaygısının ya da sorumluluk duygusunun olmasıyla da ilgilidir. Yani dünya’nın her yerinde derdimizin olmasından, insanlığa karşı hassasiyetimizin bulunmasından bahsediyorum. Zulmün, yokluğun, açlığın, eşitsizliğin, yargısız infaz ve linç duygusunun insanlığın iradesine hakim olmaması, ancak başkalarının derdiyle dertlenmemize bağlıdır.
Prof. Dr. İrfan Çağlar
Türk Ocağı Çorum Şube Başkanı

YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.