Son güncellenme :10.08.2018 12:12

Anasayfa > Yazarlar > MİLLET BAHÇELERİ VEYA MİLLET PARKLARI ÜZERİNE

10.08.2018 Cum, 12:12

MİLLET BAHÇELERİ VEYA MİLLET PARKLARI ÜZERİNE

24 Haziran 2019 yapılan genel seçim öncesi, meydanlarında en çok konuşulan, çılgın projelerden Millet Kıraathaneleri ile Millet Bahçeleri için hazırlıklar ve çalışmalar hızla devam etmektedir. Bugüne kadar 3 bin kütüphaneyi kapatan İktidar, mevcut 30 kütüphaneyi, Millet kıraathanelerine dönüştürürken, millet bahçeleri ile ilgili olarak, 17 ilde, yapılacak 28 millet bahçesinin planlanması için 3 milyar lira harcama yapılması öngörülmüştür.
İstanbul’da, Atatürk Havaalanı, Validebağ Korusu, Zeytinburnubeştelsiz, Pendik, Esenler ve Ayazma’nında aralarında olduğu 11 millet bahçesi planlanırken, Ankara’da Atatürk Kültür Merkezi ve Gölbaşı belirlendi. 3 ay içersinde millet bahçelerine dönüştürülecek stadyumlar ise Diyarbakır, Eskişehir , Giresun, Hatay, Antakya, Sakarya Atatürk Stadları, Malatya İnönü stadı, Gaziantep Kamil Ocak Stadı, Adana 5 Ocak Stadyumu, Batman 16 Mayıs Stadyumu, Mersin Tevfik Sırrı Gür Stadı, Samsun 19 mayıs Stadı, Sivas 4 Eylül Stadı, Trabzon Akçaabat Fatih Stadı, Trabzon Avni Aker Stadları bulunmaktadır.
Görüldüğü gibi, seçilen yerlerdeki, “Millet Bahçeleri” projesinin arka planında da, bugüne kadar bir çok yerde yapıldığı gibi, stadyumlarda Atatürk ve cumhuriyeti hatırlatan adların ortadan kaldırılması ve silinmesi iddialarını doğrulamaktadır. Çünkü, millet bahçeleri projesi, AKP iktidarının, yeşil alanları ve kültür parklarını çok sevdiğinden kaynaklanmadığı, imar planlarında yapılan değişikliklerden ve bu yerlerin imara açılmasından da anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere, Atatürk’ün millete bağışladığı ve vasiyet ettiği, Atatürk Orman çiftliğinin ne hale getirildiğini hep beraber gördük. Osmanlı Devletinde de aynı zihniyet vardı, Şehirlerde, meydanlar ve doğal parklar genelde pek yoktu. O yüzden de Topkapı Sarayı’nın hemen bitişiğindeki, Gülhane Parkı ile Sultan Ahmet ve Ok Meydanı dışında, İstanbul’da, halkın gidebileceği ve toplanabileceği başka yerler bulunmuyordu. Daha çok Kağıthane mesire yeri gibi yerler geçerli idi. Türkiye Cumhuriyeti’nin ise ilk kültür parkı, İzmir’de ve sonrada Ankara’da açılarak diğer illere de örnek olmuşlardır. Geçmişte hiç olmayan kültür parkları ve meydanlar bugün bir çok ilimizde artık yapılmaktadır.
Edindiğimiz bilgiye göre, yıkılacak stadyumlar yerine yapılacak “Millet Bahçeleri” nde lokanta, kahvehane, tesis tarzı binalar ile mangal alanları bulunmayacağı belirtilmektedir.. Çok sayıda bitki türünün yeralacağı bu bahçelerde, yürüyüş ve koşu yolları ile insanların şehrin gürültüsünden kurtaracak şekilde düzenlenerek, bu alanlarda, tuvaletler, küçük ticari büfeler olabilecektir..
Ancak, stadyumlar genellikle kent merkezlerinde olduğundan, trafik ve gürültünün tam ortasında bulunmaktadır. Bu yerlerde gürültüyü kesmek için özel bir düzenleme düşünülmektedir, herhalde. Üstelik millet bahçelerinin doğal olabilmesi için, kapladığı alanlarda pek uygun değildir. Halbuki stadyumların içinde , koşu yolları ve yürüyüş yolları vardır ve her türlü spor yapılabilecek şekilde planlanmıştır. Millet bahçeleri mesire yeri gibi kullanılmayacağına göre, gezi ve dinlenme yeri, koşu ve yürüyüş alanları ile değişik türlerde bitkilerle, göl ve kaynak suları için, stadyumların alanı yeterli değildir. Sadece arberoturumda bulunan bu özellikler için oldukca büyük bir alan gerektirir. Halbuki, genellikle stadyumlarda futbol alanı yaklaşık, 7 bin m2 (68m x105 m)olduğu düşünülürse, türbin ve diğer eklentilerle birlikte stadyumun toplam kapladığı alan en fazla 25-30 dekarı geçmez.. Belediyelerin sadece semtlerde yaptığı doğal parklarda bile, en az 40 dekar arazi kullanılmaktadır. Buna göre millet bahçelerinin istenilen niteliklere sahip olabilmesi için, mevcut alanları bu iş için yeterli değildir. Bu yerlerde, ancak stadyum yapılabilir. Botanik bahçeleri yapılsa bile kent merkezleri bu yerler için uygun olmamaktadır.. Validebağ Korusu, adı üstünde koru olarak bırakılmalıdır. Atatürk Hava Limanı alanı ise Millet bahçeleri için yeterli büyüklükte olmakla beraber Sivil ve Askeri Uçaklar için veya yedek bir hava alanı olarak kalması, belkide en uygun çözümdür.
Nitekim,İzmir’in Kemalpaşa İlçesinde, bataklık üzerinde yapılan 550 bin m2 lik millet bahçesinde, yapay göl ve yapay dere bulunmaktadır. TBMM Başkanı Binali Yıldırım’ın adı verilen bahçe de, 3.Havalimanı, Osmangazi Köprüsü, Kanal İstanbul’un maketleri ve görkemli bir cami yapılacaktır. Gölde, Osmanlı dönemine ait saltanat kayıkları ile dolaşılacak, balık tutumakta mümkün olacaktır.
Park ve bahçeler olarak, dünya’da olduğu gibi ülkemizdede örnek denilecek güzel alanlar yapılmıştır. Stadyumları kent merkezinden kaldırıp, binlerce insanı başka yerlere taşımaktansa, standyumlar yerinde kalmalıdır İnsanların dinlenebileceği bir yerin yapılmasına uygun olmayan bu alanlar da millet bahçeleri yapılmamalıdır. Bunların yerine, askerden boşalttırılmış ve rantcıların her an gözlediği askeri kışlalar, ağaçlık ve yeşillik alanlar millet bahçeleri için çok uygundur.. Askeri kışlalar, daha önce şehir dışında yapılmış yerler olup, bu bozkırlar, emek verilerek adeta tabiat parkları haline getirilmiştir.. Henüz, ranta dönüşmeyen ve uygun bir zaman içinde verilmek üzere bekletilen bu yerler, beton içinde saklı kalmış, kent insanının akciğerleridir. Yıkılacak stadyumlar tesbit edilmişsede, Eskişehir’in dışında henüz bunlar yıkılmamıştır. Stadyumların yerleri imar planına uygundur. Stadları yıkmak için masraf yapmak yerine, kışlalar millet bahçesi yapılarak, yeşil alanların kenti güzelleştiren konumu korunmalıdır.
Genellikle, kışlalar kent dışında iken, zamanla nufüsün arttması ve kentin yayılışı bu yönde olması dolayısıyla, yerleşim yerleri içinde kalmışlardır. Askerler, savaş zamanlarında nasıl canlarını feda etmişlerse, barış zamanlarında da ağaca ve ağaçlandırmalara çok önem vermişlerdir. Her zaman bu böyle olmuş ve ağaçlandırılan yerler, imara açılıncaya kadar, ağaçlandıran subayın adıyla anılmıştır. Küçük birliklerin komutanları kendi bölgelerinde ağaçlandırma yaptığı gibi, Eski Genel Kurmay Başkanlarından rahmetli Orgeneral Cemal Tural, 1960 lı yıllarında, Türkiye çapında ağaçlandırma seferberliği ilan etmiş ve bir çok yerde, 100 binlerce ağaç yetiştirilmiştir. Sonra siyasilerin asker asli işine dönsün diyerek, bu çalışmalar durdurulmuş ve ağaçlandırmalar yarım kalmıştır. O bakımdan, bu iş için her yerde uygun alanlar olmayabilir. Bunun yerine millet bahçeleri için yeterli büyüklükte, ormanlık alanlar içinde ağaçsız yerlerde bulunmaktadır. Bu yerde her türlü ağaç dikilerek,doğal topoğrafyası içinde millet bahçeleri kurulabilir..
Daha önceki makalemde tanıttığım gibi, bugün Sarıyer ilçesi sınırları içersindeki Belgrat Ormanlarında, dünya’nın sayılı, Türkiye’nin ilk ve tek, canlı bitki müzesi, İstanbul Arboretumu günümüze kadar gelmiştir. Tarihi bir öneme sahip olan, Atatürk Arboretumu, İstanbul şehir merkezine 20 km. mesafede olup, İstanbul boğazından 6 km. , Karadeniz’den 9 km. içerdedir. Denizden yüksekliği ise 80-120 m. arasındadır. Çoğunluğu ağaç ve diğer odunsu bitkilerin canlı olarak sergilendiği arboretumda dünyanın bir çok ülkesinden getirtilen süs ve ekzotik meyve ağaçları yetiştirilmekte ve Dünya üzerinde bulunan bir çok arboretumda olduğu gibi, nesli kaybolma tehlikesi olanlar koruma altına alınarak, diğer ülkelerden getirilen türlerinde, ülkemizde de yetiştirilmesi konusunda çalışmalarda yapılmaktadır.
Aslında, arboretumun faydaları sadece bu kadar da değildir elbette.. Gelen ziyaretciler, yetiştirilen ağaçların üzerindeki etiketlerde, ağaçların adı ve nereden getirtildiği, türün hangi grubu ait olduğu gibi bilgileri öğrenmektedirler. Bitki Müzesi, çeşitli bitkilerin tanıtılması yanında, çevre koruma bilincinin, orman ve ağaç sevgisinin gelişmesine de katkıda bulunmaktadır. Ayrıca dünyanın dört bir yanındaki ekzotik ve endemik bitkileri müsaade ettiği ölçüde biraraya getirilen bitkilerin ülkemizde tanınması fırsatını sağlamaktadır.
Kentin kirli ve boğucu havasından azda olsa uzaklaşıp, insanları dinlendiren doğa harikası arboretumlarınlara, bütün kentlerde oturanların çok ihtiyaçları bulunmaktadır. Böyle yerlerde yaşamak insanın doğasında bulunduğundan, şehirlerde oturanları adeta, terapi gibi etkilemektedir. Kentlerin içinde veye bitişiğinde böyle alanlar olmadığından tatil günlerinde, halk kendisini mesir yerlerine atması yeni bir alışkanlık değildir. Arbereturumları akla getiren mesire yerlerinin, yıllar öncesine dayanan bir geçmişi vardır. Buna imkan olmayan yerlerde ise yayla kültürünün de bu ihtiyaçtan doğduğu anlaşılmaktadır.
Atatürk Arboreturum 1949 yılında, Saygı değer hocamız, Prof. Dr. Hayrettin Kayacık’in önerisi ile kurulmuştur. İstanbul Üniversitesi Orman Fakultesi, yönetim Kurulunda alınan kararla, Orman Genel Müdürlüğüne teklif edilen 38 hektarlık bir saha fakulteye ve İstanbul’a yakınlığı göz önüne alınarak, bu çalışmalar için ayrılmıştır. Farklı tarihlerde yapılan değişikliklerle arboreturum bugün 296 hektarlık bir alanı kapsamaktadır. Atatürk Arboretumu doğal bitki zenginliği ve topoğrafik açıdan güzel bir konuma sahiptir. Ayrıca, kurulduğu tarihten bugüne kadar dünyanın değişik ülkelerinden ve ülkemizin değişik yörelerinden toplanan 2000 dolayında bitki türü bulunmaktadır.
Doğal konumu ve doğal topoğrafyası yanında, birbirinden güzel, renk renk bitki ve ağaçlar arasından akan, kaynak suyu ile yer yer oluşan göletler ve içinde zaman zaman yaşayan kaz ve ördekler arboteruma, ayrı bir güzellik katmaktadır. Burada dolaşan insanların, doğaya hayranlığı ve mutluluğu her hallerinden belli olmaktadır. Buna rağmen, arboterumun kurulduğu 1949 yılından bu zamana kadar geçen 70 yılda, ülkemizin başka yörelerinde, bu çapta bir arboterum yapılması kimsenin aklına gelmemiştir. Bazı yörelerde, kurulan botanik parkları, doğal parklar yapılmışsa, hiçbir zaman bu alanlar arboterumun yerini tutamaz.
Osmanlı İmparatorluğu döneminde, Hoca Ali Rıza Efendi tarafından 1913 yılında Kirazlıbent’de kurulan , Türkiye’nin ilk fidanlığını da içinde barındıran Atatürk Arboretumu, dünya’nın diğer arboretum ve botanik bahçeleriyle tohum ve fidan temini konusunda işbirliğini yapmaktadırlar.
Bir kentin gezilip, görülecek yerleri arasında olan arboterumlar gibi doğal alanlan, tabiat parkları, hayvanat bahçeleri yük değil ihtiyaçtır. İnsanlar bu gibi yerlerde mutlu oldukları için, eğer kent içinde böyle yerler bulunmuyorsa, halk, çevre yerlerde piknik alanlarına veya mesire yerlerine gitmektedirler. O bakımdan, bazı belediyeler kentlerin akciğerleri olan doğal parklara önem vermekte, hayvanat bahçeleri kurmaktadırlar. Bazı belediyelerde ise, Melih Gökçek’in, Ankara Atatürk Orman çiftliğinde yaptığı gibi, hayvanat bahçelerini bile kaldırmışlardır.
Halbuki, kalabalıklaşan ve beton yığınlarına dönmüş kentlerde, nefes alınacak yerlere daha çok yere ihtiyaç varken, kent içindeki yeşil alanların ve bozkırken cennete çevrilmiş askeri kışlaların, özel koruma alanlarının imara açılmasını gelecek nesiller asla af etmeyeceklerdir. Daralan ormanlık alanları ve bunlar içindeki özel koruma alanlarının da imara açılması, insanların doğal alanlara ihtiyaçlarını daha da artıracaktır. Buraları kaldırmak yerine çevremizi güzelleştirme daha iyi ve faydalı olmaz mı? Ne yazık ki, insanlarımızın mutlu olacağı kentleri genellikle inşa edemiyor ve dünya ülkelerinden de örnek almıyoruz.
Bu konuda en başarılı illerin başında İzmir Belediye Başkanları gelmektedir. İzmir’in kurtuluşu sırasında kaçan Yunanlıların ateşe verdikleri Alsancak’ta 1935 yılında yapılan İzmir Fuarı ve Kültür Parkı ile tanışan İzmirliler ile il dışından gelenler, bu yeri çok sevdiler. Yönetime gelen Belediye Başkanlarının, bu kültürü devam ettirmeleriyle, İzmir modern bir kent kimliğine sahip olmuştur. Bunda rahmetli Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün payı büyüktür. Daha sonra, Ankara’nın imarında, alışılmışın dışındaki yapılan parklar, meydanlar ve geniş yollarla diğer şehirlerimize de örnek olmuştur.

YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.