Son güncellenme :28.11.2019 14:10

Anasayfa > Yazarlar > Kur’an-ı Kerim Hamd ve Duanın Ardından 3 Tanımla Başlar: MÜ’MİN, KÂFİR, MÜNAFIK

28.11.2019 Per, 14:10

Nurkan Boz

Akçaova Camii İmam-Hatibi

[email protected]

 

Yüce Mevlâmız övgünün-teşekkürün kime yapılacağını, âlemlere ve dünyaya kimin hâkim olduğunu, kime karşı sürekli saygı ve kulluk içerisinde olacağımızı, kimden yardım isteyeceğimizi, doğru yolun ne olduğunu ve rehber-önder edineceğimiz varlığın kim-ne olduğunu bildirerek söze-bildiriye- seslenişe-en mükemmel hitaba yani Kur’an-ı Kerim’e başlıyor. Ve şöyle buyuruyor:

“Hamd (şükür-teşekkür) âlemlerin Rabbi olan Allah’adır. (O) (dünyada inanan, inanmayan herkese; ahirette ise yalnızca kendisine inananları) esirgeyen-koruyandır. Kıyamet gününün hâkimi ve tek sahibi O’dur.

Yalnız sana kulluk eder (sesin önünde eğilir), yalnız senden yardım isteriz. Bizi gazaba uğrayanların ve sapıklarınkine değil, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna (yani) doğru yola ilet. (Âmin)

Fatiha Suresi, Kur’an-ı Kerim’in adeta bir özetidir. Namazın her rekâtında mutlak olarak okunan, insana dünyadaki varlığının anlamını hatırlatan, yanlışlara sapmama hususunda insanı sürekli dinamik tutan bir suredir. Anlaşılarak okunduğunda, namazın tadı bambaşka olmakta, kulluk ve ibadetin tadı iliklere kadar hissedilmekte, yalvarışın ve güçsüzlüğün azametiyle insan kendisine gelmektedir.

Kitabımızın 2. suresi Bakara Suresi’dir. Bu mübarek sure, başlıkta da ifade ettiğimiz gibi 3 sınıf insanı tanımlayıp, en temel ve en genel özelliklerini sıralıyor. Bir sonraki yazımızda bu 3 sınıf insanı tek tek anlamaya gayret edeceğiz.

Hayatımızı ayetler, günlerimizi hadisler ve vaktimizi de namazların bereketlendirmesi duasıyla Cumamız mübarek olsun.

 

 

 

Peygamberimizden Portreler

 

 

DOĞRULUK İYİLİĞE, İYİLİK DE CENNETE GÖTÜRÜR

Peygamber Efendimiz (Sallallahü aleyhi ve sellem) son derece iffet ve hayâ sahibiydi. Bütün insanları eşit tutar, zengin fakir, patron-işçi, amir-memur, büyük-küçük ayrımı yapmazdı. Her bakımdan kendisine güvenilirdi. Verdiği sözü mutlaka zamanında yerine getirirdi. Dürüstlükten ayrıldığı, şaka bile olsa yalan söylediği hiç görülmemiştir. Bu yüzden O’na henüz peygamberlik verilmeden önce “Muhammedü’l-Emîn” denilmişti. Nitekim Peygamberliğini haber verdiği zaman, iman etmeyenler bile O’na “yalancı, yalan söylüyor” diyememiştir. En yakın akrabalarını Safa tepesinde toplayıp onları İslâm’a davet için, “Size şu dağın arkasında düşman atlılarının bulunduğunu söylesem, bana inanır mısınız?” dediği zaman: “Hepimiz inanırız. Çünkü sen yalan söylemezsin” diye cevap vermişlerdi. Kendisi böyle olduğu gibi, herkesin dürüst olmasını isterdi. “Doğruluktan ayrılmayınız, çünkü doğruluk, iyilik ve hayra götürür. İyilik ve hayır da, kişiyi Cennete ulaştırır. Kişi doğru söyleyip doğruluğu aradıkça, Allah katında sıddîklar (doğrular, doğru söyleyenler) zümresine yazılır. Yalan sözden ve yalancılıktan sakınınız; Çünkü yalan insanı kötülüğe sevk eder. Kötülük de kişiyi Cehenneme götürür. İnsan yalan söylemeye ve yalan aramaya devam ede ede, Allah katında nihayet yalancılardan yazılır” buyurmuştur.

 

 

Dua Vakti

 

 

“İlahi! Hamdini sözüme sertac ettik, Zikrini kalbime mi’rac ettik, Kitabını kendimize minhac ettik.

Biz yoktuk sen var ettin, Varlığından haberdar ettin, Aşkınla gönlümüzü bikarar ettin.

İnayetine sığındık, kapına geldik, Hidayetine sığındık lütfuna geldik, Kulluk edemedik afvına geldik.

Şaşırtma bizi doğruyu söylet neşeni duyur, hakikatı öğret.

Sen duyurmazsan biz duyamayız, sen sevdirmezsen biz sevemeyiz, Sevdir bize hep sevdiklerini, yerdir bize hep yerdiklerini, Yar et bize hep erdirdiklerini.

Sevdin habibini, kainata sevdirdin; Sevdin de hilat-i risaleti giydirdin, Makam-ı İbrahim’den makam-ı Mahmuda erdirdin.

Server-i asfiya kıldın. Hatem-i enbiya kıldın. Muhammed Mustafa kıldın.

Salat-ü selam, tahiyyat-ü ikram, her türlü ihtiram ona, Onun Al-ü Ashab-u etbaına ya Rab!”

(Bu dua; Büyük Müfessir Merhum Elmalılı Hamdi Yazır hocamızın “Hak Dini Kur’an Dili” isimli tefsirinin başındaki duadır.)

 

 

 

Kültür Deryamızdan…

 

 

Mükebbire Nedir?

Tarihi bazı camilerimizin ana giriş kapısı üzerinde bulunan ve balkona benzeyen çıkıntıların ne olduğunu çocuklarımıza anlatmakta zorlanırız bazen. Ecdadımızın ince ruhluluğu ve medeniyet inşa eden ufkuyla nakış nakış işlediği, bu zarif ve güzel yere Mükebbire diyoruz.

Mükebbire: Büyük camilerde müezzinlerin, son cemaat yerlerinde namaz kılan halka, imamın tekbirlerini tekrar etmek üzere bulundukları çıkıntılı balkonlara verilen addır.

Eski zamanlarda hoparlör ve ses sistemleri olmadığından, imamın sesinin cami dışında bulunan cemaate ulaşması için müezzin, tekbirleri yüksek sesle tekrar ederdi.

Şimdilerde de elektriğin namaz ortasında aniden kesilmesi vb. nedenlerle sesin dışarıdaki cemaate ulaşmaması durumunda müezzin (veya kapı tarafına yakın bir cemaat) imamın tekbirlerini tekrar eder ve dışarıdaki cemaatin namazını sağlıklı bir şekilde tamamlamasına yardımcı olur.

(Türkiye Diyanet Vakfı – İslam Ansiklopedisi, “Cami” maddesi.)

YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.