Son güncellenme :16.06.2017 11:39

Anasayfa > Yazarlar > KÖMÜRLÜ TERMİK SANTRALDA TEKRAR BEDEL Mİ? ÖDENECEK

16.06.2017 Cum, 11:39

KÖMÜRLÜ TERMİK SANTRALDA TEKRAR BEDEL Mİ? ÖDENECEK

Türkiye’de kömürlü termik santrallar kurulması ilgili olarak her gün ardarda aldığımız haberlerden sonra, Yatağan’ın Turgut Beldesinde de Çalık Grubuna ait Ant Enerji tarafından, kurulması planlanan yeni bir kömürlü termik santral da “Bu kadar da olmaz , yetti gari ” dedirttiyor, insana…Muğla’nın içinde yaşadığı ve yakından tanıdığı, Kemerköy’de, Milas’da ve Yatağan’daki bu santrallardan sonra, bir 30 yıl daha çalışacak, yeni bir kömürlü termik santralına, aramızdan evet diyecek bir kimse çıkarcağını zannetmiyorum doğrusu..

Kömürlü termik santrallarını kapatarak, yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelen Avrupa ülkelerinin tam tersine, ülkemizde bir çok kömürlü alana, vizyonunu tamamlamış termik santral yapılmasının planlanmış olmasını anlamak mümkün değildir. Silahtarağa santralınıda dahil edersek bu ülkede 100 yılı aşkın bir zamandan beri kömürden elektrik üretilmektedir. Kömürlü termik santrallarının yaptığı çevre kirliliğini ve hemen yanı başındaki kömür ocaklarının, tarım arazilerinde , ormanlık alanlardaki tahribatı bilmeyen yoktur, herhalde..

Amerika ve Avrupa ülkelerinde de kömür ocakları ve kömürlü termik santralları bulunmaktadır. Ancak, kömür üretilirken, o ülkelerde araziler tahrip edilmemektedir. Kömür çıkarıldıktan sonra, arazi yeniden düzenlenerek, önceki halinden daha iyi hale getirilmektedir. Türkiye’de olduğu gibi, kömür sahaları altında kalan yerleşim yerlerindeki halk, yerlerini yurtlarını bırakmak zorunda bırakılmamaktadır. Halbuki, o ülkelerde insanlar, evlerini ve arazilerini geçici olarak, kira karşılığında vererek, kömür çıkarıldıktan ve arazileri düzeltildikten sonra, tekrar geri alınmaktadır. Araziler, eskisinden daha iyi şekle sokularak göletler ve peysaj alanları yapılarak yaşanabilir hale getirilmektedir.

Türkiye’de, Maden Yasasında, arazinin yeniden düzeltimesi (reklaasyon) hükmü bulunduğundan işletme ruhsatı alınırken, ruhsat sahibinden bu konuda proje de istenilmektedir. Gidin bakalım, kömürü alınmış, açık işletme sahalarında araziler yeniden düzenlenerek eski durumuna getirilmiş midir ? Getirilmediği gibi, kömürlü termik santrallarının zehirli dumanlarını ve kirli havasını da yıllarca soluduk

Çünkü, bu santralları kurmak isteyenlerin, doğaya, insan sağlığına, tarım arazilerine verecekleri zararlar için herhangi bir kaygıları bulunmamaktadır. Onları, ürettikleri elektriğe göre, kilowatı 13 sentten, 15 yıl alım garantisi ile, elektrik üretiminden alacağı paranın hesabı içersindedirler. Yoksa, arazilerinden, işlerinden ve hatta köylerinden olan yüzlerce insanın kayıpları hiç düşünülmemektedir. Santralın yakın çevresindeki köylülerin zeytin ağaçlarından aldıkları ürünlerini satamamaları veya uzak kesimlerde, kara ağaçları ile Antep fıstığı ağaçlarının kurumalarıda ırgalamayacaktır. Halkın sağlığının bozulması, Muğla, Aydın, İzmir hastanelerine kanser tedavisi için giden yüzlerce insanın hayatta kalabilme mücadelesinde, maddi ve manevi zararları yanında can kayıplarının bedelini kim ödeyecek…

Halkın uğradığı bu zararlar, 1985 yılından beri, Türkiye Elektrik Kurumu (TEK) veya TEAŞ tarafındanda ödenmediği gibi, yeni santralları kuran girişimciler tarafından da ödenmeyecektir. Onların maliyetleri içersinde, çevre kirliliği ve insan sağlığı ile vatandaşlara verecekleri zararlar için ayıracakları tahsisatları bulunmamaktadır. Çünkü, bunun bedeli bugüne kadar, kimse tarafından hiçbir zaman hesap edilmemiştir. Hesap eden bulunsa bile, üretilecek elektriğin geliri, böyle bir zararı karşılayamayacağından, vatandaş bunun bedelini malından ve canından vererek ödeyecektir.

Yıllar önce kurulmuş ve bugüne kadar çalışan santralların çevreye verdikleri zararlar ortada iken, kömürlü termik santralları, kömürün bulunduğu her yerde kurulmağa çalışılmasını anlamak mümkün değildir. Halbuki, AB ülkelerinde termik santralların kapatılmağa başladığı sırada, işsiz kalan termik santralı üreticilerinin ekmeğine yağ çalarken, 30 yıl daha pahalı üretilecek elektrik ile sanayimize ve halkımıza zarar verilmemelidir.

Kömürlü termik santrallarının yarattığı çevre kirliliği ve insan sağlılığına verdiği zararların bedelini ödemediği halde, 1 kwh elektrik, yenilenebilir enerji kaynaklarına göre, 4 kat daha daha pahalıya maledilmektedir. Dolayısıyla, yıllardan beri sanayicimiz, elektrik enerjisine yüksek bedel ödeyerek, katma değer yaratmak için uluslarası piyasalarda rekabet etmeye çalışmaktadır. Sonunda, bedel yine halk tarafından ödenecektir.

Devletin misyonu yatırımcıların işlerini kolaylaştırmaktır. Bu amaçla da, üretim maliyetleri içinde önemli paya sahip elektrik giderlerini azaltılması için, yüksek maliyetli enerji kaynaklarını, envanterden çıkarılmasını sağlayacak uzun vadeli yapılacak stratejıler esas alınmalıdır. Ayrıca, halkın sağlığı, dünyanın ekolojik dengesinin bozulmaması için iklim değişikliklerine meydan verecek, karbon monoksit salınımı azaltılması hususunda çaba harcaması gerekmektedir.

Nitekim, Dünya’nın karşı karşıya geldiği bu tehlikeli durumdan geri dönüş sağlamak için, geçen yıl, 191 ülkenin temsilcileri, Fas’ın Marakeş kentinde bir araya gelerek Paris İklim Anlaşmasını imzalamışlardır. Üstelik, Türkiye’nin de 22 Nisan 2016 tarihinde imzaladığı anlaşma yürürlüğe girmiş ve bu anlaşma, küresel ortalama sıcaklıklardaki artışın 2 derece santigratın mümkün olduğunca altında durdurulmasını hedef almıştır. Bu andlaşmayı imzalayan Türkiye’nin, anlaşma hükümlerine uyması gerekmez mi?
Durum böyleyken, Türkiye’nin en temiz havaya sahip yörelerimizden biri olan, Karabiga ve Lapseki ilçelerinde, ithal kömüre dayalı yeni kurulacak termik santral sayısı, 16 adete ulaşacaktır. Dolayısıyla, mevcut santrallardan sonra, yapılacak bu santrallar, verimli tarım arazilerini kaybetme endişesiyle, yöre halkının kabusu haline gelmiştir. Termik Santraldan çıkan küller, oksijen deposu, Kazdağları Milli Parkı’nı ve su havzalarını kirleterek, yöredeki tarımsal üretime çok büyük zarar verecektir. Termik santralların faaliyete geçmesiyle, hava kirliliği Çanakkale’de yüzde 150, İstanbul’da da, yüzde 25 artacağı tahmin edilmektedir.
Bunun yanında, Türkiye’nin önemli tarım alanlarından biri olan Karaman‘da ilin de 10 adet termik santral kurulması planlanmaktadır. Santralların kurulacağı bölgeden çıkarılacak kömürler için 18 bin hektarlık arazi, kömür üretimine açılacaktır. Bu arazilerde yapılan, başta buğday, elma gibi tarım ürünlerine vereceği zarar yanında, yer altı sularını da kirletecektir.

Ayrıca, Ankara’nın Nallıhan ilçesinde bulunan Kuş Cenneti yanınduğunua, Çayırhan B, termik santralı kurulması planlanmaktadır. Mevcut ÇED Raporuna göre, termik santral alanı ve kül deposunu 740,3 hektarlık bir alanını kaplayacaktır. Bu alanın %65 inin verimli tarım alanı olup, santraldan çıkacak yılda bir milyon ton külün savrulmasıyla çok daha geniş alanda, hava, toprak ve su kaynakları ile bütün canlıların yaşam alanlarını etkiliyecektir. Nallıhan, Türkiye’nin en çok anıt ağacının olduğu yerdir. 200 den fazla kuş türünün ev sahipliği yaptığı gibi, İstanbul ve Çanakkale Boğazından gelen ve kuş göçü yolu üzerindedir. Bu yer, ilkbahar ve sonbaharda göç eden kuşların beslenmeleri, dinlenmeleri , barınmaları ve bazı türlerinde üremeleri için seçtikleri bir yer olup, İç Anadolunun en önemli sulak alanıdır.

Trakya’nın, Silivri ve Çerkezköy bölgelerinde acele kamulaştırma yöntemi ile iki ayrı kömürlü termik santral kurulması planlanmaktadır. Bu topraklar, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından daha önce, tarım alanı, ormanlık alan, aşırı yer altı suyu çekim alanı, yer altı suyu besleme alanı olarak tanımlanmıştır. Türkiye’nin ekili ayçiçek topraklarının %73’üne, çeltik üretiminin %58’i, kanola üretminin de %76’sı Trakya’da gerçekleştiriliyor. Kömürlü termik santralların kurulması halinde, sadece, silivri ve Çerkezköy’de değil İstanbul’u da etkileyecektir. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ölçüm verilerine göre,Türkiye’ni 12 şehrinde zehirli parçacıklı madde (PM 2,5) seviyesi WHO’nun “ kabul edilebilir” olarak önerdiği rakamın en az 3 katı bulunmaktadır. Yapılması planlanan bu santrallarla, bu oran dahada yükselecektir. Bu santralların kurulması demek, Trakya ve İstanbul için geri dönülemeyecek zarara uğratacaktır.

Muğla’da ise, Kemerköy’(3), Milas-Sekköy’de (2), Yatağan’da (3) toplam 8 grup kömürlü termik santrallardan sonra, Turgut’un, Kırık mahallesin de kurulması planlanan, 160 MW lık yeni bir santral için yapılan projenin gerçekleşmesi halinde, bir 30 yıl daha santralın zehirli baca gazını solumak zorunda kalacağımız anlaşılmaktadır. Ayrıca, Yatağan’nın, Turgut Beldesinde, Çalık Grubuna ait Ant Enerji tarafından kurulması planlanan santral için de, 1.360 dekar arazide bulunaan, onbinlerce zeytin ağacı kesilerek, birinci sınıf tarım arazileri tahrip edilecektir.

Kömürlü termik santralların bulunduğu yerlerde vatandaşlarin mağdur olacağı ortada iken, neden hala kömür santrallarının kurulması konusunda ısrar edilmektedir. Türkiye’nin bir çok yerinde kurulmuş ve çalışan bu santralların yakın çevrelerine yaptıkları zararlar bellidir. Vatandaşların gösterdikleri tepkiler bastırılarak sorun çözülemeyeceği gibi, olacak zararların faturasını bir şekilde milletimizin ödememesi için, halkın tepkisi mutlaka dikkate alınmalıdır.

Coal Swarm Sierra Club ve Greenpeace tarafından hazırlanan raporda, dünyada kurulması planlanan kömürlü termik santralları sayısında düşüşler yaşandığını ortaya konulmuştur. Halbuki, Türkiye’de 2017 yılında yapılacak ihalelere göre, 15 yıl alım garantisi ile, başta Eskişehir, Afyon ve Trakya olmak üzere, 13 alanda daha kömürlü termik santral kurmak için hazırlıklar sürmektedir.

Çorum ili dışında, diğer 80 ilde hava kirlilik düzeyi Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) kabul ettiği sınırların zaten çok üzerindedir. SantrallarDünya Sağlık Örgütü ve kısa adı IARC olan Uluslar arası Kanser Araştırmaları Ajansı’na göre de dış ortam hava kirliliğinin, insanlarda kanser yaptığı kanıtlanmış ve hava kirliliğinin en önemli birleşeni olan partikül maddenin de tek başına kanser yapıcı olduğu ilan edilmiştir. Ayrıca,termik santraların olduğu yerlerde, akciğer kanseri, solunum yolu enfeksiyonları, KOAH, astım, akciğer sertleşmesi,bronşit ve kalp krizi veya kalp yetmezliği gibi hastalıklara da yol açtığı bilinmektedir.
Hava kirliliği sadece hastalıkları arttırmamış, ekolojik dengeleride bozmuştur. Atmosferdeki sera gazı yükünün %30 artmasıyla, dünya’da hava sıcaklığı da 0.8 derece yükselmiştir. Dünya, son 100 yılın en sıcak günlerini yaşamaktadır. Sera gazlarından dolayı meydana gelen iklim değişikliği ile azalan yağışlarla, tarımdan, hayvancılığa kadar pek çok alanda ortaya çıkan zararlar ekonomileri olumsuz olarak etkilemektedir.
Petrol ve doğalgaz bu yüzyıl sonunda tükenirken, uzun yıllar kullanabileceğimiz kömür rezervleri yegane güvencemizdir. Çünkü, petrol ve doğalgaz da olduğu gibi, hidrojen , karbon ve oksijenden ibaret olan kömür, katı, sıvı ve gaz haline getirilerek geçmiş yıllarda bile kullanılmıştır. Ayrıca, metalürji sanayinin ihtiyacı olan kok, yüksek kalorili kömürlerden üretilmektedir. O bakımdan kömürlerimiz, düşük kalorili ve yüksek küllü de olsa, çok değerlidir.
Önce doğalgaz, sonra da petrol tükendikten sonra, bunların yerine geçecek başlıca enerji kaynağımız kömürdür. Kömür, diğer enerji kaynaklarına göre, ülkemizde daha fazladır. Kömürlerimizi doğrudan termik santralarda yakarak, %36-44 verimlilikle elektrik üretimi yapmak ekonomik değildir. Kömürün özelliklerine göre, verimli şekilde değerlendirilmesiyle çok uzun yıllar, enerjiden kimyasal maddeye kadar pek çok üründe yararlanabiliriz. O bakımdan, yenilebilir enerji kaynaklarımıza öncelik verilerek, ihtiyaçlarımızı buna göre planlayıp, petrol ve doğalgaz ihtiyacımızı kömürlerden karşılayabiliriz.
Enerji politikalarımızı böyle belirleyip ülkemizin geleceğini de güven altına almak varken, hükümetin ileri gelen yetkililerinin konuşmalarından anladığımıza göre, 15 milyar ton olan kömür varlığımızın, sadece termik santrallar da değerlendirilmesi yanlıştır. Bu yanlış politika hem çevremizi kirletecek, hem de topraklarımızın tahrip edilmesine neden olması dolayısıyla, gelecekte ülkemize ağır bir fatura getirecektir.
O bakımdan, kömüre dayalı termik santraları kurulması, insanlarımızın sağlığını tehlikeye düşüren bu yeni santralların kurulması yerine, yenilebilir enerji kaynaklarından, güneş, rüzgar, jeotermal, hidrolik enerji, biokütle, biogaz, ısı pompaları, denizde dalga enerjisinden yaralanarak, üretilen elektrik enerjisini en verimli şekilde kullanmalıyız. Buna rağmen elektrik enerjisi ihtiyacımızı karşılamadığımız takdirde, kömürlerimizi yeraltında gazlaştırarak, doğalgaz olarak veya elektrik üretiminde kullanmalıyız.
Kömürlü termik santrallarına, ister ekonomik olarak veya kaynaklarımızı verimli kulllanmak açısında olsun, isterseniz, çevre kirliği ve insan sağlığı yönünden bakalım, kömürlü termik santrallarının 4. Sanayi Devrimi içinde bulunmadığını, dolayısıyla sürdürülebilir üretim şekli olmadığını kabul etmeliyiz.

YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.