Son güncellenme :15.06.2019 10:41

Anasayfa > Muğla >      KÖMÜRLÜ SANTRALLERDE  SON KULLANMA TARİHİ DOLARKEN

15.06.2019 Cts, 10:41

 

 

Kömür ocaklarının hemen yanıbaşında  kurulan, kömürlü termik santrallerinin ekonomik ömrü 30 yıl olmasına rağmen,  genellikle ülkemizde elektrik ihtiyacının karşılanması için daha uzun süre kullanılmaktadır. Proje safhasında belirlenen  kömür rezervi yeni aramalarla artması halinde de, termik santrallarda yapılan  revizyonlarla son kulllanım tarihi biraz daha uzatılmaktadır.  Ne kadar uzatılırsa uzatılsın, teknolojideki gelişmeler sonunda  eski santrallar, yeni santralların gerisinde kalmaktadır.  Bu kezde,  ekonomik koşullardan dolayı  santralların daha uzun çalıştırılması mümkün olmaması  durumunda kapatılmak zorunda kalınmaktadır.

SantrallErdE kullanılan kömür, yer altı ocak işletmeciliğine göre, daha düşük maliyete mal olduğundan olması dolayısıyla açık işletmelerden sağlanmakta  ve santrallar kömürün kül, rutubet, kalorifik değerlerine göre  projelendirilmektedir. Açık işletmelerde kömür üretimini yapacak makine ve techizatın  kapasitesi ve miktarıda,  kömür örtü tabakasının  ve kömür kalınlığına  göre hesaplanır. Hesaplanan  kömür rezervi, termik santralın  ekonomik ömrü boyunca ihtiyacını karşılayacak miktarda  olmalıdır. Kömür ocaklarında üretilen kömür  daha erken  tükenmesi halinde, kömürün başka yerlerden taşınarak, santrale kadar getirilmesi  pek ekonomik olmadığından, santrallar hep kömr ocakların yanında kurulurlar. Bu yüzdende Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’dan (ÖİB) satınalınan santralları alanlar, tükenen kömür ve eskiyen santrallerle karşılaşıncada sızlanmaktadırlar.

Ülkemizde ilk kurulan santrallerden sonra, 50-60 MW kurulu güçlerde yapılan santrallerle  ülkemizin tanışması  1955’li yıllarda olmuştur. O yıllardan  bu yana çalışan  Soma, Tunçbilek, Seydiömer,  Zonguldak Çatalağzı Termik Santralleri ve İstanbul- Ambarlı Fuil Oil Termik Santralleri ile  hidroelektrik santralleri arasında  dengeyi sağlamak için, yapılan Sarıyer, Hirfanlı, Demirköprü,  Kemer,  Ceyhan ve Seyhan  hidroelektrik santralleri, Türkiye’nin ilk santralleri olup, bu santralların yedek parça dışında dışa bağımlılığı bulunmuyordu. Kömürde dışa bağımlılık, kömür ithalatına dayanan santrallerle 2010’lu yıllardan sonra başlamıştır. Termik ve  hidroelektrik dengesi kurmak için,  termik santralleriyle  birlikte  inşa edilen barajlar, hala daha elektrik üretmeye devam ederlerken, termik santraller ekonomik ömürlerini ve son kullanma tarihlerini çoktan tamamlamışlardır.

Ancak, elektrik ihtiyacının karşılanması için termik santrallardan başka, hidro elektrik santrallerinin yapılması için uzun bir süreye ihtiyacı bulunmaktadır. Hidroelektrik barajlarının yatırım maliyetinin yüksek olması  dolayısıyla, sanayinin  artan elektrik ihtiyacını karşılamak için özel şirketlerin elindeki kömür sahaları, 1978 yılında devletleştirilmiştir.  Büyük rezerve sahip olan alanlarda, üretime açılan ocakların yanıbaşında,  yaklaşık 150- 200 MW kurulu güçlerde santraller,  Manisa- Soma, Muğla- Yatağan, Muğla-Milas, Muğla-Ören, Ankara- Beypazarı, Sivas- Kalkan, Bursa- Orhaneli, Kahraman Maraş- Afşin-Elbistan,  Çanakkale-Çan’da 1985’li yıllarda devreye alınmıştır. Bu güne göre, 34 yıldan beri çalışan bu santrallarda ekonomik ömürlerini tamamlamışlardır. Eğer, santralların yanında yeni kömür rezervleri bulunmamışsa, bu yerlerde kurulu santrallerinda fazla  çalışmayacakları açıktır. Gerek 1955’li yıllarda ve gerekse 1985’li yıllarda devreye alınan kömürlü termik santralları, gelişen teknolojiye göre  verimli  olmadığı gibi, ekonomik ömürlerinide doldurmuşlardır.  Ancak,ülkemizin  elektrik enerjisine ihtiyaç olduğundan ocaklardaki kömürler tükeninceye kadar bu santraller çalıştırılacaktır.

Son kullanma tarihleri tamamlayan santrallerin yerine, yeni kömür sahalarında yeni nesil santraller kurulması düşünülebilir. Yeni nesil santrallar daha verimli ve çevreyi ve hava kirliliğini daha az kirlettiği doğrudur.  Her ne kadar bu santrallar çevreyi daha az kirletmekte  isede  atık su ve atık ısı merkezi ısıtmada, seraların ısıtılmasında kullanmaktadır. Bu santrallerin kazan verimleri yüksektir. Ayrıca, santrallerin doğaya bıraktığı binlerce ton kömür külün veya  baca gazı arıtma tesislerinden çıkan küllerden, alçıtaşı ve gübre üretme  imkanlarıda bulunmaktadır.  Kömür ocaklardaki doğa tahribatını, arazinin yeniden düzenlenmesiyla ilgili çalışmalarla  düzeltilmesi mümkünsede, bu santrallerin elektrik maliyeti açısından güneş ve yenilenebilir enerji kaynaklarıyla rekabet etmesi mümkün değildir. Çünkü, kömür santralleri, iki yüzyıldan beri kullanılmakta ve misyonunu tamamlamıştır.

Yerli kömürlerle çalışan elektrik santrallerindaki bütün bu olumsuzluklara rağmen, ithal kömüre dayalı yapılan kömür santrallarının  durumu daha da sorunludur.  Nitekim, 15 yıl alım garantisi ile Afrika’dan ithal edilen ve yüksek   kalorili kömürlere göre, Çanakkale taraflarında  kurulan santrallerin, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanının dediği gibi, cari açığa katkıda bulunmak için yerli kömürlerin  kullanılması mümkün değildir. Bu santraller, başka yerlerden getirtilecek değişik özellikteki kömürlerle çalışamaz ve ekonomikte olmayacaktır.  Güneş ve yenilenebilir enerji santralleri ihtiyacımızı karşılaması halinde, bu santraller 30 yıllık ömrünü tamamlamadan da hurdaya çıkarma zorunluluğu doğabilir. Onun için böyle durumlarda, kömürlü  termik santrallerinde  son kullanma tarihleri erkene alınamadığı takdirde, dışa bağımlı olan bu tesisler ekonomimizde önemli  sıkıntılar yaratacaktır.

Nitekim, Coal Swarm Sierra Club ve Greenpeace tarafından hazırlanan raporda, dünyada kurulması planlanan kömürlü termik santralleri  sayısında düşüşler yaşanırken, Avrupa’da bir çok ülke güneş enerjisine geçerek, kömürlü termik santrallerini kapatmaktadır. Avrupa’da en büyük kömür üretim ocaklarından biri olan ve Almanya’nın çelik  endüstirisinin gelişmesini  sağlayan Ruhr Kömür Havzası’nda, sembolik olarak bir  miktarda kömür üretilerek,  2019 yılı  Ocak ayında, yapılan bir törenle kömür üretime son verilmiştir. Ruhr Havzasında kömür üretilen alanlardaki fabrikalara ait yerler anıt olarak bırakılırken, kömür sahası yeniden düzenlenerek, doğal  parklar haline getirilmiştir. Kültür parklarına dönüştürülen eski ocak alanları,  bu yüzden yılda 10 milyon kişi tarafından ziyaret edilmektedir. Almanya, elektrik enerjisi ihtiyacının en az %50’sini güneşten  sağlayarak, nükleer santrallarıda 2022 yılında tamamen kapatacaklardır.

Son kullanma tarihleri dolmuş ve kullanılamayacak hale gelmiş kömürlü termik santralleri tarihin derinliklerine gömülürken, arkalarında büyük bir enkaz bırakacaklardır. Enkaz, sadece santralın kendisinden ayrı olarak, termik santraldan çıkan ve toprağa gömülen binlerce ton kömür külü, kömürü alınmış açık işletme çukuru, toprak döküm sahalarında yine binlerce ton kazılan ve dökülen toprak hafriyatları ile ilgili tahrip edilen  araziler enkazın sadece görünen yüzüdür. Görmemezliğe gelinen yüzü ise hava kirliliği, toprağın bozulan özelliği, ekilemez hale gelmiş arazilerimiz, kirlenen sularımızla halkın bozulan sağlığının düzelmesi için onlarca yıl beklememiz gerekecektir. Konuya nereden bakarsanın bakın, kömürlü termik santralleri ülkemize çok büyük zarar vermektedir.

Yapılacak kömürlü termik santraller, hava kirliliğindeki bu sınırları daha arttıracaktır.  Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve kısa adı  IARC olan Uluslar arası Kanser Araştırmaları Ajansı’na göre de dış ortam hava kirliliğinin, insanlarda kanser yaptığı  kanıtlanmış ve hava kirliliğinin en önemli birleşeni olan partikül maddenin de tek  başına kanser yapıcı olduğu ilan edilmiştir. Ayrıca,termik santrallerın olduğu yerlerde, akciğer kanseri, solunum yolu enfeksiyonları,  KOAH, astım, akciğer sertleşmesi,bronşit ve kalp krizi veya kalp yetmezliği gibi hastalıklara da yol açtığı bilinmektedir.

Çevreye, doğaya ve insan sağlığına verdiği zararlara karşılık ödenen sağlık masrafları,  her türlü tahminin üzerindedir. IMF (Uluslar arası Para Fonu) Dünya sağlık Örgütü (WHO), Dünya Bankası ve Türkiye’deki akademik kuruluşların yaptıkları çalışmalarla,  fosil yakıtlara verilen teşviklerin, 6 katı da sağlık masrafları ödendiği açıkca ortaya çıkmıştır. Sağlık ve Çevre Birliği (HEAL) tarafından yayınlanan “Gizli Maliyet, Fosil Yakıt Teşviklerini Sonlandırmanın  Sağlık Faydaları” isimli rapora göre,  2014 yılında aralarında, Türkiye’nin de bulunduğu G20 ülkelerinde, fosil yakıt kullanan şirketlere  toplam 444 milyar dolar teşvik verilmiştir. Ancak bu teşviklerle gelen  hava kirliliği,  2,76 trilyon dolarlık bir sağlık maliyetine neden olmuştur. Türkiye’de ise fosil yakıtlara yılda verilen 1,94 milyar teşviklerin,  on katı 19,4 milyar dolar sağlık maliyeti yaratmaktadır. Enerji üretiminde kullanılan fosil yakıtların getirdiği iklim değişikliği ise  yılda 13,2 milyar dolar zarara yol açmaktadır. (Kaynak- Dünya Gazetesi)

Türkiye’de  hala daha  çalışan kömürlü termik santralleri varken, bu santralların çevreye ve insan sağlığına yaptıkları zararlarlar ortada iken,  15 yıl alım garantisi ile, başta Ankara olmak üzere, Adana, Afyon, Balıkesir,  Eskişehir, Çanakkale, Karaman, Muğla ve Tekirdağ’daki,   verimli tarım arazilerinde kömürlü santrallar kurulmak istenmesini anlamak mümkün değildir.  Kurulacak 40’a yakın  kömürlü termik santrallerden vazgeçilmediği takdirde, Egeden Ankaraya kadar ülkemizin yaklaşık yarısına yakın bir kısmı termik santrallerin etkisi altına girecektir.

Kaldı ki. doğalgazlı santrallerinde kurulu güç artarken, güneş enerji santralleri (GES) devreye alındıkca, doğalgaz sanrallerinda üretilen enerji miktarı azalmaktadır. İthal kömüre dayalı ve sayıları 40 varan kömürlü termik santralleri, doğalgaz santralleri ve Hidrolik Enerji Santralleri (HES)  ile enerji sektöründeki iflaslar ve  şirket devirleri, son aylarda gündemden düşmemektedir. Enerji sektörünün 50 milyara ulaşan borcun, Enerji Girişim Sermaye Fonuna aktarılıp, buradan da uluslarası yabancı fonlara devredilebilir.

Görüldüğü gibi, ülkemizde son 65 yıldan bu yana kömürlü elektrik santralları birbirini takip eden yıllarda yapılırken, hidroelektrik santralleri hep geride bırakılmışlardır. Halbuki, akarsularımızın istikrarlı şekilde  kullanılmasını sağlamak için Cumhuriyetin ilk yıllarında Atatürk’ün talimatı  ile  1934 yılında  kurulan Elektrik Etüd İşleri  İdaresi (EİE) tarafından, hemen başlatılan, Keban Barajı  ve Güney Doğu Anadolu Projesi  (GAP)  hala daha tamamlanamamıştır. Bu yüzdende, su kaynaklarımızdan üretilen elektrik enerjisi, tüm enerji kaynakları içersinde %25 düzeyinde kalmıştır. Halbuki, Dünya ülkelerinin büyük bir kısmında, bu enerji türünden en iyi şekilde yararlanılmaktadır.  Nitekim, ABD teknik hidroelektrik potansiyelinin %86’sını, Japonya %78’ini, Norveç  %68’ini, Kanada %56’sını kullanmaktadır. Son incelemelere göre,  dünya genelindeki nehirlerin sadece dörtte birinde baraj bulunmamaktadır.

Ülkemizdeki su kaynaklarımızın teknik ekonomik olarak ise geliştirilebilecek potansiyelinin 163 milyar  kwh/yıl’a yükselebileceği tesbit edilmiştir. Türkiye’de 2015 yılında üretilen  263, 8 milyar kwh’ın,  %25’i olan  65,9 milyar kwh/yıl,  (263,8 milyar kwh/yıl X 0,25) elektrik enerjisini HES’lerden sağlamıştır. Buna göre, potansiyelimizden  tam yararlandığımız  takdirde, bugünkü tüketilen enerji miktarına göre üretilen enerjinin  % 61,8’i  (163 milyar kwh/yıl / 263,8 milyar kwh/yıl). HES’lerden  karşılanabilir.  Bu durumda  üretilemeyen  yaklaşık,  97,1 milyar kwh/yıl (163 milyar kwh/yıl – 65,9 milyar kwh/yıl) elektrik enerjisi kaybımız, hidroelektrik santrallerinin yapılmaması nedeniyle olmuştur.  Bunun parasal karşılığı 33,99 milyar TL (97,1 milyar kwh X 0.35 TL) olduğu hesaplanmıştır.

Böylesine önemli bir potansiyelimiz varken, bölgesel kalkınma projelerinin  yarım bırakılması ve büyük barajlar yerine,  küçük su kaynaklarıyla boşuna zaman harcanmış ve  yetmeyen enerji için de acilen kömürlü termik santrallar kurulmaktadır.  Enerjideki ihtiyaçların karşılanmasında, uzun vadeli planlara ihtiyacımız bulunmaktadır.  Bugüne kadar olduğu gibi, kısa  ve orta vadeli planlarla geçiştirilmeye çalışılırsa bu sıkıntılar ve israf devam eder, plansız ve hesapsız işler ülkeye çok pahalıya malolabilir.

Kömür santralının geride bıraktığı enkazın  büyüklüğüne, çevreye, doğaya ve insan sağlığına  verdiği zararlar yanında, bütün dünya ülkelerinin güneş ve yenilenebilir enerji kaynaklarına geçtiği bir dönemde, ülkemizde hala daha kömürlü termik santrallerinin  yapılmasının düşünülmesi geçmişten ders çıkarılmadığını göstermektedir. Ayrıca, kurulacak yeni santraller, ülkemizde güneş ve yenilenebilir enerji kaynaklarına  geçilmesini  30 yıl daha geciktirecği gibi,  yüksek maliyetli elektrik ile halkımıza ve ekonomimize yük de  getirmektedir.

Termik santrallerin kurulurken, sahip olduğumuz 18 milyar ton olan kömür rezervlerimiz sadece elektrik enerjisi üretilebilecek kaynak olarak görülmekte veya kullanamadığımız kömür rezervlerin boşa gideceği zannedilmektedir.  Kömür, gazlaşabilmekte, sıvılaşmakta, koklaşabilmektedir. Bu yüzden, doğalgaz ve petrol tükendiğinde, bu enerji kaynaklarına ihtiyaç duyulduğunda bunlar kömürden üretilebilecektir. Nitekim, geçmişte Almanlar tarafından kömürden akaryakıt, ağır yağlar, hafif yağlar, amonyum nitrat, amonyum sülfat, teknik amonyum nitrat, naftalin gibi pek çok kimyasal madde üretilmiştir. Yine Almanların ülkemizde kurduğu Kütahya Azot Sanayide de,  çok düşük kalorifik değerdeki Seydiömer kömürlerinden, sunni gübre ve teknik amonyum nitrat gibi kimyasallar üretilmiştir.  İçinde bulunduğumuz yüzyılda petrol ve doğalgaz tükendiğinde, kömür ise dünya’da ve ülkemizde daha 200-300 yıl sürecek ömrü bulunmaktadır. Kömür İşletmeleri Kurumunun son yıllara kadar yapamadığı, kömürde AR-GE çalışmalarını, Kömür Teknolojileri Enstitüsü veya Kömür Araştırma ve Geliştirme Enstitüsü adıyla  devam etmelidir. Kömürlerimizi gelecek kuşaklarımız için korumalı ve değerlendirmeliyiz.

 

 

YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.