Son güncellenme :14.03.2019 11:15

Anasayfa > Manşet, Muğla > Kerimoğlu’nun Gelini Köylü Kadınların Güneşi Oldu

14.03.2019 Per, 11:15

Meşhur Kerimoğlu türküsünde adı geçen Kerimoğlu Eyüp’ün gelini Akile Tonbak Altınsoy, Yeşilyurt’ta yaşayan köylü kadınların el emeği yöresel ürünlerini satabilecekleri ve biraraya gelerek sosyalleşebilecekleri ‘güneş’ anlamına gelen ‘Çoveş’i açarak hizmete sundu. Köydeki kadınların hem üretip hem dayanışma sağlayabilecekleri bir mekanda biraraya gelmelerini sağlayan Altınsoy, köylü kadınların hem umudu hem güneşi oldu.
Muğla’nın Yeşilyurt(Pisi) mahallesinde yaşayan meşhur Kerimoğlu’nun torunu Hüseyin İlker Altınsoy’un ile 3 yıl önce evlenen Akile Tonbak Altınsoy’un Yeşilyurt’a gelmesinden sonra hayatı değişti. Hüseyin İlker Altınsoy’la evlenmeden önce metropol şehirlerde yaşayan Akile Altınsoy, Yeşilyurt’a yerleştikten sonra bu köyün doğal güzelliklerine hayran kalarak doğada bulduğu ve kendi ürettiği yöresel ürünleri o köyde yaşayan kadınların da sosyalleşebileceği bir mekan açarak sergilemeye karar verdi. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde eski Türkçe’de güneş anlamına gelen ‘Çoveş’i açtığı mekana isim olarak seçen Akile Tonbak Altınsoy, burada sergilenen ürünlerin köylü kadınların yeni gelir kapısı olmasından ve köylü kadınların yeni sosyalleşme mekanı olmasından dolayı büyük mutluluk duyduğunu ifade ederken, Yeşilyurt’a bu şekilde kültür turizmi sağlamayı hedeflediklerini kaydetti. Akile Tonbak Altınsoy, açtığı mekanın adını, rahmetli ninesinin kendi rüyasına girerek Çoveş koyduğunu söyledi.
“YEŞİLYURT’UN DOĞASINA HAYRAN KALINCA BİR DAHA KOPAMADIM”
Yeşilyurt’a yerleşme hikayesini anlatan Altınsoy şöyle konuştu: “Emekli sınıf öğretmeniyim. 32 yıl İstanbul Kadıköy’de meslek hayatım sürdü. Aslen Muğla merkezdenim fakat üniversite amaçlı gittim. 32 yıl boyunca Muğla’ya pek uğramadım. Fakat metropolden sonra doğa özlemimi gidermek için küçük yere yerleşme kararı verdim. Üçüncü yılım benim burada. Dağ taş gezmeye başladım. Buradaki bitki çeşitliliği, insanların doğallığı, henüz yitirmediği değerleri çok dikkatimi çekti. Bu kadınlar ne yapıyor, nasıl hayat geçiriyor gibi şeyler düşündüm. Hep kadınlar çalışıyor, erkekler kahvehanede oturuyor. Ama kadınların gidebileceği, sohbet edip sosyalleşebilecekleri, ev ortamı ve televizyon karşısından başka bir şeyleri yok. Ya Muğla merkeze gitmek zorundalar ya da sahillere ancak senede bir kez gidebiliyorsa gidiyorlar. Geldiğim zaman arayış içine girdim. Zaten emeklilikten sonra İstanbul’da kalsaydım bisiklet hayalim vardı. Bunu araya araya Muğla Morpedal Kadın Bisikletçiler Derneği’ne ulaştım. Ondan sonra kendimi büyük bir takımın içinde buldum. Kızkardeşlerim dediğim yürekli insanlar bana öyle omuz verdiler ki, kendimi öyle iyi hissettirdiler ki; metropole gidemez oldum. Ben İstanbul’dan başka yerde yaşayamam ancak 3-5 ay burada yaşayabilirim derdim fakat burada toprak ananın doğuşunu seyretmek ve bu doğa güzelliklerini keşfetmek kendimi çok iyi hissettirdi. Derken buradaki insanlar için sıradan olan şeyler benim için heyecan verici olmaya başladı. Başladım doğadaki her şeyi eve getirip, toplayıp, yeni deneyler yapmaya. Reçellerimi, salçamı, kuruluklarımı kendim yapıyorum. Siyez bulgurunu araştırıyorum, kinoa üreticisiyim, lavantaya el attım. Denemeler yaptım hep.”
“ÇOVEŞ ADINI RAHMETLİ NİNEM RÜYAMA GİREREK KOYDU”
Yeşilyurt’ta yaşayan köylü kadınların kendi yaptıkları yöresel ürünleri satabileceği ve biraraya gelerek sosyalleşebilecekleri ‘Çoveş’in ismini nasıl koyduklarını anlatan Akile Tonbak Altınsoy; “Birkaç ay önce felç geçirdim. İki buçuk aya yakın yoğun tedavi dönemim sürdü. Hayata tutunmak için bir şey aramaya başladım. İstanbul’dayım ateşler içinde yatıyorum, rahmetli idolüm ninem geldi rüyama. Çoveş kelimesi hafızamda çok yok, ne olduğunu da bilmiyordum. Ege kültürüne pek hakim de değilim. Ninem ‘Gızım alaca çoveşde durma hasta olursun’ dedi. Üç kere sordum nineme anlamadım dedim. Uyanınca başucumdaki peçeteye çoveş kelimesini yazdım. Sabah kalktım, internetten araştırdım. Baktım ki; çoveş, güneş demekmiş. İlk defa gerçek anlamına o zaman ulaştım. Bu mekanın adını ninem koydu çoveş diye. Hayatıma güneş geldi ve hedef koyduktan sonra ağır nörolojik ilaçlar kullanmama rağmen, hedef ve odağımı değiştirmedim, elimdeki ürettiklerim bir iki kavanoz. Onlar için raf yaptım, yaptıklarımı koymaya başladım. Derken arkamda 50 kişilik kocaman bir üretim ekibi oldu. Başta kayınvalidem, eşimin büyük desteğini gördüm. Her güçlü kadının arkasında güçlü bir erkek vardır. Sinerjimi aşağıya çekseydi Çoveş yarım kalabilirdi. Vazgeçebilirdim, benim heyecanıma ortak oldu. Hem kendisi, hem ailesi, hem çevre, hem morpedalcılar bana destek verdiler ve Çoveş doğaçlama olarak çıktı.” ifadelerinde bulundu.

“ÇOVEŞ’İN ELLİ TANE SAHİBİ VAR”
Çoveş adını verdikleri mekanın büyük bir ekiple kurulduğu için çok sahipli olduğunu ifade ederek, Çoveş’in özelliklerini anlatan Altınsoy; “Çoveş, köylü kadınlarımızın gelip burada sosyalleşebileceği, kendi ürettiği yöresel ürünleri buraya getirip satabileceği ve burada var olan ürünleri satın alabileceği bir ortam sunuyor. Kendi ürettikleri yarım kilo, bir kilo, kendilerinde fazla bulunan ürünleri getirip stantlara koyuyorlar. Çok az kar marjıyla bu işi takım ruhuyla sürdürmeyi düşünüyoruz. Zaten oranın doğmasında 50 tane insanın emeği var. O yüzden oranın bir sahibi yok. Ben sadece geçiş köprüsünde varım. Hepimiz ürettiklerimizi direkt olarak üreticiden tüketiciye götürebilirsek hatta Çoveş markalaşabilirse bundan sonraki hedefimiz takımın sinerjisine bağlı.” diye konuştu.
“KERİMOĞLU’NUN EVİ ÇOVEŞ OLDU”
Meşhur Kerimoğlu türküsünde adı geçen Kerimoğlu Eyüp’ün gelini olduğunu ve Kerimoğlu’nun doğup büyüdüğü evde Çoveş’i açıklarını ifade eden Altınsoy; “3 yıl önce eşim Hüseyin İlker Altınsoy’la evlendik. Eşim vasıtasıyla ben ilk defa Yeşilyurt tabelasından içeri girdim. Bana teklifte bulundu. ‘Akilecim sen kaloriferli, asansörlü, denize nazır Bağdat caddesinden geldin, yapamazsın, Muğla’da evim var, benimle yaşamaya yaşlanmaya var mısın’ dedi. Ben de madem metropolden geldiysem asla bir kentte yaşamam. Başka seçenek varsa bana onunla gel dedim. Atadan kalma ev yıkık döküktü. Omuz omuza orada kendimize yaşam alanı oluşturduk. Evin altının da dükkan olduğunu farkettim. Evimizin içinde dostlarımızla biraraya gelebileceğimiz bir alan. Kerimoğlu’nun torunuyla evlenmişim meğerse haberim yoktu. Evlendikten sonra öğrendim. Bu dükkan haline getirdiğimiz mekanda kayınvalidemin çoçukluğunun da geçtiği aile yadigarı bir alan, kaç kuşak olduğunu bilemiyorum. Eşim Hüseyin İlker Altınsoy da Muğla araştırmacısı ve yazar. O kültür sanat kısmında, ben yöresel ürünler kısmındayım. Tarzımız ve felsefemiz farklı ama omuz omuzayız.” şeklinde konuştu.
Haber: Sevil Oluç

YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.