Son güncellenme :10.08.2017 11:55

Anasayfa > Yazarlar > KENTLERDE OTOPARK YOKSA SORUN VAR DEMEKTİR

10.08.2017 Per, 11:55

KENTLERDE OTOPARK YOKSA SORUN VAR DEMEKTİR

Büyük şehirler başta olmak üzere, bir çok il ve ilçe de, trafik ve otopark sorunu hepimizin şikayetci olduğu, buna karşılık, hiçbir çözüm bulamadığımız sorunlarımızdan biridir. Çünkü, otomobilin olduğu yerde, otopark, olmazsa olmazdır. Yeterli otopark yoksa, mutlaka sorun vardır. Bu husus, sadece Muğla’nın sorunu da değildir, bütün Türkiye’nin sorunudur.
Nitekim, İstanbul, Ankara ve İzmir’de, otopark mafyası, yollara konulan otomobiller için, yıllarca halktan haraç almıştır.. Yıllar sonra, park yerleri ihale edilerek yasal şekle sokulmasına rağmen, geçenlerde, park yeri kavgası yüzünden İstanbul’da iki kişi öldürülmüştür. Park yerlerindeki bu örnekler ve günlük hayatta yaşadığımız bu olaylar otopark sorununun boyutlarını ortaya koymaktadır.
Gelişen teknolojinin getirebileceği sorunların önceden belirlenerek böyle durumlara meydan verilmemesi de yöneticilerin üzerinde duracağı ve sorumlu olduğu bir husustur. Ama böyle olmuyor ve her zaman, sorunlar ortaya çıktıktan sonra düşünülmeye başlanılıyor. O zamanda atı alan Üsküdar’ı geçmiş olduğunda, bizede sür eşeğini Niğde’ye diyorlar. Böyle durumlar, sadece otoparklarda olmuyor.. İstanbul’da sanayi tesisleri kurulurken de, yatağını, yorganını alıp gelenlere karşı, kimse nerede kalacaklarını sormadı., Toplumun ahlak değerlerinin değişeceği, suçların ve suçluların artacağı, kentin güvenliğinin ortadan kalkacağı hiç düşünülmedi. Sonra da, devletin arazileri yağmalandı, adalet kaldı mı? O güzelim İstanbul’un durumunu düşünsenizde çare yok, hepsi ortada.. O bakımdan, bu duruma düşmeden, daha önceden tedbir alınması adil bir ülkenin olmazsa olmasıdır..
Bundan 30 yıl önce, pek otomobilin olmadığı Muğla da, şimdi cadde ve sokaklarında otomobilden geçilmiyor artık.. O yıllarda şehir içindeki ulaşım da belediye otobüsleri tarafından sağlanması dolayısıyla Muğla, sessiz ve sakin bir kent olma özelliği ile emeklilerin sığındığı bir ilimiz olmuştu. Ne olmuşsa bu süre içersinde, Muğla, tamamen tersyüz olarak, her tarafı otomobillerle dolmuş, hava kirliliği eksoz gazları, gürültü, Muğla’nın o güzelim özelliğini ortadan kaldırmıştır.
Muğla’da toplam araç sayısı 2016 yılında, bir önceki yıla göre %5,8 artış göstererek 436 bin 198 e yükselmiştir. Araçların türlerine göre dağılımında ise, 180 bin 070 adet otomobil, 10 bin 666 adet minibüs, 3 bin 543 adet otobüs, 62 bin 329 adet kamyonet, 8 bin 737 adet kamyon, 140 bin 868 adet motosiklet, 29 bin 089 adet traktör, 896 adet özel amaçlı araç olduğu görülmüştür.
Son duruma göre, İl genelinde Muğla’nın nüfusunun bir milyon olduğuna göre, ortalama 200 bin hane olduğunu varsayarsak, yaklaşık her hanenin önünde bir otomobilin olduğu ortaya çıkar. Türkiye’ye göre, değerlendirirsek, 22 milyon haneye karşılık 18 milyon otomobil bulunmaktadır. Dolayısıyla, Türkiye genelinde de hemen hemen her hanede bir otomobil sayısına ulaşmak üzeredir. Buradan, Menteşe ilçesinde nüfusa göre yaklaşık 20.000 hane bulunduğu varsayımından , merkezde 20.000 otomobil bulunmaktadır.
Şimdi, ortalama uzunluğunun 4m.olan bir otomobilin park yerinde kaplayacağı uzunluğun 6 m olduğunu kabul edelim. 20 bin adet otomobil yolun tek taraflında, arka arkaya sıralanması halinde , 120 km. yol olması gerekiyor. Muğla büyüklüğündeki, hangi şehirde bu kadar yol vardır? Olmayan yollarda, araçları nereye sığdıracağız. Bu basit fikir cimlastiği bile, yollarımızın bu kadar sikleti çekmeyeceğini gösterirken, Muğla’nın cadde ve sokaklarının, açık otopark haline getirmekle de sorunun çözülemeyeceği anlaşılmıştır..
O bakımdan, artan bu otomobil sayısına göre, yapılacak otoparklar için yer bulunmadığı ve çözün sağlanamadığı takdirde, bugünkü durum, artarak devam edecektir. Araç sayısını kısıtlamakta sorunu çözmek mümkün olmamaktadır. Kısıtlamak mümkün olsa bile, bunu ilk önce devlet de istemez. Devletin gelirlerinin önemli bir kısmı, akaryakıttan gelmiyor mu? Dünya ülkelerinin büyük bir çoğunluğunda akaryakıt fiyatları bir doların altında iken, ülkemizde yaklaşık 1,5 dolardan fazladır. Taşıt Alım Vergisi ile Motorlu taşıt vergisi ve trafik cezalarından başka, trafik ve kasko sigortaları, emisyon ölçümünden sağlanan gelirlerden alınan, Özel Tüketim Vergisi ve Katma Değer Vergisi olmassa, ne olacak.. Devletten başka, azbuçuk araba parklarından gelir sağlıyan belediyeler istese de, otomativ lobisi, otomobil fabrikalarında ve yan sanayide kapasite düşürülmesini isterler mi?
Her yıl bir önceki yıldan daha fazla gelişmiş araçların üretilmesine devam edildiğine göre, başka çareler aramalıyız. Dünya ülkelerine baktığımızda, aynı sorunlar gelişmiş ülkelerde de vardır. Avrupa ülkelerinde, hava kirliliği ve trafik sıkışıklığı kaygılarıyla büyük şehirlerinde kısıtlama ve yasaklamalar uygulamaya başlamışlardır. Hatta bazı ülkelerde araçların plakalarındaki tek, çift numaraya göre, araçların trafiğe çıkışı düşünülmektedir, artık..
Aslında bu ülkelerde, metrolar ve raylı sistemler de yapılmış olmasına rağmen İstanbul, Ankara ve İzmir’de de olduğu gibi trafikle baş edilememektedir. Milyonun üzerindeki şehirlerde durum böyle olmakla beraber, daha az nüfuslu şehirlerde toplu taşıma araçları ve hafif raylı sistemler kent ulaşımını sağladıkları takdirde, belki, trafiğe çıkan otomobil sayısı azalabilir.
Şehirler arası yollarda, otomobille seyahat edenler bir hayli azalmıştır. Halkın büyük bir kısmı konforu artan otobüslerle seyahat etmektedirler. Daha uzun mesaflerde, uçak tercih edilmekte ve gittiği yerlerde taksi ile dilediği yere gidebildiğine göre pek sorun yaşanmamaktadır.. Hızlı tren ağı geliştikçe kent dışındaki ulaşım, otobüs, uçak ve hızlı trene kayacağı gibi, kent içinde de, trafikten bunalan halkın da raylı tramvayları tercih edeceği düşünülebilir.
Trafikteki bu karışıklığın ve keşmekeşliğin nedenlerinden biride kentlerin imar planının iyi planlanmamasından kaynaklanmaktadır. Antik kentlerdeki yerleşim yerlerinde bile düzenli bir planın uygulanmasına rağmen, günümüzdeki kentlerin durumu ortadadır. Kentlerdeki bu düzensizliğin bedelini halk farkında olmadan ödemektedir. Düzensiz kentlerde, zaman ve para kayıpları artarken düzenli kentlerde yaşam koşulları kolaylaşmakta ve yaşam daha ucuzlamaktadır.
Dünya’da ve Ülkemizde de, kamu alanları, iş ve ticaret yerleri kentin merkezinde toplanmıştır. Fakat, kent alanı genişledikçe, merkezden uzaklaşan mahallelerde, oturan halk, günlük ihtiyaçlarını yerleşim yerlerinin yakınından karşılayamadıkları için, araçlarıyla merkeze gitmek zorunda kalmaktadırlar. Yahutta, marketler kent dışında ise, bu durumda da mahallelerden tersi yönde ulaşım olmaktadır. Halbuki, her mahallenin çarşısı ve pazarı olmalı ve sosyal hayatı burada gelişmelidir. Toplum yozlaşmadan semt değerleriyle mutlu şekilde yaşamayabilirse, trafikte rahatlayacaktır.
Devlet daireleri ve belediye’nin binalarının değişik yerlerde olmasıda trafiği arttırmaktadır. Hele, kendi mahallesindeki okula gidemeyen öğrencilerin, bu defa otomobillerle başka mahalledeki okullara götürülmesiyle, okul çevreleri bu iş için gelen arabalarla dolup, taşmaktadır.. O bakımdan, kent içinde her bina veya tesisin bir yeri olmalıdır. Tıpkı , vucudumuzdaki organlar gibi, veya değişik markada otomobillerde, motor markaları farklı, kaporta değişik olsada, her araba genelde birbirine benzemektedir. Çünkü, böyle olmak zorundadır. Bir cezaevini, mezbahayı yahut arıtma tesisini merkeze getiremezsiniz. Bugün her mahallede olan camilerin yerine, daha büyük bir cami, merkezlerde yapılsaydı, herkes o merkezlere gitmek durumunda kalacağından trafik o yönde artacaktır. O bakımdan, insanların kent içinde ulaşacakları yerlere giderken, harcadıkları enerji ve zamanın azlığı veye çokluğu imar planı ile ilişkili olduğundan imar planı yapılırken kent iyi planlanmalıdır. Bugün kentlerin iyi planlanmış olduğunu söylemek mümkün değildir.
İmar planlarında, kentin topluca geliştirilmesini sağlıyacak şekilde inşaata izin verilmelidir. Binalar dağınık olursa, zorunlu olarak, belediye hizmetlerini de arttırmaktadır. O bakımdan trafikteki bu kargaşa ve karışıklığın nedeni, araç sayısı kadar, planlama hatalarınada bağlıdır..
Bu hatalı yapılaşmaları ve eksiklikleri bir çırpıda düzeltmek mümkün olsa da, otomobil yine olacak ve bunlar için düzenli park yerlerine ihtiyacımız sürecektir. Yeraltı otoparkları , alışveriş merkezlerinin altında yapıldığı gibi kent merkezin de bulunan resmi kuruluşlarının, iş ve ticaret merkezlerinin bulunduğu yerlerde inşası en uygun olabilir. Yer altı otoparkı, dışarda yer kaplamadığı gibi, katlı otoparkına göre çevreye daha uyumludur.
İstanbul’da da yaşanan trafik sıkışıklığı ile birlikte, ortaya çıkan otopark sorunu her geçen gün katlanarak artmaktadır. Çok geç kalınmakla beraber Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafindan çıkarılan yeni bir yönetmeliğe göre, imar izinlerinde, apartmanların altına her daire için, otopark zorunluluğu getirilmektedir. Ayrıca, ticari alanlarda otopark yapılması için imar planında değişiklik yapılması hususunda kolaylıklar sağlanacaktır. O bakımdan, İstanbul’da da E-5 ve TEM’in altına yapılması düşünülen, otoparkların yararı olabilecek mi? Bilemiyorum. Bildiğim bir şey varsa, vatandaşa kolaylık olmayacaksa bu iş tutmaz.
Muğla’da da, yol kenarlarına yapılacak,100 er araçlık açık otoparklar, daha ucuza malolacağı gibi, park sahasında araçları gölgeden korumak için yapılan örtülerin üzerine konulacak güneş panelleri ile küçümsenmiyecek miktarda elektrik enerjisi de üretilebilinir.
Muğla’da, eski otogar arsası üzerine yapılması düşünülen yer altı otoparkı üzerine, sosyal yaşam alanı, kentin merkezine ayrı bir hareketlilik kazandıracaktır. Kent merkezinde yol kenarlarına park eden otomobillerin önemli bir miktarı burada park edebilir. Kapalı otopark katlı da olacaksa o zaman, kent merkezi daha da rahatlayacaktır.
Eğer yeterli alan yoksa, ”Mekanik otopark sistemi”, “Yarı otomatik otopark sistemi” ve “Dönme dolap park sistemi” gibi park yerleride yapılabilir. Araç yoğunluğu olan otoparklar dönme dolap park sistemi ile genişletiliyor. Böylece 2 araçlık alana 8, 4 araçlık alana 24 araç park edilebiliyor. Manisa Büyükşehir Belediyesi, 650 araçlık tam otomatik otopark kurmuş ve hizmete almıştır.
Trafikteki, yoğunluğun olmadığı yıllarda hazırlanan imar planlarına göre yapılan kentlerde, otoparklara uygun yer bulmak da mümkün değildir. Bütün bunlar göstermektedir ki, toplu taşıma yapan hafif raylı tramvay sistemine geçilerek bu açmazdan kurtulmamız lazım. Nüfusu bir milyondan fazla kentlerde de raylı sistemlerin yetmemesi halinde metrolarla ulaşım daha uygun olabilir.
O bakımdan, Muğla’da kent trafiğini rahatlatmak için, daha fazla gecikmeden, Akçaova’dan başlayan, Akyol ve şimdiki otogarın yanından, Kötekli, Yeniköy, Ortaköy ve Düverek’e kadar gidecek tek hatlık hafif raylı tramvay sistemi, herhangi bir istimlaka gerek kalmadan mevcut kent içi yol kullanılarak hizmete girebilir. Yolcu miktarına göre, tramvayın çift yönlü çalışması halinde, Kötekli’de istasyon yapılarak tek hattan kapasite %100 arttırılabilir.Eğer, bu hat başarılı olursa, raylı sistem, Bayır ve daha öteyede uzatılabilir..

YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.