Son güncellenme :18.01.2019 13:44

Anasayfa > Yazarlar > JEOTERMAL ENERJİ KAYNAKLARINDA İMKANLARIMIZ VE SORUNLARIMIZ

18.01.2019 Cum, 13:44

Ülkemizdeki jeotermal enerjisi kaynaklarına ve kurulan jeotermal Enerji Santrallarına sevinirken, Aydın – Germencik’ten sonra, Manisa, Alaşehir ve Salihli’den de jeotermal enerji santrallarının (JES) çevreye yaptığı zararlar halkın umutlarını karartmıştır Halbuki, sınırsız enerji kaynağı, jeotermal enerji ülkemizde, 1980 yılından beri Denizli Kızıdere’de, Maden Tetkik Arama Genel Müdürlüğü tarafından açılan kuyulardan çıkan kızgın buhardan elektrik ve kuru buz üretilmektedir.
Aslında Jeotermal enerji ile ilgili çalışmalar Cumhuriyetin ilk yıllarına dayanmaktadır. Atatürk, Türkiye’de sıcak termal suları envanterinin çıkartılması için, Almanya’dan getirttiği bilim adamlarına rapor hazırlatmış, ogünün şartlarında, Türkiye’nin bir çok yerinde bulunan sıcak su kaynakları tesbit edilmiştir. Bu gün yeni bulunan sıcak su kaynaklarıyla, jeotermek su kaynaklarımız daha da artmıştır. Şimdi, Türkiye’nin her yerinde sıcak su kaynaklarımız bulunmaktadır.
Aydın- Germencik jeotermal sahası, 1980 li yıllarda MTA tarafından yapılan bir sondajla bulunmuş ve açığa çıkan kızgın buhardaki borik asit dolayısıyla, uzun süre santral kurulamamıştır. Atmosfere yayılan yüksek basınçlı buharın geldiği kuyu ağzı yıllar sonra kapatılmıştır. Aydın- Germencik’te açılan ilk jeotermal enerji santralı Güriş A.Ş. tarafından kurulmasının ardından aynı alanda birbirine çok yakın şekilde kurulan diğer enerji santralları çevreye ve tarım arazilerine verdiği zarar, yöre halkının şikayetine neden olmuştur. Bu konuda ilgili bakanlıklar tarafından neler yapıldığı bilinmemekle beraber, şikayetlerin devam ettiğine bakılırsa, şikayetleri ortadan kaldıracak yapılmış bir husus olmadığı anlaşılmaktadır.
Türkiye, İncir üretiminin yüzde 60’ını karşılayan Aydın’da, Ziraat Mühendisleri Odası Aydın Şubesi Başkanı Mahmut Nedim Barış’ın yaptığı çalışmaya göre sulama suyunda yasal sınırın 75 katı toksit madde bulunduğu tesbit edilmiştir. Büyük Menderes Havzasında faaliyet gösteren şirketlerin genellikle “re- enjeksiyon” olarak bilinen jeotermal akışkanların kullanıldıktan sonra yeniden yeraltına geri verilmesi işlemine uymaması dolayısıyla, buna bağlı sulama alanlarınıda kirletmektedir. Bor minerallerinin, sulama sularındaki yasal sınır değeri litre başına 1 miligram olması gerekirken, Aydın’daki jeotermal alanlarda litre başına 75 miligram olduğu tesbit edilmiştir. Bu çevrede faaliyet gösteren jeotermal elektrik santralları ile elektrik enerjisi üretimi yapılacak derken, yaklaşık 100 bin dekar arazide yetişen, Aydın’nın en önemli gelir kaynaklarından ve Türkiye’nin geleneksel ihraç ürünlerinden olan İncir üretimi tehlikeye düşürülmemelidir. Enerji kadar, topraklarımızdan hem ülkemizde, hemde dünya’nın artan nüfusunun ihtiyaçlarını karşılanması için yetiştirilen tarım ürünlerimizden ödün verilemez.
Birbirine çok yakın kurulan bu jeotermal santralları arasında belli bir mesafe konulmadığı için, herkesin bulduğu alana santral kurmasının getireceği zararlar olabilir. Bunları önlemek içinde çevrede kurulacak santral yoğunluğu konusunda bilimsel ölçü konulmalıdır. Nitekim, denizlerde su ürünleri üretimi çiftliklerinde bile, denizdeki kirlenmeyi önlemek için, çiftlikler arasında belli bir mesafenin altında olan yerlere izin verilmemektedir. Bunun gibi, bilimsel araştırmalar çerçevesinde alınacak tedbirlerle, jeotermal enerji santrallarının yapıldıktan sonra ortaya çıkabilecek sorunları, çevreye ve insan sağlığına verilecek zararların önlemesi gerekir.
Yoksa, Aydın Efeler’in kırsal mahallesi Kızılcaköy’de tarım arazileri üzerinde jeotermal enerji santalları kurmak için aldıkları arazileri ÇED Raporu bile çıkartmadan çitle çevirmek isteyenlere köyllülerin gösterdikleri tepkiye karşı, biber gazı kullanarak bastırılmağa çalışılması ve zor kullanılması yanlış ve halka yapılan bir mezalimdir. Milletimiz buna layık değildir. Ortaya bir fayda çıkacaksa, zaten kimsenin sesi çıkmamaktadır. Kurulacak tesis, o yöreye zarar verecekse, bundan vazgeçilmeli veya zarar vermeyecek tesisler kurulmamalıdır. Kaldıki, doğadaki kaynaklar doğru kullanıldıktan sonra zarar değil fayda sağlamaktadır.Termik santralların zararları bilinmeden yapılan santrallardan sonra, zararlar çıktıkça bu santraların yapılmasına hala devam edildiğinden, o yörelerde tarım arazileri elden çıkmış, etki alanına giren yerlerde yaşayan halk yıllarca zehir solumuşlardır. Şimdi, solunum rahatsızlıklarından astım ve koah hastalıları ile kanserle mücadele etmektedirler. Köylünün büyük zarar görmesine rağmen, bu durum kimsenin umurunda olmamıştır.
Aynı durum HES santrallarında da olmakta ve bu santralları kurmak isteyenler, çevreye ne gibi zarar vereceklerini hiç düşünmemektedir. Doğu Karadeniz’de yapılan hidro elektrik santrallarıda, yöre halkının tepkisini çekmiştir. Bu kez, açılan dava ile Türkiye’nin UNESCO tarafından ilk ve tek ‘Biyosfer Rezerv Alanı’ Macahel’deki Camili Regülatörü ve HES projesi iptal edilerek, her biri eşsiz özellikteki vadilerinde kurtulmasına emsal teşkil etmiştir. Demek ki, çevreye verilen zarara rağmen santrallar yapılabiliyormuş..

YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.