Son güncellenme :17.11.2014 9:50

Anasayfa > Yazarlar > İşin ehli olmak

17.11.2014 Pts, 9:50

İşin ehli olmak - Tansel Coşkun

İşin ehli olmak

İnsanoğlu var olduğu günden bu yana ürettiği bilginin % 90’nını 20. Yy ve sonrasında üretti. Fikren üretilen bu bilgiler pek çok konuda çığır açarak bambaşka bir dünyanın kapılarını açtı. Daha önce var olmayan yeni meslekler yeni iş kolları hayatımıza girdi. Var olanlar geliştirilerek içinden başka başka işler doğurdu ve yenilendi. Çağın gereklerine uymayanlar yok oldu. Dünyanın bir köşesinde bulunan bir bilgi son derece hızlı bir biçimde diğer yerlere aktarıldı ve küresel çapta kullanılmaya başlandı.

İnsanoğlu bu yeni işlerde giderek uzmanlaşarak ehliyet kazandı. Örneğin bugün artık neredeyse hayatımızın vazgeçilmez parçası olan bilgisayarları herkes bir şekilde kullansa da bir sorun olduğunda işi uzmanına götürmek zorunda kalıyoruz. Bu durum bir süre sonra o işi yapan uzmanlardan oluşan bir çevre oluşturuyor. Bu hemen her iş ve meslek grubunda aynı. Ancak birde bu işlerin gerçek uzmanı olmayıp, uzman olduğunu iddia edenlerde maalesef bu çevreler içinde yer buluyor. Böyle olunca da gerçekten işin ehli insanlar bir süre sonra o işlerden ellerini eteklerini çekip kendi köşelerinde hayatlarını sürdürüyorlar.

Böylece meydan ehil olmayan yeteneksiz ama iddialı kişilerin eline kalıyor. Bu defa bir sorunu çözmek için aynı kişilere defalarca gidip gelmek zorunda kalıyoruz. Aynı işi daha önce deneyip başaramamış kişilere belki bu defa yapar umuduyla taşıyıp duruyoruz. Bu süreç içinde gerçekten yetenekli ve ehil insanları gözden kaçırıyor, görmüyoruz. Bir defa gerçekten o işi yapacak adamı bulduğumuzda ise onu diğer yeteneksizler ile aynı kefeye koyarak acımasızca eleştiriyor rencide ediyoruz. Sonrada yine diğerlerine mahkum kaldığımızda yine aynı süreci tekrarlıyoruz. Bu kısır döngü devam edip gidiyor.

Halbuki bu sayısız denemelerimiz sırasında belli bir takım önyargılarımızı aşarak, farklı çözüm arayışları içine girmektense, önümüzde olanları görmeyi başarsak, hem sorunların çözümünü hızlandıracağız, hem daha hızlı gelişme göstereceğiz hem de istediğimiz şeyleri daha çabuk elde edeceğiz.

Bir hikaye ile bitirelim ;

Soğuk bir ocak sabahı, bir adam Washington DC’de bir metro istasyonunda, sıradan giyimli bir kemancı elindeki kemanla 45 dakika boyunca altı Bach eseri çalar. Bu süre içinde, çoğu işe yetişme telaşındaki yaklaşık bin kişi kemancının önünden geçip, gider.

Kemancı çalmaya başladıktan ancak üç dakika kadar sonra, ilk kez orta yaşlı bir adam kemancıyı fark edip, yavaşlar ve birkaç saniye sonra da gitmek zorunda olduğu yere yetişmek üzere yine hızla yoluna devam eder.
Kemancı ilk bir dolar bahşişini bundan bir dakika kadar sonra alır. Bir kadın yürümesine ara vermeksizin parayı kemancının önüne koyduğu kaba atarak, hızla geçer, gider.
Birkaç dakika sonra, bir başka adam duraklayıp, eğilerek dinlemeye başlar ancak saatine göz attığında işe geç kalmamak için acele ettiğini belirten ifadelerle hızla yoluna devam eder.
En fazla dikkatle duran ise üç yaşlarında bir oğlan çocuğu olur. Annesinin çekiştirmelerine rağmen, çocuk önünde durur ve dikkatle kemancıya bakar. En sonunda annesi daha hızlı, çekiştirerek çocuğu yürümeye zorlar. Oğlan arkasına dönüp dönüp kemancıya bakarak, çaresizce annesinin peşinden gider. Buna benzer şekilde birkaç çocuk daha olur ve hepsi de anne, babaları tarafından yürümeye devam için zorlanarak, uzaklaştırılırlar.
Çaldığı 45 dakika boyunca kemancının önünde sadece 6 kişi, çok kısa bir süre durur. 20 kişi duraklamadan, yürümeye devam ederek, para verir. Kemancı çaldığı süre içinde 32 dolar toplar. Çalmayı bitirdiğinde ise sessizlik hakim olur ve kimse onun durduğunu fark etmez, alkışlamaz.
Hiç kimse onun dünyanın en iyi kemancısı Joshua Bell olduğunu ve elinde 1713 yapımı 5 milyon dolarlık Stradivarius kemanıyla, yazılmış en karmaşık eserleri çaldığını anlamaz. Oysa Joshua Bell’in metrodaki bu mini konserinden iki gün önce Boston’da verdiği konser biletleri 1000 dolara satılmıştı.

YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.