Son güncellenme :22.04.2019 13:50

Anasayfa > Muğla, Yazarlar > İNSANLA YAŞIT OLAN RESİMİN GÜCÜ

22.04.2019 Pts, 13:50

Bazı insanların güzel sanatlara yatkınlığı, mimari eserler yapma becerisi, insanın yaratıcılığından geldiğini açıkca göstermektedir. Bu yetenekler, bazı insanlarda doğuştan varolduğu gibi, bazıları da eğitimle bu yetenekler kazanılmaktadır. Nitekim, insanların çok eski çağlarda, yaşadıkları mağaraların duvarlarına bile işledikleri resimler, binlerce yıl önce yapılmış antik kentlerdeki mimarı sanatlar ve mermer heykeller insanlardaki bu yetenekleri kanıtlamaktadır. Hatta, İslamiyetten önce, Türklerin gittikleri her yerde iz bırakmak veya buralarda biz varız demek için, mağara duvarlarına kazıdıkları “Koç Başı Damgaları” resmin belkide ilk örneklerinden biri olmuştur. Orta Asya ve Anadolu topraklarında olduğu gibi, bugün topraklarımızın dışında olan Balkan Ülkelerinide kapsayan, geniş bir coğrafyada bile bu işaretlere rastlanmaktadır. Rahmetli, Araştırıcı Gazeteci Sermet Somuncuoğlu tarafından bulunan Orta Asya’daki “Koç Başı Damgaları” Türklerin yaşadıkları yerleri tescillemesi yanında, binlerce yıl sonra bile resmin gücünü göstermektedir.
Kur’an’da resim yapılmasını yasaklayan bir hüküm veya ayet olmamakla beraber, İslam ülkelerinde yasaklanan resmin, tevhit inancına zarar vermedikce yapılabileceğini belirten din adamlarıda olmuşsada, resim uzun yıllar yapılamamıştır. Bu yüzden, yıllar sonra resim ilk önce İran’da yapılmaya başlamış ve Türklerin de resim yapması için İranlılardan sonra, daha 300 yıl geçmesi gerekmiştir. Halbuki, çok eski tarihlerde, Türkler altını işleyen, bakıra şekil veren, demiri döverek zırh, kalkan, mızrak, kılınç ve gürz yapan, kile şekil vererek, çini eserler yapmışlardır. Dini kaygılar nedeniyle, Türkler resimden uzak durmuşsa da, insan doğasında bulunan sanat becerisinden kaynaklanan, başka tür sanatlara yönelmişler ve bu sanatları geliştirmişlerdir. Minyatür, ebru sanatı, süsleme ve tezhip, hat sanatı, ağaç oymacılık, bakırcılık, halı, kilimdeki eşsiz motiflerle, güzel sanatlarda ayrı sanat türlerini bulmuşlardır.
Osmanlılarda, resime ilgi tanzimat döneminden biraz önce başlamış, aralarından çok değerli ressamlarda ortaya çıkmıştır. Ancak, Türklerde, uzun süre resim sanatını yapanlar olmamış ama, Osmanlı Patışahları resmi, yabancı ve Hıristiyan ressamlara yaptırmışlardır. Bunun ilk örneği de Fatih Sultan Mehmet olduğunu görmekteyiz. Fatih Sultan Mehmet’in bilgisi, kazanmış olduğu kültür dolayısıyla, sanata bakışı daima farklı olmuştur. Bu yüzden de Fatih Sultan Mehmet’i Gentile Bellini’ne yaptırdığı resimlerden ve madalyalardan daha iyi tanımaktayız. Fatih’ten önce yaşamış olan ve Osmanlı Devletini kuran, Osman Gazi ve ondan sonraki yıllarda gelen Yıldırım Beyazit’in resimleri de varsa da gerçek resmi olduğu tartışılabilir.
Hıristiyanlarda resim yasaklanmadığından, Avrupa’da başta Leonardo da Vinci, olmak üzere, Rambrant Van Run, Vıncent Van Gogh, Salvador Dali, Claude Monet, Raffaello gibi bir çok değerli ressamlar çıkmıştır. Bu ressamların yaptığı resimler, sadece tuvallerde kalmamış, ressamlar gravür sanatını da geliştirmişlerdir. Gravür sanatcıları dünyanın bir çok yerini gezerek, oradaki yaşamı tarihi yapıları antik kentleri resimlerini yapmışlardır.
Resim olmasaydı, Fatih Sultan Mehmet’i tanıyamaz, o dönemleri öğrenemezdik. Milattan önceki yıllarda, mermerden yapılan tapınakları, sarayları, anfi tiyatroları, agoraları, pazar yerlerini, çeşmeleri ve gladyatörleri, antik kentlerin yağmalanmamış ve tahrip edilmemiş şekillerini gravür sanatçıları sayesinde biliyoruz. Böylece, fotoğraf makinasının daha keşfedilmediği yıllardaki, halkın yaşantıları, hükümdarların potreleri hakkında görsel bilgileri, yağlı boya tablolarla, gravürler sayesinde öğrendik.
Gravür sanatcısı, Luigi Mayer 1776’dan 1794 yılına kadar Osmanlı topraklarını gezerek, başta antik dönem kalıntıları olmak üzere tarihi eserleri, şehirleri ve insanların sosyal ve devlet yaşantılarını, devlet görevlilerini resmetti. Batı ve Orta Anadolu, Kıbrıs, Suriye, Filistin, Mısır, Bulgaristan ve Romanya’ya kadar gezdiği yerlerle ilgili yaptığı resimleri ise İngiltere’ye döndükten sonra, üç ayrı cilt halinde yayınladı ve yayınladığı gravürler zamanımıza kadar gelmiştir.
Osmanlı Döneminde resim sanatı yerine minyatür sanatı ortaya çıkmış, minyatür el yazması kitaplarda da kullanılmıştır. Tanzimattan önce, Sultan Abdülmecit’le birlikte resim sanatı ve yağlı boya ile batı örneğinde yapılan tablolar yapılmaya başlanmıştır. Osmanlı İmparatorluğunun batılılaşma hareketleriyle birlikte geleneksel sanat anlayışının yanında Batı sanatı da Osmanlıda yer bulmuş ve Sultan 2. Mahmut (1808–1839) zamanında batıda bir gelenek haline gelen, devlet adamlarına ait resimlerin duvarlara asılması ve resim hediye edilmesine başlanmıştır. Özellikle Sultan 2. Mahmut’un bir resmi hazırlanarak Devlet Dairelerinin duvarlarına asılmış ve bu çalışmalara Tasviri-Hümayun adı verilmiştir. Batılılaşmaya karşı bir kısım çevreler rahatsız olduğundan, Sultan bu tutumu yıkmak için dönemin Şeyhülislamı olan Abdülvahab Efendiyi huzuruna çağırarak kendisine bir Tasvir-i Hümayun hediye etmiş ve 1836 yılında da büyük bir törenle Rami ve Selimiye kışlalarına Sultanın Tasvir-i Hümayunu asılmıştır.
Daha sonraki yıllarda, saray ressamı olarak, Sultan 2. Abdülhamit’in, Fransa’dan getirtiği Zanora’ya yaptırdığı yağlı boya resimler, sarayları, köşkleri ve yalıları süslemiştir. Hatta, Sultan Abdülmecit ve son Osmanlı Halifesi Abdülmecit Efendinin resim yapması belkide bir çok kişinin resme karşı ilgi göstermesine ve ressamların yetişmesine neden olmuştur. Bu dönemde, Başta, ilk kadın ressam Mihri başta olmak üzere, Osman Hamdi Bey, Hoca Ali Rıza, Şeker Ahmet Paşa, Fikret Mualla, Abidin Dino, İbrahim Çallı, Bedri Rahmi Eyüpoğlu gibi pek çok ünlü ressam yetişmiştir.
Geçmişe ışık tutan, yağlı boya resimler, gravürlerden sonra fotoğraf çeken makinelerin ortaya çıkması, resim yapma sanatını ortadan kaldıramışsa da, fotoğrafcılıkta zamanla sanata dönüşmüştür. Son yüz yılımızda, dünyadaki olup bitenleri ve ülkeleri ve yaşantılarını fotoğraflardan tanıyabiliyoruz. Sultan 2. Abdülhamit, İstanbul’daki sarayından çıkmadan, imparatorluk topraklarının resmini çektirmiş ve resim dersi verilen Mühendishane-i Berrii-i Hümayun’u kurdurmuştur.
Osmanlı Patışahlarından Fatih Sultan Mehmet ile başlayan ve ondan sonra gelen, bilhassa son dönemdeki patışahlar resim yapılmasını teşvik etmişlerdir. Osmanlıda fotoğrafçılığın en büyük destekçisi Sultan II. Abdülhamit Osmanlı topraklarının yüzlerce fotoğrafını çektirerek İmparatorluktaki gelişmeleri bu şekilde takip ediyordu. II. Abdülhamitin, fotoğraf hakkındaki şu sözleri fotoğrafa ne kadar önem verdiğinin göstergesiydi. “Her resim bir fikirdir. Bir resim yüz sayfalık yazı ile ifade olunamayacak siyasi, hissî manaları telkin eder. Onun için ben, tahrir-i mündericattan (yazılı bilgilerden) ziyade, resimlerden istifade ederim.” diyordu. 2. Abdülhamit, resme sanata, müzik ve spora meraklı olup, kendi atelyesinde de bu konularda çalışmalar yapardı.
Fransız De Daguerre tarafından 1826 yılında, ilk fotoğraf makinasının yapılmasından sonra, dünyanın her tarafına yayılan fotoğrafcılar, İstanbul ve Anadoluda da bir çok resim çekmişlerdir. Nitekim, 1843 yılında Fransız fotoğrafcı Girault de Prangey’nin İstanbul’da ve Anadolu’da çektiği fotoğraflar ise aradan geçen 176 yıl sonra bile bugün ABD’nin en önemli müzelerinde New York Metropolitan Sanat Müzesinde sergilenmektedir. Yıllar sonra ortaya çıkan ve aynı yolda ilerleyerek hayatını adayan usta fotoğrafcı Ara Güler’in yıllarca emek vererek çektiği fotoğraflardan meydana getirdiği değerli arşivini, ölmeden önce Beyoğlunda müze haline getirilen ve doğup büyüdüğü evinde sergilenmek üzere bağışlamıştır.
Daha sonra da, resimlerin arda arda geçirilmesiyle hareket kazanan resimlerle sinema ortaya çıkmıştır. Yüzyıllardan bu yana hareketli görüntüleri saptamaya çalışan bilim adamlarının deneyleri, özellikle, 19.Yüzyılın ikinci yarısında yoğunlaşırken, Fransa’nın Lyon Kenti’ndeki fotoğraf makineleri üreten, iki kardeş, Auguste ve Louis Lumiere, yeni bir aygıt geliştirdiler. 1894’te, Cronophotographe’ın patentini aldıktan soma, 1895’te Cinematographe aygıtıyla görüntüleri beyaz perde üstüne yansıtmayı başardılar. 22 Mart 1895. Lumiere Kardeşler’in film yapımları, çeşitli ülkelere gönderdikleri kameramanların çektikleri belgesellerle, Paris’te yeni türeyen sinema salonlarını beslerken, ondan, 20 yıl sonra dünyayı saran ve Osmanlı devletini parçalama niyetleri ile başlayan Birinci Dünya Savaşı sırasında, Çanakkale Savaşlarının ve onun ardından gelen Kurtuluş Savaşının bütün safhaları sinema kameramanları tarafından yesbit edilmiştir.
Birinci Dünya Savaşı ile yüzlerce gemi ile Çanakkale önlerine gelen İngiliz, Fransız, Avusturalyalı, İrlandalı ve Hindulardan meydana gelen haçlı güçlerinin ülkemize saldırıya geçmeleri, yaptıkları çıkarma harekatının her defasında geriye püskürtülmesi ve Çanakkale Boğazından geçemeden geri dönüşlerini ve geldikleri gibi gittiklerini gösteren sinema flimleri, yıllar sonra bile, bizlere aynı heyecanı yaşatmaktadır. Kurtuluş savaşımız sırasında Atatürk ve silah arkadaşlarının bütün karargahıyla birlikte cephede bulunması, komuta kadrosunun huzurunda yapılan resmi geçitten sonra, savaş alanlarına hareket eden askerlerimizin kahramanlıklarını, 105 yıl sonra bile sinema sayesinde seyredebilmekteyiz. Bugün Kuva-i Milli ruhunun o günkü gibi canlı kalmasında bu flimlerin payı büyük olmuştur.
Cumhuriyetin kuruluşu ile ilk başta eğitime önem verilmiş, ilk okuldan üniversiteye kadar her alanda güzel sanatlarla ilgili konulan derslerle, bütün sanat dallarının gelişmesini sağlamıştır. Bunun sonucu, Türkiye’de kültür ve sanat alanında başarılı bir çok dünya çapında ünlü kişiler çıkmıştır. Atatürk, “Milletvekili, bakan, hatta cumhurreisi olabilirsiniz, sanatkar olamazsınız” diyerek sanata ve sanatkara verdiği önemi belirtmiştir.
Daha Kurtuluş Savaşı sırasında, 8.Nisan 1920 yılında kurulan Anadolu Ajansı ile toplanan bilgiler ve resimler gazetelere dağıtarak, devlet yazılı ve görsel basının gelişmesine de kaynaklık etmiştir. Milli direnişe zarar verecek yanlı haberlere karşı milleti uyarmak, meclis kararlarını, milli bildirileri halka ulaştırmak, yerli ve yabancı kamuoyunu milli direniş hakkında bilgilendirmek için kurulmuştur.
Resimdeki katı yasaklar devam etseydi, bugün resimsiz, gazeteler, dergiler, kataloğlar, afişler ve broşürler de olmazdı. Hele, resimsiz kimlik kartı, nüfus cüzdanı, tapu, ruhsat ve pasaport hiçbir işe yaramaz, internetin, resimsiz hali ise bugünkü kadar ilgi çekmez, geniş halk tabakaları tarafından pek kullanılmazdı. Tıptaki başarılar, teşhis ve tedavide kullanılan rotgen, MR, tomografi, ultroson gibi cihazlarla sağlanmıştır. Güvenlik amacıyla, biyometri resim, yüz ve parmak izi taramasında kullanılan biometrik resimlerde sakıncalı görülebilirdi. Bütün bunlarla beraber, işin daha da kötüsü hareketli resimlerden sinema, video, televizyon, internet ile akıllı cep telefonları gibi, görsel cihazların olmadığı bir dünyada, bu çağı yaşayamaz ve daha önceki çağlarda kalırdık.
Halbuki, 2019 yılı başlarında Çin tıpta önemli bir adım atarak, tıp dünyasında çığır açmıştır. Hainan kentinde yaşayan Doktor Ling Zhipei, 3 bin kilometre uzaktaki hastaya 5G teknolojine bağlı bilgisayar aracılığı ile uzaktan beyin ameliyatı gerçekleştirmiştir. Üç saat süren ve beynine implant yerleştirilen ameliyat, 100 gigabit veri transferi sağlayan 5G şebekesi sayesinde uzaktan görüntülü olarak yapılmıştır.
İnsansız Hava Araçı (İHA) ile yerleri tesbit ve koordinatları, bildirilen hedefler, hava kuvvetleri üssünden kalkan uçaklar tarafından imha edilmeside, teknoloji ile birlikte resmin ve görüntünün gücünü göstermektedir.
Türkiye’nin, 3’ü haberleşme, 3’ü gözlem amaçlı olarak toplam 6 adet uydusundan elde edilen görüntüler haritacılık, afet izleme, akıllı tarım, ormancılık, çevre, şehircilik ve planlama çalışmalarında kullanılmaktadır. Bu uydular, hem sivil ve hemde askeri alanda uygulanan, yüksek çözünürlükte en gelişmiş sistemlere sahip keşif ve gözlem uyduları, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) İstihbarat kaynağı olmuştur.
Dünya’dan milyonlarca kilometre uzakta bulunan Ay’a ve Mars’a veya diğer uydulara gönderilen uzay araçları, burada kaldığı yıllar içersinde binlerce resim göndermektedirler. Konuya daha geniş bir pencereden bakarsak, teknik resim, proje, tasarım ve grafik gibi teknikleri kullanmadan sadece uzay araçlarını değil, makine teknolojisi de gelişemezdi. Nasıl ki, yazı olmadan medeniyet ve uygarlık olmazsa, resimde aynı ölçüdedir. Bütün bunlar resimle başlayan ve geçen uzun bir süreçte, evriminin getirdiği gelişmelerin sonucudur.
Suudi Arabistan’ın ilk nükleer reaktörü inşaatının uydu görüntülerinden, tamamlanmasına birkaç ay kalmasına karşın Riyad yönetiminin bölgeyi uluslar arası gözlemcilerin denetimine açmadığı tesbit edilmiştir. Görüldüğü üzere, dünya’nın herhangi bir yerindeki merkez ile bağlantılı uydudan görüntülemek mümkündür.
Bu bakımdan, getirilen kısıtlamalar bilimde, sanatta, kültürde, sağlıkta, eğitimden araştırmaya ve teknolojiye her alanda gelişmeleri durdurduğu gibi, ortaya çıkacak yeteneklerin de yitirilmesine neden olmuştur. Onun için de resimle başlayan ve bugün görsel sanatlarla devam eden gelişmelerle ilgili olarak, Tanzimat ve Cumhuriyet dönemi öncesinde, bu konularda mucitler, güzel sanatlarda yeralan kişiler ne yazık ki çıkmamış veya çıkamamıştır. Resimden bugünkü gelişmeler içinde, İslam ülkelerinden hiçbir kişinin bulunmamasında, Kur’anda resim yasak olmadığı halde, Hz Muhammedin, söylediği hadislerden çıkarttıkları anlamları, akıllarını kullanmadan din adına yorumlayanların, İslama verdikleri zararlar açıktır.
Hemen hemen bütün ülkelerde resim ve türevleri yaygınlaşmış, her tarafta resim cep telefonlarıyla her an milyonlarca çekilip gönderilmektedir. Hatta, ülkelerinde yasak olan Suudilerin yetkili kişileri, Avrupa’nın ünlü ressamlarının yaptığı tablolara milyonlarca dolar ödeyerek satın almaları da ayrı bir çelişkidir. O bakımdan, resimle ilgili inanışlarımızdaki yanlış düzeltilmeli ve aklımız kullanılarak, zamana göre yeniden yorumlanmalıdır. Resim gibi, birçok nesne kullanım şekline göre çok yararlı olduğu halde, zararlı olarak da kullanılabilir. O bakımdan, demokratik olmayan ülkelerde resme yasaklama getirmek yerine, resimi yararlı işlerde kullanma kültürünü geliştirmeliyiz.

YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.