Son güncellenme :11.06.2018 12:53

Anasayfa > Yazarlar > İnsanımıza saygı

11.06.2018 Pts, 12:53

İnsanımıza saygı - Yüksel Ercan

İnsanımıza saygı

Geçtiğimiz günlerde Televizyonların akşam haberlerinde “Türkiye’den, Rusya’ya ihraç edilen 39 ton Çileği içerisinde sağlığa zararlı maddeler var gerekçesi ile gümrüklerinden içeriye giriş izni vermedi, İhraç edilemeyen mamuller dolayısı önümüzdeki günlerde vatandaş ucuz çilek yiyecek” şeklinde bir haber görünce işin doğrusu ne diyeceğimizi şaşırdık kaldık.
Bundan belli bir süre öncede yine Türkiye’den, Rusya’ya gönderilmeye çalışılan tonlarca domates yine içerisinde sağlığa zararlı maddeler bulunduğu gerekçesi ile geri gönderilmiş, hatta bir televizyon kanalında Rus bilim adamı Türkiye’den ve İtalya’dan Rusya’ya gönderilmeye çalışılan domatesleri duvara doğru fırlatıyor, duvara çarpan İtalyan domatesi paramparça olurken Türkiye’den giden domates duvara fırlatıldığında bir futbol topu gibi hiç dağılmadan geri dönüyordu.
Burada meseleye birkaç noktadan bakma ihtiyacı ortada olmasına rağmen asıl sıkıntı “içerisinde sağlığa zararlı kimyasallar var” diye Rusya’ya yada başka bir ülkeye giriş izni verilmeyen gıdaların neden tüketilmek üzere iç piyasaya dağıtıldığıdır.
Bu noktada akıllara “Eğer yurt dışına gönderilen bir gıda maddesi oradaki insanlara sağlık sorunu yaşatacak diye yedirmiyor ve bizim yememiz isteniyorsa, biz kaçıncı sınıf vatandaşız.?” Sorusu daha çok geliyor.
Yukarıda anlatmaya çalıştığımız Çilek-Domates başta olmak üzere çok sayıda ihraç edilen ancak bizim tüccarların bir türlü akıllanmaması dolayısı ile sürekli gümrüklere takılan mamulleri halen daha neden dayatmaya çalıştıkları noktasındadır.
Avrupalı kendi insanına kolay kolay zararlı gıda yedirmiyor, Avrupalı kendi insanının çalışma hayatını elinden geldiği kadar vatandaşının lehine değiştiriyor, Toplu taşıma araçlarında vatandaşını balık istifi şeklinde taşımıyor, Avrupalı kendi insanını rahat ettirecek ve hayat standardını daha yukarılara çekecek ne varsa belli bir sıra dahilinde hayata geçiriyor.
24 Haziran tarihinde yapılacak seçim için tüm partiler projelerini kamuoyu ile paylaştılar, partilerin programlarında pek çok değişiklik olmasına rağmen değişmeyen tek madde “Türkiye AB’ye girebilmek için var olan bütün kanalları daha fazla açacak” şeklindedir.
Aslında Türkiye’nin AB’ye katılıp katılmaması pek o kadar önemli değil, Mesele Türk insanını AB ülkelerindeki hayat satandartının seviyesine çıkarmaktır, Daha fazla ekonomi, daha iyi şartlar, İnsanın insan gibi yaşayacağı imkanlar sağlanabilse AB girip girmemekte o kadar fazla önem taşımayacak.
Türk insan gerçekten AB şartlarında yaşamayı hak ediyor, Avrupa ülkelerinde yaşayan insanlara göre daha fazla çalışıyor, daha az ücret alıyor, daha fazla vergi veriyor, bunları yaparken de “Yeter ki ülkemizin durumu iyi olsun biz biraz daha sıkıntı yaşayalım” diye düşünüyor ancak hepimizin de bildiği gibi bu sıkıntılı süreç nerede ise 50 yıldır bir türlü sonlanmıyor.
Her seçim öncesi iktidara gelmek isteyen siyasi partilerin programlarının ilk sıralarında yukarıda da belirttiğimiz gibi “AB ile olan ilişkiler” yer alıyor, Aileleri ile birlikte Türkiye’den göç edip herhangi bir AB ülkesinde yaşayan vatandaşlarımız o ülkelerdeki yaşam koşullarını daha çok beğeniyor, Yılda bir kez hakkı olan yıllık iznini kullanmak için yurdumuza gelen oradaki vatandaşlarımız iki ülke arasındaki yaşam kalitesini anında anlayabiliyor.
Yüksek öğrenimini AB ülkelerinde tamamlayan vatandaşlarımız yurda dönüşlerinde orada alıştıkları hayat nizamını burada da uygulamaya çalışıyorlar ancak daha işe başladıktan kısa bir süre sonra düşündüklerini hayata geçirmenin hiçte kolay olmadığını fark edip üzülüyorlar.
Bu şekilde yolumuza daha ne kadar devam edebileceğimizi biz bilmiyoruz, Bizim nasıl bir yaşam süreceğimize elbette ki bu ülkeyi yöneten siyasetçilerimiz bileceklerdir, Ancak siyasetçilerimiz kendisini esir eden kısır çekişmelerden bir türlü kurtulamadıklarından olsa gerek bizim gerçek ihtiyaçlarımızın tespitinde beklentilerin çok ama çok uzaklarında kalıyorlar.
Türk insanı da AB ülkelerinde olduğu gibi kendisine değer verilmesini istiyor, Başka ülkelerin sakıncalı diye gümrüklerinden geri çevirdikleri zararlı kimyasallarla beslenmiş gıdaları tüketmek istemiyor, Yaz tatillerinde daha güzel tatil beldelerinde konaklamak istiyor, ancak içerisinde bulunduğumuz ekonomik zorluklar düşündüğümüz ne kadar güzellik varsa hepsini bir anda yerle yeksan ediyor.
Siyaset en kısa tanımı ile “İnsana hizmet sanatıdır” Ülkeyi yönetmek iddiasındaki siyasetçilerin ne kadar maaş aldıkları ve ne kadar lüks bir hayat sürdükleri aslında vatandaş için çokta önemli değildir, Bizim vatandaşımız kendisini yönetenlerin rahat olmasını ister ancak yöneticiler ile vatandaşın arasındaki yaşam standardı her geçen gün vatandaşın aleyhine açıldığından ortaya ister istemez hoş olmayan görüntüler çıkıyor.
Türkiye’yi yönetenler insanımıza değer vermelidirler, İnsanımızın önemli olduğunu hissettirmelidirler en basit örnek ile Rusya’nın zararlı görerek gümrüklerinden geçmesine izin vermedikleri gıda maddelerini bizim insanımızın da tüketmesine izin vermemeli ve o gıda maddeleri hereksin gözünün önünde imha edilmelidir ki vatandaşında kendisine güveni yerine gelebilsin.
Başka ülkelerin yemediği Domatesi, Çileği, Biberi ve bir sürü gıda maddesini kendi ülkesine yediren bunu da aleni bir şekilde medya kuruluşlarından “Falanca ülke bizim gıda maddelerimizi zararlı diye geri çevirdi, bu yüzden önümüzdeki ünlerde falan falan gıda maddeleri çok ucuzlayacak vatandaşta ucuzlayan gıdaları daha fazla alabilecek” söylemi bu memleketin insanlarına karşı saygısızlık değilse nedir ki.?

YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.