Son güncellenme :09.11.2019 12:07

Anasayfa > Muğla, Yazarlar > HAFTANIN SOHBETİ MEVLİD KANDİLİ VE MEVLİD-İ NEBİ HAFTASI Rahman ve rahim olan Allah’ın adıyla

09.11.2019 Cts, 12:07

Din gönüllüsü

Hafız Kadir CEYLAN

 

Bizleri yoktan var eden varlığından haberdar eden lütfettiği İslam nimetinden dolayı alemlerin Rabbine sonsuz hamd ediyorum. Tüm insanlığa rahmet olarak gönderdiği Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v) Efendimize, o’nun Ehlî Beyti’ne,  tüm Peygamberlerimize, Din ve Vatan için canlarını feda eden Gazi ve Şehidlerimize salat ve selam olsun! Allah’ın selamı rahmeti bereketi, ihsanı ve ikramı hepinizin üzerinize olsun, Cumanız ve Mevlid kandiliniz Mübarek olsun.

Bugün iki bayramı birden yaşıyoruz. Cuma Müslümanların haftalık bayramı ve bugün aynı zamanda Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v) Efendimizin doğumu yani mevlid kandili. Mevlid; “doğum yeri ve zamanı” anlamına gelir. Mevlit Kandili, iki cihan güneşi alemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed Mustafa’nın (s.a.v.) dünyaya gelişinin yıl dönümüdür.

Günümüzde mevlid, Suudi Arabistan hariç Kuzey Afrika’dan Endonezya’ya kadar İslâm ülkelerinde bazılarında resmî, bazılarında gayri resmî olarak- yaygın biçimde kutlanmaktadır. Ayrıca Mevlid kandilinin yer aldığı hafta ülkemizde Mevli-i Nebi haftası olarak kutlanmaktadır. Mevlid-i Nebi Haftası, 1989 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı’nın tamamen kendi inisiyatifiyle ve Türkiye’deki ilahiyat birikimiyle istişare ederek uygulamaya koyduğu bir haftadır. Bu hafta, 30 yıl boyunca tefekkür dünyamıza hayat vermiş ve yakın tarihimizde milletimizin zihinlerine yerleşmiştir. “Hz. Peygamber’i anmaktan anlamaya” düsturuyla gelişen; Peygamberimizin örnekliğini ve insanlığa takdim ettiği değerleri anlamayı, toplumumuzun her kesimine anlatmayı ve tanıtmayı, günümüz problemlerine nebevi referanslarla çözüm üretmeyi ve milletimizde var olan Peygamber sevgisini pekiştirmeyi amaçlayan, bir haftadır.

Diyanet işleri başkanlığı, son yıllarda Mevlid-i nebi Haftası münasebetiyle toplumumuz, ve bütün insanlık için önem arz eden ve sorun haline gelen bir konuyu tema olarak belirlemekte ve bu çerçevede pek çok etkinlik gerçekleştirmektedir. Bu yıl belirlenen tema  “Peygamberimiz ve aile” olarak belirlenmiştir. Söz konusu tema hakkında hafta boyunca toplumsal bir bilinç ve farkındalık, oluşturmaya çalışılacakdır.

Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) İslâm Dinini insanlara bildirmek vazifesiyle gelmezden önce, insanlık âlemi iki büyük devletin tesiri altında yaşıyordu. Bunlar Peygamberimizin memleketi olan Arapistan Yarımadasına komşu bulunan Bizans ve İran Devletleri idi. Yine insanların inandıkları, yolunda gittikleri dinler arasında Hıristiyanlık, Musevîlik mecusîlik ve putperestlik hüküm sürüyordu. Fakat Bizanslıların, Romalıların inandıkları din olan Hıristiyanlık, İncil’in eski devirlerden beri değiştirilip aslından uzaklaşılmasıyla İsa Aleyhisselâmın getirdiği şeriatla büyük ölçüde ilgisini kesmişti. Üstelik Roma medeniyetinin putperestliği, kötü ahlâkı, her türlü perişanlığı da dinî inançlara karıştırılmış, iş çığırından çıkmıştı. Papazların şahsî düşüncelerine göre, din hükümleri çıkarttıkları, para ile Cennet sattıkları, günahkârları affetme gibi hayallere daldıkları Hıristiyanlığın bir de üçlü ilâh sapıklığına bulaşmasıyla da hak dinle uzaktan yakından hiç ilgisi kalmamıştı.

 

İranlılar da, Mecusîlik adı verilen ateşperestlik yani ateşe tapma gibi sapık bir dinin içindeydiler. Araplar ise putlara tapıyorlardı. Bu arada komşuları olan Hıristiyan ve yahudi milletlerin tesirinde kalarak bu dinlere girenleri de vardı. Ancak bunlar, putperest Araplara göre oldukça az, bir kısım kabilelerdi. Zaten putperest düşünce ve davranışlar, Hıristiyanlık ve yahudilik gibi diğer dinler içerisine de girmişti.

Araplar içerisinde İbrahim Aleyhisselâmın şeriatı üzerine devam eden, Allahü Teâlâ’nın birliğine iman eden “Hanifler” de vardı. Ancak bunlar adetleri belli olacak kadar az bir sayıdaydılar. Arap Yarımadasına Cehaletin getirdiği kötülükler içerisinde, kabileler arasında kan davaları sürüp gidiyordu. İnsan hakları ayak altına alınmış, güçlüler zayıfları eziyor, köleler ve esirler içler acısı bir halde yaşıyor, kadınlara önem verilmiyor, kız çocukları geçim sıkıntısı veya damat ayıbı korkusuyla diri diri toprağa gömülüyordu. Ahlâksızlık her tarafı kaplamıştı. Sadece haram ay sayılan Receb, Zilkade, Zilhicce ve Muharrem denilen dört ayda harbi bırakıyorlardı. Kabe’de her kabileye ait olmak üzere 360 adet put bulunuyordu.

 

İşte gerek Arabistan Yarımadası’nın içine düştüğü cahillik, gerekse Bizans ve İran Devletlerinin hüküm sürdüğü yerlerdeki sapıklık ve ahlâksızlık, birbirinden aşağı kalır şekilde değildi. Bütün insanlık âleminin karanlık bulutlar altında ve karışıklık içerisinde yaşadığı bir devirde, onları bu alçak ve bayağı hayattan kurtarıp ebedî kurtuluş ve saadete ulaştıracak bir Peygamber bekleniyordu. Hıristiyan ve yahudilerin mukaddes kitapları böyle bir peygamberin geleceğini, zamanının yaklaştığını bütün alâmetleri ile müjdeliyordu. Bu peygamberin Hazreti İbrahim soyundan, Mekke taraflarından çıkacağına dair bilgiler veriliyordu.

 

Peygamberimiz (A.S) Dünyaya Geliyor

Fil Vak’ası, milâdî 571 senesinde meydana gelmiş, o sene de “Fil Yılı” adıyla Araplar arasında bir çeşit tarih başlangıcı sayılmıştı. İşte bu hâdiseden 52 gün sonra, Nisan ayının 20’nci, Rebîulevvel ayınım 12’nci Pazartesi gecesi sabah olurken Mekke’de Haşim Oğulları mahallesinde, âlemlere rahmet olan iki cihan güneşi, son peygamber Muhammed Mustafa Aleyhisselâm, dünyaya geldi. O sabah âlem başka bir âlem oldu.

Peygamberimiz Aleyhisselâmın doğduğu gece birçok mucizeler meydana geldi. Mübarek sırtının iki küreği arasında, kalbinin hizasında Peygamberlik mührü vardı. Kabe’deki ve civardaki putlar yüzüstü yere serilmiş halde bulundu. Hükümdarların sarayları sarsıldı, direkleri yıkıldı. Mecûsilerin bin seneden beri devamlı yanan ateşleri söndü, iran’da Sâve Gölü kurudu, bin yıldır kurumuş olan Semâve vadisi sularla dolup taştı. İnsanlar, büyük bir hâdisenin başladığını anladı. Çünkü bu mucizeler, hükümdarların saltanatının yıkılışını, dünyadaki küfür ateşlerinin sönüşünü, bâtıl dinlerin, sapık inançların kuvvetinin kuruyuşunu haber veriyordu.

Milâdî 571 senesin Nisan ayının 20’nci, Rebîulevvel ayının 12’nci gecesi doğumuyla başlayan ve Peygamber olmadan önce insanlar arasında güzel ahlakı, dürüstlüğü, adâleti ile tanınarak “el-Emîn: En emniyetli kişi, güvenilir Muhammed” sıfatını alan Hz. Muhammed (s.a.v.), Ara sıra yanına azığını alarak Nur Dağındaki Hira Mağarasında inzivaya çekilirdi. Tarih 610 senesini gösterdiği Ramazan ayının 17. günü Hira Mağrası’da vahiy meleği Cebrail (a.s.) geldi ve ona ilk vahiy’i getirdi. “Oku, Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı bir aşılanmış yumurtadan yarattı. Oku! Rabbin, en büyük kerem sahibidir.  O Rab ki kalemle (yazmayı) öğretti. İnsana bilmedikleri şeyi öğretti” (96/1-5)
Böylece Hz. Muhammed‘e (s.a.v.) 40 yaşında Allah tarafından peygamberlik verilmiş 13 yıl mekke’de 10 yıl ise Medine’de insanlara islamı tebliğ etmiş, bir kişiyle başlayan hak dava 23 yılda yüzbinlerin üzerine ulaşmıştır. Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) 8 Haziran 632 yılında dünya aleminden baki aleme göç etmiştir. Kabri Medine’de Ravza-ı Mutahhara’da bulunmaktadır.

 

  1. PEYGAMBER’İN AHLAKI AİLE İLİŞKİLERİNDE ÖRNEKLİĞİ

Bir gün bir sahabe Hz. Muhammed’in eşi Hz. Aişe’ye, Hz. Peygamberin ahlakı hakkında soru sormuştu. Hz. Aişe’nin ona verdiği cevap oldukça dikkat çekicidir: “Sen, Kur’an okuyor musun? Sahabe, Evet, okuyorum, deyince Hz. Aişe şöyle devam etti: İşte, Allah’ ın Elçisinin ahlakı, Kur’an idi.” (Müslim, Salatü’l-Musafirin, 139.)

Çağımızda toplumlar büyük problemlerle karşı karşıyadır. Parçalanan ailelerin, şefkat, saygı ve sevgi ortamından mahrum eş ve yavruların sayısı gün geçtikçe artmaktadır. Öyle ki, sevgi ve şefkat yüklü sözcüklere hasret kalan insanların sayısı hiç de az değildir. Bu problemlerin aşılmasında Allah’ın en güzel örnek olarak takdim ettiği kutlu elçi Hz. peygamberin hayatını süsleyen erdem, fazilet, sevgi, saygı, rahmet dolu değerlerin hayata geçirilmesi kaçınılmazdır.

Peygamberimiz, yaşamı boyuncabizler her konuda örnek olmuş ve bunu sadece söz ile değil, davranışlarıyla da göstermiştir. Rasul-i Ekrem, aile hayatında nazik, son derece ilkeli bir kişilik, adil bir eş, şefkatli bir babaydı. O, kendi işini kendi görürdü. Elbiselerini temizler, söküğünü kendi dikerdi. Ayakkabısını tamir eder, koyun sağar, hayat şartlarının getirdiği aile sorumlulukları paylaşırdı. Peygamberimiz’in kalbi O kadar merhametliydi o kadar insan sevgisiyle doluydu ki elindekini yoksullara verip kendisi aç kaldığı bile olurdu. Sadece insanlara değil, hayvanlara karşı da şefkat ve merhamet gösterirdi. Hz. Peygamber, eşlerine, çocuklarına, torunlarına ve onların yakınlarına karşı sergilediği tutumuyla en güzel örnektir. O, bu konudaki sorumluluklarını hakkıyla yerine getirmiş ve ümmetine de bu konuda çok önemli tavsiyelerde bulunmuştur. Aile bireylerine sorumluluklarını hatırlatırken o şöyle diyordu:

“Hepiniz yöneticisiniz ve hepiniz yönettiklerinizden sorumlusunuz. Kişi, ailesinin yöneticisidir ve onlardan sorumludur. Kadın, eşinin evinin yöneticisidir ve ondan sorumludur.” (Buhârî, Cuma 11, Ahkam 1; Müslim, İmare 20; Ahmed, II, 54, 55, 111)  Bu anlamlı sözleriyle o, aile bireylerinin hepsine sorumluluklar yüklüyor ve mutlu bir aile yuvasının kurulmasında her bireyin rol ve sorumluluğuna dikkat çekiyordu.

Cenab-ı Allah bizlerin her konuda hz. Peygamberi örnek almamızı ayet-i Kerime’de şöyle bildirmektedir : “Ey inananlar! And olsun ki, sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok anan kimseler için Resulullah (Allah’ın Elçisi) en güzel örnektir.” (33/21.)

Yazımızı Hz. Aişe’nin Allah Rasulü’ne anlattığı bir hikâyeyle bitirelim: “On bir kadın oturmuşlar kocalarını anlatmaya başlamışlar, kimisi saymadık pintiliğini, kimisi bahsetmedik tembelliğini bırakmamış kocasının… Sıra Ümmü Zer’e gelmiş… “Benim kocamın adı Ebû Zer’dir” demiş. Siz, Ebû Zer’in kim olduğunu bilir misiniz? O, kulağımı mücevherlerle donattı, kollarım onun ikramıyla dolgunlaştı ve gönlüm onunla huzur buldu; o neşem, sevincim oldu. Hâlbuki Ebû Zer’ ile evlendiğimizde fakirdik… Ebû Zer’in yanında ne konuşursam konuşayım, beni asla azarlayıp kırmaz… İşte benim kocam, öyle iyidir…” Ve Ümmü Zer aile olmanın akraba ile bir değer ifade ettiğini biliyordu. Kocasını sevdiği için onun her şeyini seviyordu. O gün uzun uzun Ebû Zer’in annesinden, oğlundan, kızından, hizmetçisinden bahsetti. Gözleri parlıyordu Ümmü Zer’in…

Sonra sözüne “Günlerden bir gün…” diye devam etti. Çevrede yayıkların dövüldüğü zamandı. Kocam Ebû Zer’ evden çıkmıştı. Yolda giderken, gözü bir kadına ilişmiş, gönlü kaymış… Beni boşayarak o kadınla evlendi. Ben de bir müddet sonra, hâli vakti yerinde başka biriyle evlendim işte… Kocamın bana karşı eli çok açık, fakat bana verdiklerinin hepsini bir araya toplasam, yine de Ebû Zer’in bana verdiği en küçük bir kap kadar gözümde değeri yoktur…” Hz. Aişe, bu hikâyeyle Allah Rasulü’ne olan sevgisini anlatıyordu aslında. Hikâyeyi dinleyen Allah Rasulü ise, Aişe’ye şöyle dedi: “Yâ Aişe! Ümmü Zer’e karşı kocası Ebû Zer’ nasılsa, ben sana karşı hep öyle olacağım.” (Tirmizi, Şemail, 110)

Bu duygu dolu sözler aşkı tanımlıyor ve aileyi anlatıyordu.
Ayetin ifadesiyle: “Veme  erselneke ille rahmetellil alemin.” (Enbiya 107)

Alemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberimizin hayatı, Kuran’ı hayatına uygulamakla geçmiştir. Peygamberimiz ahlakı, Kuran’ın bize emrettiği ahlak’tan farklı değildir. Günümüzde, İslam’la hiç bir şekilde bağdaşması mümkün olmayan gelenek ve görenekler yüzünden toplumumuzda huzursuzluklar artmıştır. Aile sorumluluğunu paylaşmayan, onlara sevgi ve şefkatle yaklaşmayan, eşine yardım etmeyi kılıbıklık sayan bir anlayışın uzaktan yakından İslam’la ilgisi yokturBu yanlış anlayışların sebeb olduğu huzursuzluklardan korunmak için, Hz. Peygamberin yaşamını örnek almalı Kuran-ı Kerim’i anlayarak okumalı, O’nun emir, buyruk ve tavsiyelerini Resulullah’ın sahih sünnetinin ışığı altında hayatımıza uygulamalıya çalışmalıyız.

 

Taif’de Taşlanırken dahi dua etmişti rahmet elçisi. Allah hepimize Peygamber Efendimiz’in (sav) ahlakıyla, adeletiyle, sevgisiyle, şefkatiyle dünyaya bakabilmeyi nasip etsin. Bu duygu ve düşüncelerle Manevi sayısız güzelliklerin yaşandığı bu anlamlı Mevlid Kandili’nin ve Mevlid-i Nebi Haftasının; barış, huzur ve hoşgörü ortamının gelişmesine vesile olmasını, İnsanlığa barış ve adalet, Aziz Milletimize ve Tüm İslam Âlemine hayırlar getirmesini niyaz ediyorum. Selam ve dua ile…

YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.