Son güncellenme :14.09.2018 13:00

Anasayfa > Yazarlar > Geçmiş ve felsefe

14.09.2018 Cum, 13:00

Geçmiş ve felsefe - Yüksel Ercan

Geçmiş ve felsefe

Hafta içerisinde aşağı yukarı 30 yıldır tanıdığımız ve zamanımızın büyük bölümünde beraber olduğumuz bir bürokrat ile akşam yemeğine gittik, Türkiye’nin ve dünyanın var olan sorunlarını kısa bir zaman içerisinde çözdükten sonra iş dönüp dolaştı “su gibi hatta sudan daha hızlı geçen” hayatımıza geldi.
Bizim bürokrat arkadaş meseleyi “daha geniş bir perspektifte” ele almaya başlayıp felsefe yapmaya başlayınca kendisine “Yahu arkadaş felsefeyi bırak ben seni tanıdığımda 27 yaşındaydım, hayatımızın geri kalan 30 yıllık dilimini senine çay-kahve içerken geçirdik, seninle “Ne olacak bu Türkiye’nin hali.?” Sorusuna cevap bulmaya çalışırken 30 yılımız 30 saniye gibi geçip gitti,işin daha kötü tarafı Türkiye’yi de bizim istediğimiz noktaya getiremedik” cevabını verince masada geçen 4-5 saat sonrasında müessese sahibinin “ Abi beş saatte 46 çay içtiniz, sizi dinlerken ben yoruldum,Türkiye’nin sorunlarına çare bulamadınız bari 46 çayın parasını verinde hem bize hem Türk ekonomisine faydanız olsun” dediğinde Türkiye’nin var olan ve çözmeye çalıştığımız sorunların hem ömrümüzü tükettiğini buna bağlı olarak cebimize de 46 çay parasının karşılığı ciddi bir zarar verdiğinin farkına vardık.
46 çay parasını isteyen mekan sahibine “Bu ne ya kardeşim biz Türkiye’yi kurtarmanın derdindeyiz sen 46 çayın derdindesin, Bu kadar çayı ne ara getirip içirdin bize,insan arada bir ikaz eder, fırsat ganimettir diye hiç durmadan dayadın bize 46 çayı, işte Türkiye bu zihniyet yüzünden ileri gidemiyor” şeklinde itirazlarımız mekan sahibinin “Allah sizi başımızdan eksik etmesin siz bu şekilde çay içerek aslında habersizce Türk ekonomisine büyük bir katkı sunuyorsunuz,bizim başımızın tacısınız, senin bütün yazılarını nefes almadan okuyorum, Türkiye’de senden daha büyük köşe yazarı yok ” şeklinde ruhumuzu okşayan iltifatları birbiri ardı sıra sıralayınca hesabı ödedik ve yola düştük.
Sonra baktık ki ortalama insan ömrünün 70-80 yıl olduğu bir dünyada normal şartlarda beş yılın on yılın hesabın yapılması fazla bir anlam ihtiva etmeyebilir, İyi bir hayat sürende fazla iyi olmayan bir ömür geçirende “Allahın verdiği bu güne şükür” diye dua ederek gelecek günlere bakmaya devam eder.
Ancak hayat şartlarının bu kadar ağırlaştığı köylerden kentlere doğru başlayan ve nerede ne zaman hangi şartlarda duracağı bilinemeyen Göç vesilesi ile içerisine düştüğümüz keşmekeş hayat tarzı bizi kendi ekseninde döndürüp duruyor sonrada bir köşeye fırlatıyor.
Türkiye’de bu hızlı hayat tarzının en fazla yaşandığı ülkelerin başında geliyor, Sanayileşmesini tam olarak tamamlayamamış, Eğitimde istediği noktaya bir türlü ulaşamamış Avrupalı, Asyalı yada Ortadoğulu olacağına bir türlü karar verememiş bir ülkenin her bir metrekaresini dizayn eden siyaset var olan değerlerin de bir bir değişmesini mecbur hale getiriyor.
Daha 20-25 yıl öncesine kadar siyasette, Bürokraside, sanatta daha doğrusu hayatımıza yön veren her ihtiyacı bize sağlayan kurumların başında bulunan yöneticileri görevleri başında çok uzun bir süre kalmaları nedeni ile ezberlemiş bir duruma geliyorduk.
Ancak geçen yıllar içerisinde bırakın son beş yılımızı hayatımızın son üç yılında meydana gelen değişimler o kadar hızlı bir şekilde cereyan ediyor ki dün gördüğümüzü bugün göremez, dün bulduğumuzu bir gün sonra bulamaz noktaya geliyoruz.
Hayatımızın son 3 yılında kaç adet genel seçim oldu, kaç siyasetçi Başbakanlık koltuğundan gitti yerine kimler geldi, Oluşturulan bakanlar kurulunda kimler yer buldu, Asla bulunduğu koltuktan gitmez denilen kaç kudretli siyasetçi yerinden oldu, “Kesinlikle sıra gelmez” denilen kaç siyasetçi bir anda hiç kimsenin ulaşamayacağı makamlara geldi.? Hatırlayan varmı.?
Yerel yönetimlerde görev yapan üst düzey yöneticilerin durumuna bir bakın, Bundan 3 yıl önce son derece önemli görevlerde bulunan pek çok bürokratın yerinde bugün yeller esiyor, Son derece kudretli olarak bildiğimiz bürokratlardan sonra oturduğu koltuk en az 3-4 kez el değiştirmiş durumda.
Kamu kurumlarındaki daire müdürleri, Daire başkanları, okul müdürleri o kadar hızlı bir şekilde değişiyorlar ki bu değişimi zaman zaman takip etmek nerede ise mümkün olamıyor, Ankara’daki siyasete endeksli olarak değişen bürokratik yapı bazı anlarda bırakın yılları aylar içerisinde bile birkaç kez başka mecralara doğru gidebiliyor.
Bundan 3 yıl önce herkes için önemli olan insanlar bugün önemsiz, 3 yıl önce kimsenin selam vermediği pek çok kişi bugünlerde son derece önemli görevlerde, 3 yıl öncesinin son derece kudretli siyasetçileri,Bürokratları ve üst düzey yöneticileri bugünlerde ya kahve köşelerinde bulabildikleri akranlarına “Ben şöyle görev yaptım, memleketi böyle kalkındırdım ama kıymetim bilinmedi” diye anılarını anlatıyorlar,yada tatile giden çocuklarının kendilerine emanet etikleri torunlarının elinden tutup çarşı Pazar gezdirmekle meşgul oluyorlar.
Böylesi nerede biteceği belli olmayan bir koşuşturma sırasında hayatımıza yön veren ancak son 3 yılda sırra kadem basanların nerelere gittiklerini, neler yaptıklarını, kimlerle gezip dolaştıklarını aslında merak ediyoruz ancak hiç durmadan devam eden hayatın akışı içerisinde işin doğrusu “giden gitti kalan sağlar bizimdir” anlayışı ile hareket etiğimden araştırma yapmaya pek zaman ayırdığımız söylenemez.
Bu bakımdan etrafımızda kim varsa yalnız kaldıklarında “hayatımın son 3 yılında kimler vardı, dün bizim hayatımızın şekillenmesinde çok önemli roller oynayanlar şimdi neredeler.?”diye kısa bir sorgulama yapsalar nereden nereye geldiklerini de çok net bir şekilde göreceklerdir.
Bu kadar örneklemeden sonra iş dönüp dolaşıyor “Makamlar gelip geçici insanlık kalıcıdır” ifadesinde düğümleniyor, Türkiye’nin her geçen gün nüfus olarak büyümesi,artan nüfusa paralel olarak Devlet idaresinde sürekli artan ihtiyaca göre konuşlanan bürokrasinin de tayin zamanlarında başka noktalara gitmesi ile ortaya çıkan değişim “kimler geldi kimler geçti.?” sorusunu da ortaya çıkartıyor.
Son 3 yılda herkesin takip ettiği son derece güçlü valiler bir gece yarısı ya başka bir ilimize tayin ediliyor yada “sen tam verimli olamadın biraz dinlen” denilerek merkeze alınıyor, böylesi bir anda hayatımızdan çıkan yüzlerce vali biliyoruz.
Böylesi anlarda bizim aklımıza hep Yağmur Atsız’ın “Günlerimiz” isimli şiiri gelir, Yağmur Atsız bu şiirinde “Çözülen bir yün yumağı/Akıp giden günlerimiz/Mezar taşlarından suskun/Telaşsız sessiz sitemsiz/Savrulan yapraklar gibi/Akıp giden günlerimiz/Cenaze törenlerinde/Telaşsız sessiz sitemsiz/Bir suçluyu aklar gibi/Akıp giden günlerimiz/Sanki bir sır saklar gibi/Telaşsız sessiz sitemsiz/Doğmayan şafaklar gibi/Akıp giden günlerimiz/Haksız ittifaklar gibi/Akıp giden günlerimiz/Bir kitaba başlar gibi/Koşarken yavaşlar gibi/Düşen arkadaşlar gibi/Akıp giden günlerimiz…”diyerek bizlere son derece güzel hatıralardan bahsediyor.
Günlerimizin bize mutluluk getirmesi dileği ile.

YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.