Son güncellenme :12.08.2017 12:54

Anasayfa > Yazarlar > Eski zamanlar

12.08.2017 Cts, 12:54

Eski zamanlar - Yüksel Ercan

Eski zamanlar

İlkokul yıllarında yani teknolojinin bu kadar gelişmediği insanların birbirlerine daha yakın olduğu zamanlarda rahmetli annem genellikle hafta sonlarında bizimde aralarında bulunduğumuz dört kardeşi birden şimdiki neslin ismini bilmediği bilenlerinde hatırlamakta zorluk çektiği Tekne’ye doldurur teknenin yan tarafında daha çok odun ateşinin üzerindeki kazanının içerisinde ısıttığı su ile bizi yıkamaya , temizlemeye çalışırdı.
Muhtemelen bir gün önce yada banyo günü rahmetli babamızın elinde bulunan tıraş makinası ama daha da çok “koyun kırkılığı” ile üç numara yada alabulus denilen kısalıkta kesilmeye çalışılmış saçlarımızın da vücudumuza yapışmaması adına toptan iyi geleceğine düşünüldüğünden olsa gerek tekne içerisindeki banyo genellikle yarım yamalak saç tıraşı ile aynı güne denk gelirdi.
Kara kazanın içerisinde soğuk suyu kaynamış bir hale getirebilmek için genellikle Travers denilen ve demiryollarında, üzerine rayların yerleştirildiği, enine konulmuş, belli kalınlıkta ağacın parçalanarak yakıldıktan sonra simsiyah dumanlarla kapalı bir noktada tekne içerisinde banyo yapmanın keyfini bilen çok sayıda okuyucumuz olduğunu düşünüyoruz.
İşte travers ateşi üzerinde kazan içerisinde kaynamaya başlayan soğuk su ile sıcak suyun aynı dereceye getirilip ılık bir hale getirilmesi görevi zaten rahmetli annemiz tarafından yerine getirilmesi noktasında çoğunlukla ayarın kaçması ile banyo yapan biz dört erkek kardeş zaman zaman oldukça önemli sorunlar yaşıyorduk.
Rahmetli annem kendi ölçüleri içerisinde harmutladığını düşündüğü ancak bizim için oldukça sıcak gelen suyu elindeki maşrapadan tepemize doğru boca ederken suyun sıcaklığından dolayı “Yandım anam” dediğimizde de annem “kesin sesinizi” diyerek maşrapa ile kafamıza vurur, biraz soğuk su ilave edildikten sonra bu kes soğuyan su vesilesi ile “Dondum anam” diye feryat ettiğimizde annem yine “kesin sesinizi” diyerek maşrapa ile kafamıza vururdu.
Belki annemin elinin ayarsızlığından belki de bizim bir türlü netleştiremediğimiz memnuniyetsizliğimiz dolayısı ile çoğu zaman dört kişi olarak girdiğimiz teknenin içerisinde annemizin elinde bir yada en fazla iki kardeşimiz kalır, annemde dört kişilik “tekne banyosu” denemelerini tekneden kaçamayan iki kardeşimizin üzerinde gerçekleştirirdi.
Bizi zaman zaman yakan belli zamanlarda da donduran “tekne banyosu” Türkiye’de meydan gelen değişim ile birlikte vatandaşın ekonomik durumuna göre belli yerlerde “Duş” belli yerlerde de “Küvet” denilen sistemin gelmesi ile başka bir noktaya doğru evrilmeye başlarken bizde liseyi bitirmiştik.
12 Eylül 1980 ihtilali öncesi yurt dışına gitme mecburiyeti ortaya çıkınca “Ver elini Almanya” dedik ve Frankfurt hava alanında inip Köln’e doğru hareket ettik.
Köln’de ikamet eden ablamlara misafir olduğumuzda yol yorgunu olarak “banyo yapmamız gerekiyor “ talebinde bulununca bizi şaşkınlığa uğratan bir durum ile karşı karşıya kalmıştık, yaklaşık 20 dairesi bulunan bir blokta var olan evlerin içerisinde banyo bulunmadığını ihtiyaç halinde 20 Daireli apartmanın en alt katında bulunan banyolarda sıra ile yıkanma imkanının bulunduğunu öğrenince şaşkınlığımız bir kat daha artmış oldu.
O günlerden bu zamana 35 yıldan fazla geçti, zaman su gibi aktı gitti, her canlı gibi bizde yaşlandık, bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de olağanüstü gelişmeler oldu, yıllar içerisinde insanoğlunun en temel ihtiyacı olan Suyun temin edilmesinde temin edilmesinden sonra da evlere ulaştırılmasında çok büyük sorunlar yaşanmasına rağmen bu günlere kadar gelebildik.
Bugün gelişen teknoloji sayesinde yurdumuzun bir kısmında “Tekne ile banyo” yok, ancak Anadolu’nun pek çok merkezinde bizim çocukluğumuzdaki gibi anneler çocuklarını yine tekne içerisinde ellerindeki maşrapa ile kafalarına vura vura daha da önemlisi çok büyük bir keyif içerisinde banyo yaptırıyorlar.
Bugünlere sevinmelimiyiz, Tekne içerisinde kafamıza inen maşrapalar eşliğinde yaptığımı banyolu günlere üzülmelimiyiz.? diye sorulursa buna gerçekten verilecek bir cevabımız yoktur, Hepimiz çocukluğumuzu ve çocukluğumuz esnasında yaşadıklarımızı özlüyoruz ancak o günleri bulmak yada geri getirebilmenin de artık mümkün olamayacağını da iyi kötü biliyoruz.
Çocukluğumuzu geri getirmek zor, o zamanlardaki çocuksu muhabbetleri bulmak ta zor ancak bütün bu olumsuzluklara rağmen biliyoruz ki “Çocukluk Gökyüzü gibidir ve asla kaybolmaz”

YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.