Son güncellenme :08.01.2018 10:13

Anasayfa > Yazarlar > ESKİ EL SANATLARIMIZIN DÜNÜ VE BUGÜNÜ

08.01.2018 Pts, 10:13

ESKİ  EL SANATLARIMIZIN DÜNÜ VE BUGÜNÜ

Türkler tarafından yıllar önce yapılmaya başlanan demircilik ve dericilik, tabakcılık sanatı ile çini sanatı, kadim el sanatlarımızın başında gelmektedir. Türklerin tarih sahnesine çıktıktan bu yana, binlerce yıldan beri varolan ve Orta Asya’dan Anadolu topraklarına getirilen el sanatlarımız, yakın zamana kadar devam etmiştir.
Asırlarca, örs ve çekiçle demire şekil vermiş, köylünün tarlasında kullandığı sabandan, askerin üstündeki zırh ve elindeki kılınç ile gürze kadar ne varsa demirden yapmasını bilmiştir. İlk önce Türkler tarafından, Altay Dağlarından çıkarılmış olan demir, dünyaya buradan yayılmıştır. Bu sanat dalı, bu gün ülkeler için nasıl bir temel sektör ise, o zamanlarda da hep öyle olmuştur.
Bu nedenle, Cumhuriyetin hemen ilk yıllarında kurulan Karabük Demir Çelik Fabrikası ile bu milletin binlerce yıldan beri aşina olduğu, demircilik sanatını da daha ileri noktalara taşınmıştır. Daha sonraki yıllarda yapılan Ereğli Demir Çelik fabrikasıyla, İskenderun Demir Çelik fabrikaları, ülkemizin dünya’da önemli bir merkez durumuna getirmiştir. Kurulan bu demir ve çelik fabrikaları ile ülkemizin makine ve otomotiv sanayisinin ihtiyacı karşılandığı gibi, demir mamullerinden saç, çelik boru, putrel gibi ürünler yurt dışına da satılmaktadır.
Binlerce yıllık geçmişi olan, tabakcılık ve dericilik ise, demir gibi hep vazgeçilmeyen bir sanat dalımız olmuştur. Uzun yıllar aynı şekilde devam eden dericilik ve tabakcılık yapılan yerler, 1955 yılından sonra, atölyeden fabrika boyutuna geçmek için büyük şehirlere kayarken, kasabalarda da bu yerler kapanmaya başlamıştır. Şimdi ise, deri ve tabakcılık teknolojindeki gelişmeler sonucu artık bu sanat dalıda makinalaşmış ve en son tekniği kullanır hale gelmişlerdir. Dolayısıyla, gerek dericilikte ve gerekse deriden yapılan ayakkabı ve deri giyim eşyaları Dünya’ca tanındığı gibi, İtalya’dan sonra ülkemiz, bu sektörde de ikincı duruma yükselmiştir.
Daha çok hayvancılık yaparak geçimini sağlayan ve göçebe bir toplum olan Türkler, hayvanların etinden sütünden ve derisinden en iyi şekilde yararlanmışlardır. Bugün bile sofralarımızdan eksik etmediğimiz, peynir, tereyağ, kaymak, katık, çökelek, lor, keş, kefir gibi süt ürünlerimizden yoğurt, Dünya’da da yoğurt olarak bilinmektedir. İkiyüzün üzerinde peynir türlerimiz bulunmaktadır. Kısrak sütünden yapılan kımız ise, Orta Asya Türkleri’nin yaşadığı geniş bir coğrafyada daha hala içilmektedir.
Hayvanların yününden ve tüyünden, çeşitli giyim eşyaları yapmışlar, halı, kilim, keçe ve yaygılarla yurtlarının içlerini döşemişlerdir.
Bugün bile , bu el sanatlarımız, ülkemizin, bir çok yerinde yapılmaktadır. Halı ve kilimler fabrikalarda da üretildiği gibi, el tezgahlarında da dokunmaktadır. Halen, değişik desenlerde ve üretildikleri yerin adını alan halı ve kilimlerin en en ünlüleri, Çanakkale-Ayvacık, Balıkesir-Yağcıbedir, İzmit-Hereke, Isparta, Kayseri- Bünyan, Konya-Ladik, Manisa- Demirci, Manisa-Gördes, Muğla-Milas, Uşak, halılarıdır.
Muğla’nın, Milas ilçesi ve köylerinde, eski desenlere bağlı kalınarak, kök boyalar kullanılmak suretiyle, Milas, Karacahisar madalyon gibi adlarla anılan ünlü halılar, hala dokunmağa devam edilmektedir. Fethiye-Seydikemer beldesinde iplikler kök boya ile boyanan kilimleri yapanların sayısı azalmakla beraber, bu sanatta zamanımıza kadar gelebilmiştir. Kavaklıdere’de ise bakırdan tepsiler, yemek kapları, surahiler ve taslar gibi, çok değişik eşyalar da hala imal edilmektedir.
Bir çok yerde unutulan keçecilik sanatı da, Tire , Urfa ve Bitlis’te, hala daha yapılmaktadır. Keçe yerlere serildiği gibi, çobanların kepeneklerinden, keçe külahlara, ve atların koşu takımlarından, yurtların yapılmasına, hatta savaş meydanlarında kurulan hamamlarda bile kullanılmıştır. Ayrıca, keçi kılından da yaygı ve kara çadırlar ile çuval ve çuvalın daha büyük şekli olan hararlar yapılmıştır. Keçi kılından yapılan çadırlara akrep ve yılan yaklaşmamaktadır. Bu kıl çadırlar, yazın serin, kışın sıcak olmakta, yağışlı havalarda, yağmur suyunu geçirmediğinden binlerce yıldan beri kullanılmıştır.
Karaçadır ve keçeden yapılan yurtları bırakarak, göçebelikten yerleşik düzene geçmek için inşa ettikleri yapılarda da başarılı işler yapılmıştır. Evler, konaklar, saraylar, bedestenler, kapalıçarşılar, hanlar, hamamlar, su kemerleri, çeşmeler, kervansaraylarda çalışan yapı ustalarının devamı, bugünde teknolojiye uyum sağlayarak, dünya çapında eserlere imza atmaktadırlar. Yapıda kullanılan harcın içersine katılan yumurta ile yüzyılara meydan okuyan horasan yerine bugün, kireçten çimentoya, mermerden, seramiğe kadar çok geniş bir yelpazade faaliyet gösteren inşaat sektörüne sahib olduk.
Orta Asya’dan getirdiğimiz, Kütahya ve İznikte üretilen çinilerde camilerin, türbelerin, saraylarını içlerini süslemiştir. Bunca yılldır atelyelerde üretilen çiniler, başta Kütahya olmak üzere, Aydın (Söke), Eskişehir, Bilecik, Çanakkale, İstanbul, İzmir, Uşak illerinde kurulmuş seramik fabrikalarında üretilmektedir. Kurulan seramik fabrikalarında, her türlü sıhhı eşyadan, fayans ve yemek takımlarına kadar bir çok çeşitli seramik, yaşantımızın bir parçası olmuştur.
Osmanlı’da, tanzimat dönemine kadar, İslam’da yasak olduğu bilinmesi dolayısıyla, resim ve heykel yapılmamış ama, bu arada çok değişik türde bir çok sanat eserleri ortaya çıkmış ve geliştirilmişdir. Bunlardan, Hat Sanatı, Tezyinat (Süsleme) Ebru, Minyatür sanatları, el yazması kitaplarımızı ve camilerimizi yıllarca süslemiştir. Asırlardan beri üretilen, Mine, Telkari, Lületaşı, Sedef Kakma, Edirnekari, Oltu Taşı, Kehribar Taşı sanatları da, zamanımızda da geçerliliğini hala korumaktadır. Bu sanat dalları ile uğraşanların, takı ve takı tasarımcılığı konusunda eli yatkın olması dolayısıyla mücevher sektöründe ülkemiz, büyük bir potansiyele sahip bulunmaktadır. Ancak, bu el sanatlarımızın ekonomiye ve turizm sektörüne katkılarının yeterince olmadığını düşünüyorum.
Birde, zamana direnen el sanatlarımızdan, hala kullandığımız, halı, kilim, bakır ve çini eşyalar ile, ağaç oymacılığı, tahta kaşıkcılık gibi, elsanatlarımız da yüzlerce yıldan beri evlerimizi donatmışlardır. Tekstil sanayisindeki gelişmeler rağmen, her yörenin yarattığı dokumalardan, Kutnu Dokuması, Kargı Bezi, Kazaziye, Karaca kılavuz dokuması, İpek Dokuması, Şile Bezi, Buldan Bezi, Zile bezi gibi, yıllar öncesine dayanan yöresel bu elsanatlarımızı devam ettirenler bulunmaktadır.
Orta Asya’dan getirilen ipek böceği ile üretilen ipek ipliği ve dokumasıda, Bursa başta olmak üzere, bir çok yerde yetiştirilmiştir. Ne yazıki, Osmanlı Devletinde, Tanzimat’ın, ilanı ile Avrupa ülkelerine tanınan haklar ve kapitalasyonlar, evlerde dokunan pamuklu ve ipekli kumaşlarında sonunu hazırlamıştır. Her şeyin ithal edilmesi dolayısıyla, dokumacılık, ülke çapında gelişememiş ve Cumhuriyete kadar sektör haline gelememiştir.
İpek böceği yetiştiriciliği ve ipek ipliği üretimide bunlardan biri olmakla beraber, bir süre devam eden ipekcilik, sentetik ipek üretimi başlayınca daha fazla dayanamamıştır. Şimdi ise, yılda 100 ton ipek ipliği ihtiyacının %15 i ancak ülkemizde yetiştirilmektedir. İhtiyacın geri kalan kısmı ise, Çin’den ve Özbekistan’dan ithal edilmektedir. İpek böceği üretiminin merkezi sayılan Bursa’da, Kozabirlik’in öncülüğünde yürütülen yeni çalışmalar sonucunda, yaş ipek koza üretimine 52 ilde 2 bin 128 aile tarafından tekrar yapılmağa başlanmıştır.
Cumhuriyetimizin ilk yıllarından itibaren kurulan Bursa Merinos Fabrikası, Nazilli Bez fabrikasıyla dokumacılıktaki birikim ve potansiyelimiz tekstil sektörüne dönüşmüştür. Sümerbank’ın daha sonra kurduğu bir çok basma ve kumaş fabrikaları sayesinde, bugün tekstil sektörümüz ile konfeksiyon sanayimiz, dünya çapında önemli bir yere gelmiştir.
Muğla’ya has, Şile Bezi gibi, giyim eşyası, perde ve örtü olarak kullanınan Muğla Dokuması, Muğla Valiliği Özel İdaresi tarafından MELSA kurularak, üretilmemiş olsaydı kaybolup gidecekti elbette.. Bu nedenle, bir zamanlar evlerdeki tezgahlarda üretilen, Muğla’nın ipek dokumasıda araştılmalıdır. Kültürümüze ait bu sanat dalınında kaybolmaması ve tekrar canlandırılması için ipek böceği üretimi ile ipek dokumacılığınında desteğe ihtiyacı bulunmaktadır. Nitekim, MELSA’da olduğu gibi, bu dokuma türü de ortaya çıkarılmalı, azda olsa, Muğla’nın ünlü ipek dokumasının örnekleri üretilmelidir.
Bayanların, çeyiz sandıklarına koymak için işledikleri, sonrada evlerinde kullandıkları, iğne oyası, tığ işleri, kanaviçe, çeşitli örgü giyim eşyaları, perdeler, örtüler, yatak ve yorgancılıkla ilgili elişleri ve kaftanları, bugünde yapanlar olsada sayısı çok azalmıştır.
Zamana dayanan bu elsanatları hala daha direnmeğe devam etmekle beraber, bu sanatları yapan ustaların vergilerden muaf tutulması yanında, teşvik ve destek olunması halinde bu sanat dalları yaşatılabilir. Aksi takdirde, diğerleri gibi, bu sanatlarda, teknolojinin baskısı karşısında ayakta kalması mümkün değildir. Çünkü bunların çakma örnekleri, asılları gibi olmasa bile, makinalarda daha kısa zamanda üretilmekte ve daha ucuza mal edilmektedir.
Unutulmaya yüz tutan, çeşitli el sanatlarımızın yeniden canlandırılması amacıyla Anadolu Sigorta, 2010 yılından beri, sosyal sorumluluk projesi altında “Bir Usta, Bin Usta” yı eğitim vermektedir. Kültür Bakanlığı Araştırma ve Eğitim Genel Müdürlüğü’nün teknik danışmanlığında sürdürülen kurslarla, 50 mesleğin ve 1000 ustanın öğretilmesi hedef alınmıştır. 10 yıldan beri, il ve ilçelerde, 35 konuda yapılan kurslarla 700 usta yetiştirilmiştir. Bu proje kapsamında, kurslar video kameralara alınarak, geleceği belge de bırakılmaktadır. Aynı zamanda internette yayınlanan www.birustabinusta.com.tr sitesinde yapılan bu kurslar yıllara göre tanıtılmaktadır. Bu bakımdan, Muğla’ya has sanat dalları tanıtılmalı ve bunlarla ilgili kurslar açılarak, yöremizdeki bu mesleklerin de canlandırılması sağlanmalıdır.
Ayrıca, Kültür ve Turizm Bakanlığı desteğiyle 2007 yılında kurulan Geleneksel Sanatlar Derneği (GSD) İstanbul çapında, bu projeyi Türkiye genelinde yaymak için çalışmalar da başlatmıştır. 2010 yılında da, Marmara Bölgesinde “İstanbul’un Ustaları” adlı proje ile, genelsel sanatlar ve zanaatlar dalında çalışan ustalar kayıt altına alınmıştır. Marmara’nın Ustaları envanterine 17 branşta 1bin 554 ustanın kaydı yapılmıştır. Bu çalışmaları hızlandırmak için, Yerel yönetimler de, kendi yörelerinin değerlerine sahip çıkarak, bu değerlerimizi halka kazandırmalıdır.
Nitekim, İstanbul- Kandıra kaymakamlığı ve Belediyesi, halk Eğitim merkezi ve Kocaeli Üniversitesi, kandıra meslek yüksek okulu tarafından Kandıra bezinin üretimine geçilecektir. Kandıra bezinin 2 bin yıllık geçmişe sahip olan ve halk arasında Kandıra Bezi olarak tanınan keten bezin üretilmesi de, bu topraklarda yapılmış sanatlara da yer verilmesi el sanatlarımıza değer katacaktır.
Görüldüğü gibi, bugünkü fabrikalarda yapılan ve üretilen bir çok ürün, eski elsanatlarımıza dayanmaktadır. O bakımdan bu ürünlerin ilk yapılış şekilleri ve araçları atılıp kaldırılmamalı, gelecek kuşaklara da bırakılmalıdır. Bunun içinde, yörelerdeki etnoğrafya müzeleri çok önemlidir. Nereden nereye geldiğimizi göstermesi bakımından yapılacak etnoğrafya müzelerine önem verilmelidir.
Bu kumaşların, el işi örgülerinin en iyilerini fabrikalar daha iyi yapıyor. Bu eskilerle, neden uğraşıp duracağız diyenler çıkabilir. Ama eskisi olmayanın yenisi olmaz diyor, atalarımız… Aslına bakarsanız, el sanatlarında, dün ne yapılmışsa, bugünde onların daha gelişmişleri yapılmaktadır. Dolayısıyla, nicelik bakımından pek değişen, fazla bir şey olmamakla beraber, nitelik bakımından durum çok değişmiştir. Üretimde otomasyon ve kontrol, ürünlerde kalite ve verimlilik artmış ve ürünlerin tüketiciye sunulmasında teknoloji çok fazla gelişmiştir ve gelişmektedir. Haberleşme ve bilgisayar teknolojisindeki gelişmelerin ardından gelen, 4, Sanayi devrimine ayak basarken, robotlar, sanayide de yer almaya başlamıştır. Sanayide, zaten varolan robotlarında, işin içine daha fazla girmesiyle, üretimde insan unsurunun önemi azalacaksa da, insan başka alanlarda önemli olmaya devam edecektir, muhakak…
O bakımdan Kız Meslek Liseleri ile Endüstri Meslek Liselerinde el sanatlarımız hobi olarak öğretilmelidir. Halk Eğitim Merkezlerinde açılacak kurslarla halkımız eğitilmeli, onlarda boş zamanlarını değerlendirmek imkanını sağlamalıyız. El sanatlarını yapanların emeğini paraya dönüştürmek için, yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşlarının, bu konuda düzenleyecekleri kermesler ve etkinliklerin yararı büyük olacaktır. Teknoloji ne kadar değişirse değişsin, halı ve kilimde görüldüğü gibi el emeği kaliteli olduktan sonra, her zaman fabrikasyon ve çakma ürünlerden, daha fazla pahalı satılacağı unutulmamalıdır.

YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.