Son güncellenme :01.03.2018 10:58

Anasayfa > Yazarlar > DÜNDEN BUGÜNE TARIM VE KÖYLÜNÜN DURUMU

01.03.2018 Per, 10:58

DÜNDEN BUGÜNE TARIM VE  KÖYLÜNÜN DURUMU

Bugünkü anlamda teknik tarımın temelleri, Cumhuriyetle birlikte atılarak, tarımda büyük gelişmeler sağlanmıştır. Tarım ürünlerinden pamuk, şeker pancarı ve tütünlerimizi işleyen fabrikalar, Atatürk döneminde çok kısa zamanda kurularak ülkenin tamamında, tarımla sanayi, birbirini tamamlayan sektörler haline gelmişlerdir. Köye ve köylüye hizmet veren bir çok kuruluşun çalışmaları sonucu, bir zamanlar Türkiye, dünyada kendi kendine yeten altı ülkeden biri olmuştur.
Ancak, tarımdaki bu gelişmeler sonra, son 15 yıldan beri uygulanan yanlış ve hatalı tarım politikaları sonucu, tarım ve hayvancılıkta, ithalatcı ülke haline geldik. Bugün ülkemiz, nohuttan, fasulyeye ve samandan, ete kadar, yediğimiz içtiğimiz herşeyi ithal eder hale gelmiştir. Dünya fiyatları üzerindeki mazot, hem köylüyü zarar ettirmiş , hemde , tarım ürünlerindeki rekabeti ortadan kaldırmıştır. Buğdayın anavatanı, Anadolu olmasına rağmen asırlar boyu bunun tarımını yapan ve Cumhuriyet tohumunu geliştiren ülkemizin, buğday ithal etmesi bu işin tersliği zaten gösteriyordu. O yüzden, köylü zarar ettiği ürünleri ekmekten vazgeçmiş, borç içindeki köylü arazilerini değer fiyatı altında satarak, köylerden kaçmağa başlamışlardır.
Belçika’nın yüzölçümü kadar olan, 29 milyon dönüm arazimiz ekilemediğinden boş kalmıştır. Hollanda kadar arazi ise her yıl nadasa bırakılmaktadır. Hayvan varlığımız, yıllar öncesine göre bir hayli azalmıştır. Köylümüz borçlarını ödeyemezken, yıllarca ekip biçtiği ve atalarında kalan 2B araziler içinde üstüne üstlük borçlandırılmış ve borçlarını ödeyemeyenlerden ise, bu topraklar ellerinden alınmıştır. Şimdi orman vasfını kaybetmiş bu araziler de ekilmemektedir. Köylülere hep haksızlık yapılmış, üvey evlat gibi bakılmıştır. Sık sık yapılan imar afları ve gecekondulara tapu verilirken, aynı hassasiyet 2B arazileri sahip köylü yurttaşlarımıza neden gösterilmiyor. Bu ülkede yapılmış en büyük haksızlıklardan biri olan bu araziler köylüye ücretsiz verilemez miydi?
Tekel fabrikalarının özelleştirilmesiyle, tütüncülüğümüz ortadan kaldırılmış ve dünya’nın en iyi tütününün işlendiği tekel fabrikalarının satışı ile el değiştiren koskoca sektör, çok kısa zamanda yabancıların eline geçmiştir. Tıpkı Osmanlı’da olduğu gibi, yabancı devletlerin tekeli haline girmiştir.. Reji İdaresi yıllar sonra gitmemek üzere tekrar geri dönmüştür. Şimdi, soslu virjina tütünleri ile piyasanın tek hakimidirler.
Tütünde olduğu gibi, kapatılan ve şimdide satılığa çıkarılan 14 şeker fabrikalarının satışından sonra da, farklı bir durum olmayacağı gün gibi açıktır. Bundan öncede, özelleştirme adı altında yandaşlara peşkeş çekilen, kağıt sanayiinden geriye ne kaldı. Fabrikaları alanlar , fabrikaları çalıştırmak gibi niyetleri olmadığından, şeker fabrikalarının arazileri de, şimdiden rantcılarının iştahını kabartmaktadır. Türkiye’nin, AB ülkelerinin pazarı haline getirileceğini bile, bile, makinasını ve fabrikasını kendisi yapan, tohumunu üreten, pancar küsbesi ile hayvancılığımızı geliştiren koskaca bir sektör, on paraya düşürülmüştür.. Amerikan’nın baskıları ile pancara getirilen kotalar, ABD’den ithal edilen mısır şurubu, hem halkımızın sağlığını bozmuş, hemde binlerce köylümüzü işsiz bırakmıştır. Mısır nişaştası şurubu kotası, Avrupa’da düşürülürken ülkemizde yükdeltilmesi, kimlere hizmet etmektedir. Halkımızın sağlığı ile oynayan bu kişiler hain değilde nedir.?
Anadolu’nun bir çok yerine kurulan Sümerbank basma va kumaş fabrikalarının özelleştirilmesi kapanan fabrikalar da, pamuk tarımının sonunu hazırlamıştır. Köylü, pamuk ekmeyince, her yerde çalışan, çırcır fabrikaları da birer birer tarih olmuşlardır. Halbuki, cumhuriyetimizin ilk yıllarında kurulan ve üç beyaz denilen, buğday, şeker ve pamuk üretimin baltalayan özelleştirmeler, köylünün elini kolunu bağlamıştır. Artık köylünün, arazilerini, değer fiyatı altında satan köylünün, köyden kaçmaktan başka çaresi kalmamıştır.
1978 yıllarını hatırlayanlar, afyon ekimini kaldırmak isteyen Amerika’ya kafa tutan Ecevit’in bu tutumu olmasaydı, bugünde Afyon ekimide ortadan kalkacak, ilaç sanayiinde kullanılan afyon kimlerin eline geçecekti. Geçmişte, olduğu gibi, bütün çabalara rağmen, ülkemizin neden kalkınmasını tamamlayamadığı ve neden milli gelirini arttıramadığı, Ortadoğu’da, kuzey Irakta, kuzey Suriye’de yaşanan Amerikan oyunları, şimdi daha iyi anlaşılmaktadır.
Nitekim, daha çok, Orta Anadolu bölgesinde ve Güney Anadolu Bölgesinde, yabancıların toprak aldığını duymaktayız. Tıpkı, Osmanlı Devletinde olduğu gibi, Tanzimatın ilanı ile yabancılara tanınan haklarla birlikte, İzmir’deki, topraklarımızın %20 si, adalardan göç eden Yunanlılar tarafından satınalınmıştır. Yunanistan tarafından teşvik edilen ve verilen kredilerle desteklenen bu alımlardan sonrada İzmir, işgal edilmiştir. Ne yazık ki, tarih tekerrür etmekte, yüz yıllık planlar uygulanmaktadır. Lozan’da alamadıklarından da, asla vazgeçmemişlerdir.
Yıllarca, köylerimizin yolunu yapan, suyunu getiren ve elektriğini ulaştıran YSE Teşkilatı ile topraklarımızın ıslahı ve verimliliğin arttırılması konusunda çalışan Toprak Su İdaresi, şimdi yoklar. Tarım Kredi Kooperatifleri, Zirai Donatım Kurumu kaldırılmıştır. Devlet Üretme Çiftlikleri satılmış veya çalışamaz hale getirilmiştir.Türkiye’nin bir çok yerlerine kurulmuş Toprak Mahsülleri Ofisleri, Et Balık Kurumu, Doğu Anadolu’da Et Kombinaları, köylüye ait ne varsa, bir kaçı dışında, çoğu ortadan kaldırılmış ve malları talan edilmiştir. Hele, köy halkının eğitimi ve yeni Türkiye’nin yetişmiş eleman eksikliğini karşılamak amacıyla kurulan Köy Enstitülerinin kapatılması da bu oyunun bir parçası olmuştur.
Diğer yandan meralık alanlarımız daralmış, hayvan varlığımız da azalmıştır. Hayvan yemlerinin büyük bir kısmı ithalatla karşılandığından, bir çok köylü besi damlarını kapatmış, azalan hayvan varlığımız ülke ihtiyacını karşılayamaz hale gelmiştir. Komşularımız yarı fiyatımıza et satarken, kapı kapı dolaşılarak, ta.. Afrika’dan Brezilya’dan ve Sırbıstan’dan canlı hayvan veya karkas et alınması için pazarlıklar yapılmaktadır.
Köylerde tehlike çanları yıllardan beri çalarken, şimdi, Tarım ve Orman Bakanlığı “Köye Dönüş Projesi” kapsamında köye dönen yurttaşlara, bazı koşullar altında, 300 koyun vererek, hayvancılığı. canlandırma çalışmaları yapmaktadır. Mazot fiyatı yarı yarıya düşürülmüş, bir milyon damızlık düve verilmesi düşünülmektedir. Yıllardan beri TEMA’nın meralarla ilgili taleblerine hükümet tarafından sessiz kalınmıştır. Bir yandan köye dönüş projesi başlatılırken diğer yandan da meraların imara açan yasaların çıkartılması, nasıl bir şeydir, bunları anlamak mümkün değildir. Ülkenin yarısında uygulanan, Büyükşehir yasasına göre, köyler mahalle statüsüne sokulurken, hangi köye dönülecektir, buda ayrı bir çelişkidir. Köy kalmamış ki, olmayan köye mi? dönülecek…Ortada sadece, yazdan yaza gidilen tatil köyleri kalmış..
Avrupa’daki bir çok ülkede, köylere hala daha önem verilmektedir. Topraklarımızdan daha küçük olan, Hollanda, İtalya, İspanya’da olduğu gibi,bu ülkeler, tarımla sanayiyi birlikte yürütmeyi becermişlerdir.. Yıllar önce, Almanlar küçük yerleşim yerlerine kadar fabrikalarını köylere kadar götürerek, köylüyü, köyünde durdurmayı, başarmışlardır. Belki onların koşullarına göre, sanayi ülkesi olabilmek için uygun gördükleri seçim budur ama, bizim ülkemizin toprakları onların ülkesinden büyüktür. İklim koşullarımız çok çeşitli ürünlerin yetişmesine uygundur. Bizde, geçmişte olduğu gibi, şimdide hem tarım, hemde sanayi ülkesi olabiliriz. Nitekim, Cumhuriyetimizin ilk yıllarında kurulmaya başlanan, tarım, hayvancılık ve madenciliğe dayanan fabrikalar, hem köylümüze, hemde köylerin dışında yaşayanlara geçim kaynağı olmuştur. Bu fabrikaların satılmasıyla köylünün önemli gelir kaynakları kesilmiştir. Satılan o fabrikalardan hangisi ayakta kalmıştır, gösterebilecek bir babayiğit varmı ?
İşte bu yanlış işlerde, 1948 yılında, tanıştığımız ve o yıllardan beri ülkemizi altan alta oyan ABD’nin oyunları yok mu acaba, bence var ve ülkemizi bu duruma düşüren ve onlarla birlikte hareket eden suçlular bulunuyor.
Şu kısacık yazı bile, köylünün yıllardan beri yok olmak pahasına neler yapıldığını göstermektedir. Artık, köylüyü besleyecek son damarlarıda kesmekten vazgeçin, şeker fabrikalarını, satmak yerine, işçisinden köylüsüne, kamyoncusundan şeker sektöründe bulunanların kuracaklarrı koopretiflerin idaresine verilsin. Bu fabrikalar yine çalışmaya devam etsin, arazi rantcıları tarafından lime lime yapılmasın. Yüz yıllık birikim bir anda heba olmasın, bundan önce olanlar gibi..
Eğer köye dönüşde samimi iseniz, artık, meralar daraltılmasın, Hem ülkenin gıda güvenliği için, hemde, gedosu bozulmuş tarım ürünleri ile halk sağlığını tehlikesi içinbu ürünlerin ithalinden vazgeçilsin. Ülkede yetişen ürünler teşvik edilerek gelişmeleri sağlansın ve sadece, ülkemizde yetişmeyenler ithal edilsin. Kastamonu sarımsağı varken, Çinden sarımsak ithal edilmesin ve Tarım ile sanayi ürünlerinin karşılaştırılmasından vazgeçilmelidir. Kendi ürünlerimizin korunması ve kendi tohumlarımıza sahip olmanın sağladığı kadma değeri, hiçbir sanayi ürünü karşılayamıyacağı bilinmelidir.

YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.