Son güncellenme :28.08.2017 12:37

Anasayfa > Yazarlar > DEVLET ve HÜKÛMET

28.08.2017 Pts, 12:37

DEVLET ve HÜKÛMET - Nuri Durusoy

DEVLET ve HÜKÛMET

“Devlet” ve “Hükûmet” kelimelerinin, bu iki kavramın zihnimde karşılığını oluşturacak nitelik ve kapsamda bir tanımını inanın bulamadım. Osmanlıca-Türkçe sözlüklere baktım, sanal ortamda aradım fakat belli bir bilgi birikimine sahip olmama rağmen beni ikna edebilecek bir tanımlamaya rastlayamadım. “Galat-ı meşhur, lügat-ı fasihten evlâdır” deyip bu veciz ifadenin arkasına da sığınamadım. Arzu ederseniz bir de siz araştırın!

Bu yazımda, konuyla ilgili düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istedim. Muhibbî mahlasıyla şiirler de yazmış olan Kanuni Sultan Süleyman demiş ki; “ Halk içinde mûteber bir nesne yok devlet gibi, olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi” demiş o koca hükümdar. Tarihçi değilim ancak bildiğim kadarıyla yabancı tarihçilerin dahi anlatımına göre dünya öylesine muhteşem bir hükümdarı öncesi ve sonrası bir daha görmemiştir. Fransa Kralı Fransuva’ya yazdığı mektup sanırım konuyla ilgili her şeyi anlatmaktadır. Böyle bir ferman, ordusu güçlü, hazinesi dolu, yönettiği halk huzurlu, “Kızılelma” olarak ifade olunan hedefleri belirli, devletine ve milletine güveni tam, göremediği için sahibinin rızasını almadan yediği üzümün parasını dalına asabilecek hak ve adalet duygusunun zirve yaptığı tebaya sahip bir hükümdar tarafından yazılabilir ancak! Öyle değil mi? Yine de el yordamı ile sanal ortamda bulabildiğim tanımlarda; İngilizcesi “State yahut Çommonwealth”, Fransızcası “Etat”, Almancası “Der Staat” olan devlet kavramı şu şekilde anlatılmaktadır. “Toprak bütünlüğüne bağlı olarak siyasal bakımdan örgütlenmiş millet veya milletler topluluğunun oluşturduğu tüzel varlıktır. Devletin gölgesi tüm beşerî faaliyetlerin üstüne düşer. Sosyal refah, iç düzen, halk sağlığı için uğraşır, bundan meşruiyet kazanır.” Bu tanım sizleri bilemem ama beni yeterince ikna etmedi.

Bir hukuk devleti olma ilkesi gereği, devleti idare edenlerin ve toplumu yönetenlerin de mutlak surette uymak zorunda olduğu, kendi toplumuna özgü kurum ve kuralları bulunan, zaman içerisinde geliştirilen demokratik teamülleri özümsemiş, yaşadığı vatan toprakları ( coğrafyası ) üzerinde ortak çıkarlar, ortak hedefler ve ortak değerler etrafında toplanarak organize olmuş, medenî âlemle entegre olmaya gayret eden ve bu anlamda demokrasi kavramı ile zihinsel problemleri bulunmayan aksine bu değerleri daha da geliştirmeye çalışan insanların bir araya gelerek oluşturdukları en büyük tüzel kişiliktir Devlet. Belirli bir vatanı ve kendisini meydana getiren bir milleti olmayan bir devlet olamayacağı gibi, uluslar arası kabul görmemiş teşekküller de “Devlet” olabilme niteliği taşıyamaz. O nedenle kim nasıl düşünürse düşünsün, “Lozan Anlaşması”, hayat kaynağımız, en büyük varlık nedenimiz, övüncümüz, kıvancımız, kurucusu, büyük önder Atatürk’ün en büyük eserimdir dediği “Ebed Müddet Türkiye Cumhuriyeti Devleti”mizin tapu senedidir. Teşbihte hata olmaz denilir ya, kişisel düşünceme göre Devlet, bir insan bedeninin bütün organları ile birlikte düşünülüp değerlendirilmesi gereken tamamından ibarettir. Devlet balıkçı takası olarak düşünülemeyecek cesamette, kocaman bir transatlantiktir. Bu benzetmemden hareketle yine kişisel düşünceme göre dar alan ve kısa bir zaman diliminde manevra yaptırılması alabora olmasına sebep olabilir. O nedenle kaptanın ehliyet ve dirayeti sanırım çok önemlidir. Geçmişten günümüze kısa, orta ve uzun vadeli planlar, devlet ve toplum hayatında çok önemli olmakla birlikte sanırım bunu önlemek için yapılmalıdır ve yapılmaktadır.

Peki “Hükûmet” kavramı nedir? Bilindiği üzere uluslar arası kabul görmüş ve tanınmış her devletin kendi halkına özgü bir Anayasası vardır. Bildiğim tek istisnası İngiltere Anayasası olmakla birlikte yazılı bir metin haline getirilmiş ve toplumun kabulü ile ( Consensus ) hayat bulmuş söz konusu bu temel yasaya hukuk literatüründe “Toplumsal Sözleşme” de denilmektedir. Çoğunlukla toplumların kendi yazdığı, ya da Almanya, Japonya, ( Geçilen süreçte yine doğrudan ya da dolaylı olarak Irak ) Anayasalarında ve yakın gelecekte egemen güçlerin Suriye’lilere de dayatacaklarını düşündüğüm Anayasa’da olduğu / olacağı gibi toplumların ellerine tutuşturulan Anayasalar, nasıl yapılmış olursa olsun bir devletin temel yasasıdır ve normlar hiyerarşisinin en tepesindedir. Bütün yasalar anayasaya uygun olmak ve herkes ve her organ Anayasa’ya uygun davranmak zorundadır ki bu “Sine Qua Non – olmazsa olmaz” temel ilkedir. Tarihçimiz Cemal Kutay’ın “Anayasa Kavgası” adlı kitabını, bu konuda bir düşünce oluşturabilmeniz ve konuya kişisel yorum katabilmeniz bakımından okumanızı nâçizane öneriyorum. Kısaca ifade etmem gerekirse toplum, ben bu metne bağlı ve sadık kalınarak yönetilmek istiyorum demiş ve anayasal çerçevede yetki ve sorumlulukları belirli yönetim birimlerini ve yetkili organlarını oluşturmuştur. Nitekim önemi ve ağırlığı nedeniyle Anayasa’mızın başlangıç kısmını temel hak ve özgürlükleri belirleyen kurallar oluşturmaktadır.

Bu kavramı açıklayabilmek için Anayasa’mızın 6. Maddesi hükmünü yazıma almak istiyorum. Anayasa madde / 6: “ Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Türk Milleti egemenliğini Anayasa’nın koyduğu esaslara göre yetkili organları eliyle kullanır. Egemenliğin kullanılması hiçbir surette, hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiç kimse veya organ, kaynağını Anayasa’dan almayan bir devlet yetkisi kullanamaz.” İşte bu hüküm, düşünceme göre demokrasilerin vazgeçilemez unsurları olan ve seçmen çoğunluğunun oy ve onayını alan siyasî parti ya da partilerin oluşturduğu “Hükûmet” kavramına sanırım gerekli açıklığı getirmektedir. Kuvvetler ayrılığı ilkesine dayalı parlamenter demokrasilerde “Hükûmet”, yani yasama, yürütme ve yargıdan ibaret kuvvetler ayrılığı temelinde “Yürütme” denilen organ, Anayasa ile belirlenmiş bir kısım devlet yetki ve sorumluluklarını, yine Anayasa’ya uygun biçimde ve yönetimden memnun kalınıp kalınmadığı acıların bal eylenip eylenmediği, daha iyiye mi yoksa daha kötüye mi gidildiği toplumsal sözleşmeye meşruiyet kazandıran, egemenliğin kayıtsız şartsız sahibi halka ( millete ) tekrar soruluncaya kadar belirli bir süre ile üstlenerek kullanan bir devlet unsurudur. Yani, milletin egemenlik hakkını “Yürütme” eliyle kullandığı Anayasal yetkili organlarından biridir. Hiyerarşik düzen içerisinde toplumun huzur ve refahı, kalkınması için canla başla güzeller güzeli yurdumuzun her köşesinde görev yapan, büyük özverilerle çalışan seçilmiş ya da Hükûmet tarafından atanmış insanlarımızdan ( Devlet memurlarından ) oluşur.

Sonuç olarak şu hususu belirtmek isterim: Konunun bütün bu yönleri dikkate alındığında, kuvvetler ayrılığı ilkesi temeline dayalı parlamenter sistemlerde süresi belirsiz “Devlet-i Ebed Müddet” ile süresi seçimden seçime belirli ve çoğunluk ya da çoğulculuk olgusu ile vücut bulan “Hükûmet – Yürütme” kavramlarını birbirine karıştırmak gerekir Devleti hükûmetten ibaret imiş gibi, hükûmeti de devletin tamamı gibi algılamak bu durumda sanırım eksik bilgi sonucu büyük bir yanılgı olacaktır. Oysa Yasama, Yürütme, Yargı ve dördüncü ve vazgeçilemez öge olduğu düşünülen özgür medya, Anayasal çağdaş bir devletin temel organları, kubbeyi tutan direkleridir. Sonuç olarak her kavram, kapsamı çerçevesinde değerlendirilip öyle algılanmalıdır diye düşünüyorum

YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.