Son güncellenme :05.10.2017 12:15

Anasayfa > Yazarlar > DEĞERLİ Mİ YOKSA ÖNEMLİ Mİ OLMAK?

05.10.2017 Per, 12:15

DEĞERLİ Mİ YOKSA ÖNEMLİ Mİ OLMAK?

Kendimle baş başa kaldığım ve çoğu da gecenin bir yarısından sonra olan zaman dilimlerinde beynimi kemiren bir düşünce olarak hep bu soru ve yine zihnimde oluşan cevabı ile meşgul olurum. Acaba hangisi daha öndedir. Değerlilik mi yoksa önemlilik mi?

Otomobildeki motorun herhangi bir yerindeki ufacık bir pim, cıvata ya da küçük bir somun çok değerli bir parça olmayabilir ancak yerinden çıktığı zaman kazaya ve ölümlere sebep olabilir değil mi? İşte o zaman bu parçanın değersiz fakat önemli bir şey olduğunu yaşayacağımız olası acı tecrübelerle anlamış oluruz. Peki bir otonun değerli fakat önemsiz parçaları olamaz mı? Elbette olur. Örneğin bazı görgüsüz insanlar otomobilinin vites kolunu, gaz, fren ve debriyaj pedallarını altından, koltuk kaplamalarını ceylan derilerinden, bir kısım iç aksesuarını en pahalı ahşap vs. malzemelerden yaptırabilirler. Bütün bu donanım şüphesiz ki çok değerli ve görüleceği üzere çok ta pahalıdır değil mi? Peki önemli midir? Bana sorarsanız hayır. Bütün bunların can güvenliği açısından hiçbir önemi yoktur hatta bir bakıma tehlikelidir de! Çünkü kötü niyetli biri, arabayı kullanan vites kolu ya da gaz pedalı kadar bile etmez diye düşünürse yandı gülüm keten helva!

Konuyu “İnsan” temelinde düşündüğümüzde bir kısım açmazlar ve paradokslarla karşılaşırız. Burada Mevlana’nın çok etkilendiğim bir tespitinden söz etmek istiyorum. Mevlana demiş ki; “Nice insanlar gördüm, üzerinde elbise yoktu, nice elbiseler gördüm içinde insan yoktu!” O büyük insan, büyük hümanist sanırım şunu demek istemiş; Mazruf zarftan daha önemlidir. Günümüz Türkçesi ile içindeki mektup zarftan daha önemlidir. Bazı insanlar hayatı boyunca önemli bir insan olmaktan ziyade kişisel tercihi olarak kendince değerli bir insan olmaya gayret eder. Zira bilir ki değerli bir yönü yoksa ve kendisine verilen önem, sahip olduğu değer ya da değerlerden kaynaklanmıyorsa gün gelip gördüğü itibar anlamını yitirince geriye kendisinden hiçbir şey kalmaz. Bazıları da bunun tam tersi bir çaba içerisine girer. Oysa bir kısım değerlere sahip olunursa, o değerler hep kendisiyle beraberdir. Hatta öldükten sonra bile… Tabi ki her insan değerli ve yerine göre önemlidir. Ünlü Rus yazar Tolstoy demiş ki; “Bir insan acı duyabiliyorsa canlıdır, başkalarının acılarını duyuyorsa ancak insandır.” Konuya bu açıdan baktığımızda, insanı sıradan bir varlık olmaktan çıkaran bir değere, bir vasıfa sahip olmayan insanlar, had bilme erdemliliğini de bir kenara koyup, makyavelist yaklaşım içerisinde bir de önemli insan olmaya heveslenirlerse, düşüncem o ki sonrasında mutlu olunamayacağı gibi pişmanlık duyabilecekleri bir kısım kötü ve yanlış işlere de karışabilirler. Çünkü hırs ve tutkular maalesef aklın, mantığın, ehliyet ve liyakatın önüne geçmiştir.

Kişisel bir gözlemim şu ki; Önemli olarak bilinen bazı insanlar, şu ya da bu nedenle gün gelip o imkânlarını kaybettiklerinde, havası kaçmış balon gibi sıradan insanlar haline geliyorlar. Oysa önemli fakat aynı zamanda değerli de olan insanlar daima sıra dışı insanlar olarak kalıyorlar. Bir metre uzunluğunda olduğu söylenilen bir parça lastik ve bir demir çubuk düşünelim. Ölçü olarak kullanmak için hangisini tercih edersiniz denildiğinde şüphesiz herkes demiri diyecektir. Çünkü lastik esnetilmiş, sündürülmüş olabilir fakat demir için böyle bir şey düşünülemez. Bir baba düşünün, güçlü, kuvvetli, kudretli, bir dediği iki edilemez türden bir insan. Ancak ne var ki gün gelip bu özelliklerini kaybettiğinde dahi, eğer öz benliğinde bir cevher-i aslî taşıyor ise önem ve değerinden hiçbir şey kaybetmiş olmayacak, yakın ya da uzak çevresindeki saygınlığı bütün kayıplarına rağmen sürüp gidecektir. Yeter ki bu kayıplar, boşa harcanan zaman gibi telafisi mümkün olmayan türden olmasın. Tercihin nedir diye soracak olursanız, öncelikle her yönüyle değerli, sonra imkânlar elveriyorsa, varlığına, kişisel katkılarına ihtiyaç duyuluyorsa önemli bir insan olmaktır derim.

Düşünceme göre dünyanın en büyük filozoflarından olan Nasreddin Hoca’mızın dediği gibi “Ye kürküm ye!” olgusu bana göre kalıcı, samimi ve gerçek bir saygınlık değildir. Çünkü asıl olan üzerinde kürk yokken ve hatta hiçbir güce sahip değilken sevilip sayılmaktır. Çünkü o sevgi kürke, börke değil, içindeki – insan olabilmiş – insana olan samimi ve içten gelen, beklentisiz, şaibesiz tertemiz bir sevgidir. Timur, tarihimizin acılarla dolu sayfalarından biri olan Ankara savaşı ile ( 1402 ) Anadolu’da kurulan Türk birliğini perişan ettikten sonra, anlatılan hikâye bu ya bir gün hamamda yıkanırken Hoca Nasreddin’e sorar “Söyle bakalım hoca benim değerim nedir?” Hoca şöyle bir düşündükten sonra – söz gelimi – on akçe efendim deyince, “İnsaf et bire hocam, üzerimdeki peştemal bile dediğinden fazla eder” deyince Hoca “Efendim zaten ben de üstünüzdeki peştemala değer biçmiştim!” der.

Bazı insanlar çok değerli oldukları halde hak ettiği itibarı göremezken, bazıları da öyle pek fazla övünülecek değerlerinden söz edilemeyeceği halde önemli insanlar olabilirler. Bana göre asıl olması gereken durum, değerli insanların aynı zamanda önemli olabilmesi ve işi talihe bırakmadan kendilerine bu imkânın toplum tarafından sağlanabilmesidir. Yani, kısa ve öz anlatımıyla, aynı zamanda İslâm Dini’nin de bir öğüdü olarak “Emanetlerin ehline verilmesidir”. İşte o zaman öyle inanıyorum ki toplum olarak bizi hiç kimse tutamaz ve her alanda adeta kanatlanıp uçarız. Cihan Devleti Osmanlı’nın yok oluş nedenlerinden biri hatta düşünceme göre en önemlisi, bilhassa gerileme ve çöküş dönemlerinde emanetlerin ehline verilmemesidir. Islahatçı Sultan Genç ( 2.) Osman ve Sultan 3. Selim tahttan indirilip katledilmiştir. Yine bilindiği üzere devletin maliyesine çeki düzen vermeye çalışan Tarhuncu Ahmet Paşa’nın bu gayreti hayatına mal olmuştur. Büyük insan Mehmet Âkif demiş ya; “Tarihi tekerrür diye tarif ediyorlar. Hiç İbret alınsaydı tekerrür mü ederdi?” Yakın döneme ilişkin somut bir örnekle düşüncemi ifade edecek olursam; Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere Aziz Cumhuriyetimizi bizlere armağan ve aynı zamanda emanet eden, daha sonra da onların izini takip ederek günümüze taşıyan, her biri birer şeref ve haysiyet abidesi, vatan ve millet sevdalısı onca büyük insanımıza, biyografileri ve başardıkları mercek altına alıp dikkatlice bakıldığında değerli fakat aynı zamanda önemli insanlarımız oldukları görülecektir. Birçoğumuzun hafızasında yer almış bu şahsiyetlerin ortak vasfı, ülkesini, milletini ve devletini hiçbir kişisel menfaat beklemeden seven, son derece idealist insanlar olmasıdır. Miras olarak ta sadece zaman zaman gözlerimizi yaşartan hatıralarını bırakmışlardır.

Daha önceki yazılarımdan birinde de söz etmiştim. Özlü sözleri bir yerlerde okuyunca not etmek ve yeri geldiğinde onları dostlarımla paylaşmak en büyük tutkularımdan biridir. Bir düşünür demiş ki; “Paranın satın alamayacağı bir şeye sahip olana kadar zengin değilsin.” Benzer bir yaklaşımla Jon Woden demiş ki; “Karakteriniz şöhretinizden önemlidir. Çünkü karakteriniz siz ne iseniz odur. Oysa şöhretiniz başkaları sizi ne sanıyorsa odur. “ Sizce hangisini ve niçin tercih etmeli? Bana bütün bunları düşündüren gazeteci, yazar, değerli insan merhum Ünal Türkeş’e Allah’tan rahmet diliyorum. Hem değerli ve hem de önemli insanların ebediyete uğurlanışı demek ki böyle oluyormuş.

YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.