Son güncellenme :10.08.2018 12:04

Anasayfa > Yazarlar > ÇÖLLEŞME

10.08.2018 Cum, 12:04

ÇÖLLEŞME - İsmail Atasever

ÇÖLLEŞME

Gelinen noktada tüm dünyayı etkisi altına alan tehlikelerden birinin “ÇÖLLEŞME” olduğu konusunda şüpheler yok.
Konuya ilişkin çalışmalar yürüten özellikle bilim adamlarının ortaya koyduğu bulgular buna işaret ettiğine göre, tevile gerek yoktur.
Buda gösteriyor ki dünyanın önemli bir kesimi çölleşme gibi bir tehlikeyle yüz yüzedir.
Üstelik öne sürülen rakamlar içinde bulunduğumuz sürece ilişkin.
Şayet gerekli önlemler alınmaz ise dünyanın çok daha önemli bir kesimi böylesine bir tehlikeyle yüz yüze gelecek demektir.
***
İlişkin olarak denebilir ki, böylesine önemli olduğunun altı çizilen “çölleşme” nedir?
Nasıl oluşur?
Sonrasında ne gibi tehlikeler doğurur?
Çölleşme, iklim değişmeleri ve insan aktiviteleri sonucunda oluşan arazi bozulması.
Anlaşıldığı kadarıyla bilim adamlarının çölleşme nedir? kapsamında yaklaşımları bu şekilde.
Kuşkusuz bu yaklaşımda dikkat çekmekten öte düşündüren, insanoğlunun ektisi.
Doğanın yapısı ve gücünden kaynaklanan değişimleri önlemek mümkün olmadığına göre insanoğlunun olumsuz etkisi, dünyanın geleceği noktasında en büyük tehlike olarak ortaya çıkıyor.
Üstelik bu durum sadece içinde bulunduğumuz sürece ait.
Şayet, tahribata yönelik eylemler devam ederse, bugün için % 47’lik kesimin risk altında olduğu dünya, önümüzdeki süreçte daha büyük çölleşmeyle yüz yüze gelecek demektir.
***
Bu arada sanılmasın ki bu rakamlar afaki.
Hiçbir temele dayanmayan bulgular.
Kesinlikle değil.
Bu rakamlar, konuya ilişkin uzun araştırmalar sonucu ortaya çıkan bulgular.
Dolayısıyla üzerinde spekülasyon yapılamıyor.
Şimdi…
Kabul edilmesi gerekir ki dünya, dolayısıyla yaşadığımız ülke Türkiye, çölleşme bağlamında önemli bir tehlikeyle yüz yüzedir.
Üstelik az buz değil.
110 ülkede yaşayan 1,2 milyar insan ve 4 milyar hektar alan, çölleşme riski altındadır.
Kısaca, bu sayıda toprak parçası ve üzerinde yaşayan insanlar, gerçek anlamda risk gibi bir olguyla karşı karşıyalar.
Eldeki bulgular her şeyi ortaya koyduğuna göre kabul etmek gerekir ki ülkemiz de bu tür bir doğal olayla yüz yüze.
Buna karşın ümit edilir ki, daha da erozyona maruz kalmadan gerekli tedbirler alınır.
Dolayısıyla meydana gelmesi için binlerce yıl gerekli topraklarımız, böylesine bir tehlikeyle yüz yüze gelmez.
Gelecek nesillerde beddua etmek yerine hayır dualarını eksik etmez.
***
Böylesine önemli doğal afet üzerine denebilir ki;
Türkiye’de gerçek anlamda durum ne?
Bir önemli tehlike çölleşmeden söz edilebilir mi?
Varsa, hangi bölgeler çölleşme riski altındadır?
Bu konuda araştırmalar yapanlar, ayrıntıya girmeden bir rakam ortaya sürüyorlar ki, dikkat çekmenin ötesinde düşündürücü.
Nasıl endişe duymazsınız?
Türkiye’nin % 47’lik bir kesimin çölleşme riski altında olduğunun altı çiziliyor.
Üstelik sadece belirli bir bölgeye has olmadığı gibi gerçek anlamda “yüksek risk” taşıyan yerlerimiz var.
Buralar nereler diye baktığımızda;
Konya ili ve çevresi başta olmak üzere Doğu Anadolu Bölgesinin Iğdır ili kesimi ve Şanlıurfa ili önemli oranda risk taşıyan bölgeler olarak tespit ediliyor.
Kaldı ki çölleşmenin etkisini gösterdiği yerler, sadece buralarla sınırlı olmadığının altı çiziliyor.
Yapılan incelemeler sonrasında Tuz Gölü Havzası, Ereği-Karaman Bölgesi, Urfa Ceylanpınar, Mardin-Batma Hattı, Eskişehir Çevresi de orta ve yüksek risk grubu altındaki yerler olarak tespit ediliyor.
Kabul etmek gerekir ki erozyon gibi bir tehlike altında olan yerler, küçümsenmeyecek bir oran içeriyor.
Buna göre neredeyse ülkemizin yarısı aynı risk altında.
Üstelik toprak kaybına neden olan söz konusu etkenlere su ve rüzgar erozyonu yanında çölleşme gibi bir tehdit unsuru da ekleniyor.
Yetmezmiş gibi aşırı gübreleme ve kimyasal erozyon da söz konusu olunca, ülkemizdeki toprak kaybı her geçen gün daha bir artıyor.
Sonuçta tüm dünyada olduğu gibi ülkemiz de önemli bir doğal olayla yüz yüzedir.
Şayet yeterli tedbirler alınmaz ise çölleşme olmak üzere daha bir takım doğal olaylar etkisini gösterir ki, sonrasında ne yapsanız ne etseniz de yerine koymak kolay olmayacaktır.
Özellikle söz konusu toprakların meydana gelmesi için geçen sürenin binlerce yıl olduğu düşünülürse.

YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.