Son güncellenme :13.10.2016 15:36

Anasayfa > Yazarlar > CHP ve KENT YÖNETİMİ IV

13.10.2016 Per, 15:36

CHP ve KENT YÖNETİMİ IV

Nihayet ön seçim bitti ve biz ilk iş kazanan aday sayın Orhan ÇAKIR’ı sırtlayarak okulun bahçesinden çıkardık. Karşı kaldırımda eski adı Bulvar yeni adı Reyhan pastanesi olan mekanın önünde flaşlar patladı ve bir yanda ben, diğer yanda Tünay ÜRPER, omuzumuzda Orhan ÇAKIR ile Yeni Asır Gazetesi baş sayfasında birlik ve beraberlik anlayışımızı belgeledik.
Kutlamalar bir yana sayın ÇAKIR bize göre saygın bir tavır sergilemiş, hemen ekibiyle pastanede bulunan sayın ŞAHİN’e el uzatmış ancak olumlu bir yanıt alamamıştı. Biz bu duruma o hengamede bir yorum getirememiştik. Pastanenin üst katı SHP Merkez İlçe Başkanlığı, onun üst katı ise aday adayımızın eviydi.
Tam pencereye bakmıştım ki; aday adayımızın değerli eşi, Nazlı ablam bize bakıyor ve meraklı bir ifadeyle sonucu soruyordu. Ben ve diğer arkadaşlarım yenilginin üzüntüsü ile adayımızı belirlemiş olmanın sevinci arasında şaşkındık. Nazlı ablama ellerimle altı rakamını işaret ettim. O da sevinçli bir yüz ifadesiyle kutlarcasına elleri ile alkış tutuyor bizi yukarı çağırıyordu.
Delege olan ve olmayan sekiz dokuz kişi eve yöneldik. Kapıya geldiğimizde Nazlı ablam, kutlarım sizi çocuklar( bunca imkansızlık ve olumsuzluk içinde dahi altmış oy fevkalade bir sonuç) diye bizlere sarılıp coşkusunu paylaşmaya çalışıyordu. Belli ki altıyı altmış diye yorumlamış ve sevinmişti. Tabii bu sevinci çok kısa sürdü ve bizim hararetli tartışmalarımızla bir anda nabız yükseldi.
Yedi kişilik bir ekip nasıl olurda altı oy alırdı? Tartışma, seçimi neden ve nasıl kaybetmenin ötesine geçmiş, oy vermeyen hain kim? üzerine yoğunlaşmıştı. Herkes sırasıyla konuşuyor oy verdiğini anlatıyor, sıra aday adayımız rahmetli Hilal ağabeyime gelene kadar altı sayısına ulaşılıyordu. Büyük bir gürlemeyle Hilal ağabeyim; tabii yahu altı kişi burada ve herkes oy vermiş. Demek ki hain benim ve kendime oy vermedim deyip masadan öfkeyle ayrılıyordu. Bir iki yıl bu hain arayışı devam etmiş, Muğla da eğlence konusu olmuştuk.Yedi kişi altı oy haa diye bizimle uzunca bir zaman alay edilse de sonunda oy vermeyen DELEGE bulundu ve adı aramızda gömüldü.
Artık ön seçim bitmiş 26 Mart 1989 yerel seçim kampanyası başlamıştı. Gençlik Kolları olarak tam kadro hummalı bir çalışma planı ile gece gündüz demeden koşturuyor, eve bile gitmeden geceleri nöbetleşe seçim bürosunda uyuyorduk.
O zamanlar seçimlere sponsorluk yapacak iş adamlarına bırakın itibar etmeyi, bu tür desteğe eyvallah diyen adamı TEFE GERERLERDİ. Partide de partililerde de para sıkıntısı büyüktü ve biz yine cep harçlıklarımızı, olmayan kız arkadaşlarımızla buluşamadığımızdan parti çalışmalarına harcamak zorunda kalıyorduk. Kız arkadaşı olupta onunla buluşmaya giden arkadaşların cebindeki parayı önceden alır, eğer seni seviyorsa seçim döneminde çay paralarını o öder diye de gaz veriyorduk. Her yeri parti bayraklarıyla donatmak,en çok afişi yapıştıran,en çok kahve ziyareti yapan ve en kalabalık konvoyları oluşturan parti olmak çok önemliydi.Benim ta o tarihlerde bu kampanya tarzını ilkel ve anlamsız buluyor olmam ciddi tepkilerle karşılanıyor,zaman zaman iteleşmeye varan tartışmalar yaşamamıza neden oluyordu.
Düşünsenize kalabalık bir konvoyla bir kahveye çıkarma yapıyorsunuz, o soğukta misafirperverlik gösterisinde bulunan mahalle sakinleri size yer vermek için kahveyi boşaltıyor, sizde bolca bulunan KONUŞMACI heyeti protokol olarak hazırlanan masaya kuruluyor, sizi dinleyerek kanaat bildirecek seçmen soğukta tir tir titrerken siz; sıcacık çaylarınızı yudumlayıp hatibi dinleyip alkışlıyorsunuz. Ben bu duruma” körler sağırlar, birbirini ağırlar “traji komik derdim de kızarlardı.
Çoğu gün tekme tokat kavgalı geçen afişleme çalışmalarında ellerimiz soğuktan morarır, bazı apartman boşluklarında kısa molalar vererek ellerimizi ısıtırdık. Isıtırdık çünkü bayrak asarken donmuş parmaklarla düğüm atmakta zorlanırdık.
Mikrofonla ilk hitabım, kitleye karşı ilk konuşmam Düğerek mahalle kahvesinde gerçekleşti. Genel Sekreter Yardımcısı Tufan DOĞU, Hüseyin ÜLKÜ,merhum Ali Rıza KOCA gibi tecrübeli hatiplerden sonra yaptığım o ilk konuşmamda; gençliğin DEPOLİTİZE edilmesinden, hükümet yanlısı olanların çocuklarına kayırmacılık yapılmasından, Boğaziçi köprüsünü kapatıp motosiklet yarıştıran BAŞBAKAN’ın ŞIMARIK OĞLU Efe ÖZAL’dan,kişi HAK ve HÜRRİYETİNE değinmiş,büyük alkış almanın yanı sıra rahmetli,meşhur TOSUN BABA’nın “helal olsun arslanıma, bizim çocuklarımız Naimenin Süleyman kadar yok mu?” diye haykırmasıyla son bulmuştu. Naimenin Süleyman’ı kafamı karıştırmış ve konuşmadan sonra kulağına eğilerek Tosun Baba’ya sormuştum da aldığım cevap beni gülümsetmişti. Meğer Tosun Baba Naim Süleymanoğlu’ndan bahsediyormuş.
Kimi zaman diğer partilerin gençleri, kimi zaman bekçi ve Polisle tartışmalı geçen gecelerin ardından sabaha karşı çorbacıya gider karnımızı doyurduktan sonra seçim bürosuna geri döner,devriye planı yapardık.Devriye çıkan arkadaşlar geri gelir sandalyeleri birleştirip bir kenara kıvrılır, sırası gelen ekip devriyeye çıkardı.
Eren sitesinin caddeye bakan tarafında rahmetli Nurten DOĞU’ya ait olan seçim büromuzun ara sokağa bakan kısmında ise Anavatan partisinin seçim bürosu vardı. Bir gün Anavatan Partisi belediye başkan adayı Hamdi Yücel GÜRSOY beni çağırtmış, dedemin ve babamın da solcu olduğunu ve bu nedenle bazı bedeller ödediklerini, benimde bu bedelleri ödememem için ANAP’a geçmem gerektiğini eğer geçersem beni İHYA edeceğini söylemişti. Bu ucuz teklifi kendisine yakıştıramadığımı, dedem ve babamı iyi tanıyorsa bana böyle bir teklifte bulunmasının hem onlara hem de bana karşı büyük bir saygısızlık olduğunu söyleyerek yanından ayrılmıştım.
Tabi ki biz o zamanlar fişlendik ve o günden sonra devlette olacak işimiz olmaza döndü. Solcu olmanın DAYANILMAZ İMKANSIZLIKLARI bundan sonraki hayatımızın VAZGEÇİLMEZİ olacaktı.
26 Mart’tan birkaç gün önce belediye meclisi Adayımız Abdülkadir AKTAR ağabeyimden rica edip, TELSİZ ile ilk kez bir seçimde TEKNOLOJİYİ kullanan ekip olma özelliğini de kazanmıştık. Malum o tarihlerde cep telefonu yoktu ve anında iletişim ancak telsizle sağlanabiliyordu.
SHP Muğla Gençlik Kolları (Komisyonları) olarak dörtdörtlük bir seçim kampanyası yürütmüş olmanın onuruyla ve seçimi kazanarak süreci tamamladık.
SEÇİLMİŞLERİN ÇOCUKLARININ ve bugün SEÇİLMİŞ olarak PROTOKOLLERDE boy gösteren YAŞDAŞLARIMIZIN sıcacık yataklarında uyurken, bizim ya KARAKOLDA ya da seçim bürosunda SANDALYE üzerinde uyuyor olmamız daha o günden hükümet tarafından SAKINCALI, partimiz tarafından ise ÇANTADA KEKLİK olarak görülmemize yetmiş ve artmıştı.

YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.