Son güncellenme :10.10.2016 17:26

Anasayfa > Yazarlar > CHP ve KENT YÖNETİMİ (3)

10.10.2016 Pts, 17:26

CHP ve KENT YÖNETİMİ (3)

CHP ve KENT YÖNETİMİ başlıklı ilk yazımda bahsetmiştim. Sayın Erman ŞAHİN ve İCRAATLARINI yarım sayfa bir köşeye sığdırmak mümkün değildir diye.
70’li yılların ikinci yarısında benim anımsadığım bir mavi OTOBÜS vardı, mahalle aralarında anons yaparak dolaşır, HALK’a indirimli gıda maddelerini kapısının önünden alma imkanı sunardı.
Üzerinde TANSA yazan bu otobüs bize bir eğlence kaynağı olur, nefes nefese peşinden koşar, pert olurduk.
O tarihlerde bırakın Autlet, AVM’leri, market, süpermarket, hipermarket ismini bile duymadığımız şeylerdi. Bir aile’ye ait bir kaç büyük bakkaliye vardı da, çuvalla aldıklarını poşetler satar,alanlar ise kilo ilgili şüphesinden kaynaklı başka bir yerde bir daha tartardı.
Millet yağ ve şeker kuyruklarında bitap düşmekteyken, Muğla Halkı KARA BORSA mağduru olmasın diye TANSA vardı. HALK BELEDİYE’sinin bir hizmeti olan TANSA’dan bu tür ihtiyaçlarını ucuza alabiliyordu.
***

Yıllar yenilikler ve olumlu olumsuz gelişmelerle, DEĞİŞİMLER’i beraberinde getirdi. KÜLTÜR EMPERYALİZM’i , KÜRESELLEŞME teranesiyle,üretimden tüketime beklentilerimizi ve alış veriş kültürümüzü de değiştirdi tabii.
Hadi diyelim seçmenin KÜRESELLEŞME gereği, KÜLTÜRLENME sonucu, EMPERYALİST ekonomik modele UYUM sağladı.
Seçilmişlerin İDEALİZM’den uzak , POPÜLİST politikaya kaymış, KAYMAKÇI BAŞI olmasına ne demeli. 80’lerin sonları,90’ların başlarından itibaren ÇİKİTA MUZ ve İTHAL PEYNİR’le başlayan kendi Ülkene YABANCILAŞMA hızla, BURGER firmaları, market,süpermarket ve hipermarketler derken AUTLET’lerle ayakkabı ve kıyafetten,ev tekstiline varana kadar marka mahkumları yarattı.
***
Neyse bir önceki yazımızda kaldığımız yerden devam edelim.1989 yerel seçimleri ön seçim dönemi üç aday adayı arasında geçti, ya da daha 18 yaşını dolduramamış ben ve benden bir iki yaş büyük arkadaşlarım tarafından öyle zannedildi.
Dedem Hasan Balı’nın en eski partililerden olması, babam Mustafa Balı’nın sendikacı olması nedeniyle ortama hiç de yabancı değildim. Delege ziyaretlerinde genellikle gündüz iş yerlerinde, delegenin çayını,kahvesini içiyor,fırsat bulunca tost ve ayranla karnımızı doyuruyorduk.
Yakinen tanıdığımız delegeleri akşamları evlerinde ziyaret ediyorduk.Hiç alkol kullanmayan bir aday adayımız vardı ve biz bunu avantaj sayıyorduk.Yaptığımız her delege ziyareti öncesi,o delege hakkında önceden tuttuğumuz kısa notlar üzerinden konuşmanın çerçevesini çiziyor ve onun dışına çıkmamaya özen gösteriyorduk.
Yani delegeye rakı ısmarlamıyor, onun ısmarladığı çayı, kahveyi içiyorduk,yani delegeyle ahbap çavuş ilişkisine girmiyor, onun değil , ortak sorunların çözümüne yönelik konuşuyorduk.İş vaat etmiyor,çalışansa işten atarız diye tehdit etmiyorduk.
Konuşmalarımız ve projelerimiz delegelerin büyük çoğunluğu üzerinde etkili oluyor,”şükür aradığımız adayı bulduk”,” yahu tam da benim düşündüklerimi söylüyorsunuz” , “oyum sizindir benimle oyalanmayın, başka delegelere vakit harcayın” diyenler bizi daha da umutlandırıyordu.
Arada bir kaç kişi “Hilal bey söylediklerinize yüzde yüz katılıyorum ama !” diye başlayıp,”size yedirmezler!”diye bitiriyordu. Ben en çok bu duruma bozuluyor,hatta kırılıyor ve kızıyordum.
Nasıl olurda bir SHP delegesi, aydın bir şahsiyet,ekonomik özgürlüğe sahip,mürekkep yalamış bir Kemalist,söylediklerinin yüzde yüzüne katıldığı bir adaya oy vermez. İnanmadığı ve güvenmediği halde seçilme şansını yüksek gördüğü bir adaya oy verebilirdi.
Öyle böyle bir çalışma değildi hani, gece gündüz demeden , aç karnına , beş parasız , altı yok pabuç gibi koştuk.Tek tek bütün delegeleri ziyaret ettik. Ziyaret ettiğimiz her delege ile ilgili (+ , – , × ) gibi notlar tuttuk.
Gün geldi 12 Şubat 1989’a dayandı, Muğla Otelcilik ve Turizm Meslek Lisesi ( Cumhuriyet Meydanı) bahçesinde yerlerimizi aldık.Aday adayımız ve ekip arkadaşlarımızla görev alanlarımızı belirledik.
Benim görev yerim Okulun giriş kapısında delegeyi karşılayıp, sandık başına kadar eşlik ederek diğer Adayların markajına engel olmaktı.Öyle de oluyordu,Aday adayı sayın Orhan Çakır üzerine giydiği paltosunun sağ kol içine gizlediği anahtar listesini,kapıda karşıladığı delegenin eline tokalaşma bahanesiyle tutuşturuyor ve elini hiç bırakmadan sandığın başına kadar götürüyordu.
Delegeye resmen askıntı olmak diyebileceğim bu duruma, genç ve atak olmam nedeniyle engel olmaya başlamış gelen delegeleri hemen kıvrakça yakalayıp ,Orhan beyin eline liste tutuşturmasını engeller olmuştum.Orhan bey ile delege arasında tampon vazifesi görmekteyken komik diyebileceğim bir üçlü görüntü oluşuyordu.
Delegeyle istediği teması kuramayan sayın Çakır sonunda patladı ve beni merdivenlerden aşağı itekleyip, güvenliği sağlamak üzere orada bulunan Polis’lere bağırarak “alın bunları,bunların yaşı tutmuyor,bazıları da öğrenci”diye ihbarda bulununca Polis, arkadaşlarımızı karakola götürdü.
Bu arada ben merdivenden yuvarlanmış mağduru oynayarak yırttım. Adayımız Hilal Köseoğlu’nun feryat figan “kendi gençlerini Polis’e ihbar edenler, yarın neler yapmazlar” diye çırpınmaları sonucu seçimlerin de bitmesine yakın arkadaşlarımız serbest kaldı.
Nihayet ön seçim bitti, oylar sayılmaya başlandı. Bir Erman ŞAHİN,iki Orhan ÇAKIR-iki Erman ŞAHİN,bir Orhan ÇAKIR derken,oyların yüzde ellisinden fazlası sayılmış, daha üç tane Hilal KÖSEOĞLU okunmuştu, artık bırakın seçim kazanmayı, şöyle elli altmış oy alıp seçim kaybetmek beni ziyadesiyle mutlu edecekti.

YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.