Son güncellenme :13.04.2018 12:48

Anasayfa > Yazarlar > CANLI BİTKİ MÜZESİ İSTANBUL ATATÜRK ARBOTERUMU

13.04.2018 Cum, 12:48

CANLI BİTKİ MÜZESİ  İSTANBUL ATATÜRK ARBOTERUMU

İstanbul’u alan Fatih Sultan Mehmet, ağacımı kesenin başını keserim dediği içinmidir?. Yoksa, yerleşim yerlerinin çok uzağında ve orman kanunun koruması altında olduğundan mıdır? Bugün Sarıyer ilçesi sınırları içersindeki Belgrat Ormanlarında, dünya’nın sayılı, Türkiye’nin ilk ve tek, canlı bitki müzesi, İstanbul Arboretumu günümüze kadar gelmiştir.
Tarihi bir öneme sahip olan, Atatürk Arboretumu, İstanbul şehir merkezine 20 km. mesafede olup, İstanbul boğazından 6 km. , Karadeniz’den 9 km. içerdedir. Denizden yüksekliği ise 80-120 m. arasındadır.
Çoğunluğu ağaç ve diğer odunsu bitkilerin canlı olarak sergilendiği arboretumda dünyanın bir çok ülkesinden getirtilen süs ve ekzotik meyve ağaçları yetiştirilmekte ve Dünya üzerinde bulunan bir çok arboretumda olduğu gibi, nesli kaybolma tehlikesi olanlar koruma altına alınarak, diğer ülkelerden getirilen türlerinde, ülkemizde de yetiştirilmesi konusunda çalışmalarda yapılmaktadır.
Aslında, arboretumun faydaları sadece bu kadar da değildir elbette.. Gelen ziyaretciler, yetiştirilen ağaçların üzerindeki etiketlerde, ağaçların adı ve nereden getirtildiği, türün hangi grubu ait olduğu gibi bilgiler öğrenmektedirler. Bitki Müzesi, çeşitli bitkilerin tanıtılması yanında, çevre koruma bilincinin, orman ve ağaç sevgisinin gelişmesine de katkıda bulunmaktadır. Ayrıca dünyanın dört bir yanındaki ekzotik ve endemik bitkileri müsaade ettiği ölçüde biraraya getirilen bitkilerin ülkemizde tanınması fırsatını sağlamaktadır.
Kentin kirli ve boğucu havasından azda olsa uzaklaşıp, dinlendiren doğa harikası arboretumlarınlara, kentlerde oturanların çok ihtiyaçları bulunmaktadır. Böyle yerlerde yaşamak insanın doğasında bulunduğundan, şehirlerde oturanları adeta, terapi gibi etkilemektedir.
Kentlerin içinde veye bitişiğinde böyle alanlar olmadığından tatil günlerinde, halk kendisini mesir yerlerine atması yeni bir alışkanlık değildir. Arboretumlar gibi, mesire yerleride kültürümüzde vardır ve çok eskilere dayanmaktadır. Buna imkan olmayan yerlerde ise yayla kültürünün de bu ihtiyaçtan doğduğu anlaşılmaktadır.
Atatürk Arboreturum 1949 yılında, Saygı değer hocamız, Prof. Dr. Hayrettin Kayacık’in önerisi ile kurulmuştur. İstanbul Üniversitesi Orman Fakultesi, yönetim Kurulunda alınan kararla, Orman Genel Müdürlüğüne teklif edilen 38 hektarlık bir saha fakulteye ve İstanbul’a yakınlığı göz önüne alınarak, bu çalışmalar için ayrılmıştır. Farklı tarihlerde yapılan değişikliklerle arboretum bugün 296 hektarlık bir alanı kapsamaktadır. Atatürk Arboretumu doğal bitki zenginliği ve topoğrafik açıdan güzel bir konuma sahiptir. Ayrıca, kurulduğu tarihten bugüne kadar dünyanın değişik ülkelerinden ve ülkemizin değişik yörelerinden toplanan 2000 dolayında bitki türü bulunmaktadır.
Doğal konumu ve doğal topoğrafyası yanında, birbirinden güzel, renk renk bitki ve ağaçlar arasından akan, kaynak suyu ile yer yer oluşan göletler ve içinde zaman zaman yaşayan kaz ve ördekler arboteruma, ayrı bir güzellik katmaktadır. Burada dolaşan insanların, doğaya hayranlığı ve mutluluğu her hallerinden belli olmaktadır. Bu rağmen, arboterumun kurulduğu 1949 yılından bu zamana kadar geçen 70 yılda, ülkemizin başka yörelerinde, bu çapta bir arboterum yapılması kimsenin aklına gelmemiştir. Bazı yörelerde, kurulan botanik parkları, doğal parklar yapılmışsa, hiçbir zaman bu alanlar arboterumun yerini tutamaz.
Osmanlı İmparatorluğu döneminde, Kirazlıbent ile 1913 yılında Hoca Ali Rıza Efendi tarafından kurulan , Türkiye’nin ilk fidanlığını da içinde barındıran Atatürk Arboretumu, dünya’nın diğer arboretum ve botanik bahçeleriyle tohum ve fidan temini konusunda işbirliğini yapmaktadırlar.
Bir kentin gezilip, görülecek yerleri arasında olan arboterumlar gibi doğal alanlan, tabiat parkları, hayvanat bahçeleri yük değil ihtiyaçtır. İnsanlar bu gibi yerlerde mutlu oldukları için, eğer kent içinde böyle yerler bulunmuyorsa, halk, çevre yerlerde piknik alanlarına veya mesire yerlerine gitmektedirler. O bakımdan, bazı belediyeler kentlerin akciğerleri olan doğal parklara önem vermekte, hayvanat bahçeleri kurmaktadırlar. Bazı belediyelerde ise yapılmış olan hayvanat bahçelerini bile kaldırmaktadırlar.
Atatürk Orman Çiftliğine bağlı, Ankara Hayvanat Bahçesi de, ne yazık ki 5 yıl önce kapatılmış ve milyonlarca lira harcanarak, Ankara’nın muhtelif yerlerine konulan dinazor maketleri, hayvant bahçesi için yeterli görülmüştür. Eski belediye başkanı Melih Gökçek’in, kapattığı hayvanat bahçesi, yerine koyduğu ve daha sonra kaldırılan bu dinazor maketleri, milletin paralarının nasıl boşa harcandığını açıkca göstermektedir.
Buna karşılık, bazı belediyelerde olduğu gibi, İzmir, Balçova Belediyesinin daha önce, park olarak düzenlenmiş olduğu, 40.000 m2 lik zeytinlikte, 100 yıllık zeytin ağaçlarını içine alarak, çevrenin en güzel parkı için çalışmalar yapmaktadır. Boş olan her metrekareyi parklar için değerlendiriyoruz diyen, Balçova Belediye Başkanı, sayın M.Ali Çalkaya’ya teşekkür etmeliyiz. Bu park tamamlandığında, oyun grupları, ışık ve ses ayarlı süs havuzları, oturma yürüyüş ve spor alanları ile çiçek bahçeleri gibi bölümler,diğer belediyelere de örnek olmalı..
Antalya’nın Muratpaşa Belediyesi ise, parklardan, site ve aprtman bahçelerinden çıkan, dal artıkları ve biçilen çimler, kompost gübreye dönüştürüyor. Üretilen kompost gübreler bitki yetiştirilmesinde kullanılarak bitki artıkları yeniden değerlendirilmektedir. İşte böyle belediyelerde bulunmaktadır.
Muğla’da ise, Karabağlar yaylası ile Kışla parkı, Yaraş ve Ula’daki ormanlık alanları, herhalde yeterli görüldüğü için, kentin yanında doğal bir parkın ve botanik bahçesi yapılmamıştır. Yeri bilinen, Muğla Fuar Alanı’nda her hangi bir çalışma daha başlamamıştır. Bilindiği üzere dünyadaki endemik bitkilerin %60’ının Türkiye’de yetiştiği gibi, bununda büyük bir kısmı Muğla’da bulunmaktadır. Bunların korunması ve halkımıza tanıtılması, bu iklimde yetiştirilen ve yetiştirilebilecek tarım ürünlerinin geliştirilmesi için böyle parklardan yararlanmalıyız. Çevre konusunda duyarlı olduğunu bildiğimiz Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Osman Gürün’ün, bu konuya el atacağına inanmaktayım.
Halbuki, kalabalıklaşan ve beton yığınlarına dönmüş kentlerde, nefes alınacak yerlere daha çok ihtiyaç varken, kent içindeki yeşil alanların ve bozkırken cennete çevrilmiş askeri kışlaların, özel koruma alanlarının imara açılmasını gelecek nesiller asla af etmeyeceklerdir. Daralan ormanlık alanları ve bunlar içindeki özel koruma alanlarının da imara açılması, insanların doğal alanlara ihtiyaçlarını daha da artıracaktır. Buraları kaldırmak yerine çevremizi güzelleştirme daha iyi ve faydalı olmaz mı? Ne yazık ki, insanlarımızın mutlu olacağı kentleri genellikle inşa edemiyor ve dünya ülkelerinden de örnek almıyoruz.
Bu konuda en başarılı illerin başında İzmir Belediye Başkanları gelmektedir. İzmir’in kurtuluşu sırasında kaçan Yunanlıların ateşe verdikleri Alsancak’ta 1935 yılında yapılan İzmir Fuarı ve Kültür Parkı ile tanışan İzmirliler ile il dışından gelenler, bu yeri çok sevdiler. Yönetime gelen başkanlarında, bu kültürü devam ettirmeleriyle, İzmir modern bir kent kimliğine sahip olmuştur. Bunda rahmetli Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün payı büyüktür. Daha sonra, Ankara’nın imarında, alışılmışın dışındaki yapılan parklar, meydanlar ve geniş yollarla diğer şehirlerimize de örnek olmuştur.

YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.