Son güncellenme :19.06.2017 11:48

Anasayfa > Yazarlar > Bitip tükenmeyen Savaşlar

19.06.2017 Pts, 11:48

Bitip tükenmeyen Savaşlar - Yüksel Ercan

Bitip tükenmeyen  Savaşlar

Habil ile Kabil’in hikayesi dünyada ilk insan ölümünü anlatıyor. Aynı zamanda ilk cinayet. Bir kardeş diğerini öldürüyor. Her şey Adem ile Havva’nın cennetten kovulması ve onların iki çocuk yapmasıyla başlar. İlk doğan çocukları Kabil, çiftçi oluyor. Genç kardeşi ise bir çoban. İki kardeşte şükrediyor. İki kardeşte adaklarını sunuyorlar. Kabil kendi ekinleriyle Allah’a ulaşmaya çalışıyor, Habil ise, Allah adına kendi sürüsünden ilk doğan kuzuyu kurban ediyor. Allah Habil’in adağını kabul ediyor.
Görünür bir sebebi olmadan Kabil’in adağını red ediyor Kabil daha başarılı olan kardeşini kıskanıyor. Bunun üzerine Kabil kardeşine kızıyor ve saldırıyor, sonra öldürüyor. İncil’de Kabilin kardeşini öldürmesiyle Tanrı tarafından lanetlendiğini anlatılıyor. Onu sonsuza kadar yuvasından kovuyor ve dünyada yalnız başına dolaşmaya mahkum ediyor. En sonunda Kabil Cennet bahçesinin doğusundaki Nod ülkesine yolculuk ediyor. Bir daha yuvasına asla dönmüyor.
Araştırmalara göre Habil, temiz bir kalbe sahip, Kabil ise, şeytani duygulara sahip olduğundan tanrı tarafından dışlanmıştır. Kabil’in Habil’e kini ise; kız kardeşi ile evlenmek istemesi. Aslında kardeşini örnek alacağı yerde ona kin beslemiştir. Kardeşini öldürmesini ise; içindeki şeytan söylemiştir. Ölüm kavramını ona tanıtmıştır. Şeytan Kabil’e şeytani düşüncesini yaptırdıktan sonra Havva’ya oğlu Habil’in öldüğünü söylemiştir. Havva ölümün ne olduğunu şeytana sormuştur. Şeytan ise ölümü; bir daha yemek yememek, yaşamamak birlikte olamamak diye tanımlamıştır.
Bunun üzerine Havva feryat ederek ağlamaya başlar. Yeryüzünde ilk keder, göz yaşı bu hikaye ile başlamıştır. Gömme olayı da Kabil’in Habil’i Tanrıdan saklamak için toprağa gömmesi ile başlar. Kabil, Habil’i sadece öldürmekle kalmayıp, bir dünyayı da yok etmiştir. Çünkü Habil’in soyuna da son verilmiştir. Kabil’in kız kardeşi ile evlendiği, bir oğul sahibi olduğu, bir şehir kurduğu ve medeniyetin ışığını yaktığı belirtiliyor. Habil ile Kabil’in hikayesi günümüz için büyük bir önem taşır. Çünkü ilk keder, ilk acı, ilk bağışlama günümüze kadar ulaşmıştır.
Habil ile Kabil’den sonra yani o gün bu gündür, dünyada kan-savaş ve bunlara bağlı olarak gözyaşı bir gün bile durmuyor, Dünyanın her tarafında hiç durmadan cereyan eden savaşlar dolayısı ile tek suçu dünyaya gelmek olan milyonlarca insanoğlu hayatını kaybediyor.
Savaşların çıkması ,insanların birbirlerini koyun boğazlar gibi boğazlaması, Nagazaki ve Hiroşima’da olduğu gibi yüzbinlerce insanı bir anda yakıp kavuran bombaların atılması, Adına önce Haçlı Savaşları denilen sonraları Birinci ve İkinci dünya savaşları olarak anılan çarpışmalarda milyonlarca insanın öldürülmesi sıradan hadiseler gibi değerlendiriliyor.
Bizimde yaşadığımız ve savaşların bir türlü bitmediği bu coğrafyada gün geçmiyor ki bombalar patlamasın, insanlar ölmesin, dün beraber el ele gönül gönüle, kardeş kardeş yaşayan çok sayıda millet bir bakıyorsunuz anında birbirlerine karşı düşman olmuş, kanlı bıçaklı hale gelmiş.
Kendi ülkesindeki insanlara daha rahat bir hayat yaşatma adına dünyanın geri kalan bütün ülke insanlarını yakıp yıkan güçlerin zalimliği ve kindarlığı herkesin özlemi olan barışın gelmesini engellerken her geçen gün daha fazla kanın, gözyaşının akmasına da sebep oluyor.
Pak çoğumuzun da bildiği gibi Allah katında insanın ismi Eşref-i Mahlukat (yani Yaratılan canlıların en şereflisidir) ancak Allah’ın yarattığı canlıların en şereflisi olan insan gün geliyor en aşağılık hayvandan daha fazla canavarlaşıyor, insanlıktan çıkıyor.
Düşünebiliyorumusunuz “din adına savaşacağız ” denilerek Avrupa’nın pek çok ülkesinden toplanılan askerler ile İslam dünyasına doğru hücuma geçen ve kendilerini “Haçlı Orduları” diye tanımlayan güçler, kendilerine düşman gördükleri İslam Ülkelerine karşı kaç kez sefer düzenlediler, kaç insanın canını aldılar, kendileri ne kadar büyük kayıplar verdiler.?
Dünyanın herkese yeteceği gerçeği orta yerde iken, Allah’ın bahşettiği kaynakların eşit dağıtıldığı halde bütün insanlığı doyuracağı da çok iyi biliniyorken , kendisinden başka ülke ve insan tanımayan Küresel güçlerin daha fazla kazanç elde etmek adına nasıl birer canavara dönüştükleri herkes tarafından biliniyor.
Böylesi bir dünyada Müslüman Müslümanı boğazlamakta, Hıristiyan kendi dindaşını kesmekte hiçbir sıkıntı ve engel görmüyor, Her sabah uyandığımızda başlatılan bir savaş dolayısı ile çok sayıda insanın hayatını kaybettiğine şahit oluyor, üzülüyoruz.
Bugünlerde İslam Coğrafyasında başlatılan kamplaşma yarınlarda canımızın şimdikinden daha çok yanacağının işareti, Küresel güçlerin tazyiki ile başlatılan bu savaşların şu an var olan ülke sınırlarının yeniden değişeceği ve var olan Devletlerin içerisinden yeni devletlerin çıkacağının da habercisi gibi.
Savaşların önlenmesinde, akan gözyaşlarının durmasında en büyük görevin siyasetçilere düştüğünü çok iyi biliyoruz, Ancak ülkeleri yöneten siyasetçilerinde artık sağduyularını kaybettiklerine ve savaş çığlıkları attıklarına üzülerek şahit oluyoruz.
Bizden sonra gelecek nesillere nasıl bir dünya bırakacağımız ile ilgili en ufak bir fikrimiz yok, Dünyanın her tarafında her gün başlatılan çatışmaları körükleyen ateşe benzinle gidilen bir noktada iyimser olmanın ve hiçbir şey yokmuş gibi davranmanın da gerçekler ile bağdaşmadığını biliyoruz.
“Biz büyüdük ve kirlendi dünya” diye başlayan şarkılarda bahsedilen Kirliliğe bile şükredeceğimiz günlerinde artık geride kaldığını kirlendiğini düşündüğümüz dünyanın artık “Kan Denizi” haline getirildiği ve bu “Kan denizinin” alanının her geçen gün daha da genişlediği bir süreçte umutlanmak için bile bir sebebimizin kalmadığı da ortadadır.

YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.