Son güncellenme :01.12.2014 10:04

Anasayfa > Yazarlar > BİAT KÜLTÜRÜ

01.12.2014 Pts, 10:04

BİAT KÜLTÜRÜ - Tansel Coşkun

BİAT KÜLTÜRÜ

Günümüzde batının toplumları ile doğu toplumları arasında belirgin farklar var.  Sosyal kültürel bilimsel toplumsal, siyasal alanlarda batı, doğu toplumlarının çok ilerisinde görünüyor. Bu iki dünyanın gelişim süreçleri ve oluşum aşamaları birbirinden farklı yollar izledi yıllar içinde. Batı dediğimiz sanayileşmiş ülkelerin toplumları şu anda sahip oldukları hakları elde etmek için büyük kavgalar verirken toplumlar insanı ve bireyi merkeze alan bir anlayış (Evrensel seviyede) ve birey haklarına büyük önem verilmesi gerektiği konularında anlaştılar. Bu anlayış insanı var olduğu için fikir ve artı değer ürettiği için değerli sayarken toplumun genel huzur ve refahı bireylerin toplam mutluluğundan geçer şeklinde yerleşti. Yani bireyci olduğu kadarda toplumcu bir algı oluştu. Yani demokrasi fikri üreten, güzelleştiren, tek ve çoğul mutluluk ve refah algısı üzerine kuruldu.

Doğu toplumlarında ise bu durum daha çok yönetime biat kültürü üzerinde gelişmiş ve sultana yada hükümdara bağlılık herhangi bir yere gelmek için en önemli kriter olmuştur. Ve demokrasi fikri bile batıdan alınınca demokrasinin tam anlamıyla kurum ve kuruluşlarıyla hayata geçmesi zor olmuştur.

Bu biat kültürü doğunun özellikle Müslüman toplumlarına Büyük düşünür gazalinin ‘Akıl değil Nakil’ prensibi uyarında (kesinlikle yanlış yorumlanarak) içimize işlemiş düşünme ve sorgulama yeteneği körelmiştir. Böylece bir kabul kültürü oluşmuştur. Bu toplumun her kesimine sirayet etmiştir. Düşünüp sorgulamayanlar ise ister istemez yöneticilerin düşüncelerini kabule mecbur kalmıştır. Yani onların fikirlerine ve uygulamalarına biat etmiştir. Toplumsal katmanların ve diğer yöneticilerin size biat etmesi de üst yönetici  sınıfın işine gelmiş ve istedikleri gibi bir yönetim tarzı sergileme fırsatları olmuştur. Bu dönemde eğer yöneticilerin yaptıklarını ve uygulamalarını sorgulamaya kalkarsanız bu bulunduğunuz yapı içinde huzursuzluk yaratır. Orada bulunan biat etmişler topluluğu söylenenler kendi lehlerine bile olsa bu durumu kabul etmezler. Bu zaten istenilen bir durum değildir. .

Bu durumdan yola çıkarak bakıldığında Türkiye’de de bir türlü muhalefet kültürü gelişememiştir. Bu sıkıntılı günümüzde de yıllardır aynı haliyle sürüp devam etmektedir. İktidarlar demokrasinin kuralları gereği yönetim erkine sahip olduktan sonra yaptıkları uygulamalarla bir takım tepkileri çekerler. Muhalefetteki diğer partiler de bu durumları eleştirip kendi anlayışlarını söylerler. Ancak kurallar gereği iktidarı doğru yönetim anlayışı sergileyememekle suçlayan muhalefet, aynı eleştirdikleri biçimi kendi siyasi yapıları içinde uygulamaktan çekinmezler. Parti içi demokrasi asla işletilmez. Parti içi muhalefete izin verilmez. Parti yöneticileri tüm parti teşkilatlarından mutlak biçimde kendilerine biat etmelerini beklerler.

Ülkenin yönetimine demokrasi adı altında talip olanlar kendi iç uygulamalarıyla kendi içlerinde kendi söyledikleriyle çelişirler. Eğer siz içinde bulunduğunuz siyasi partinin kadrolarının yaptıkları hataları görüyorsanız bunu söyleyemezsiniz. Söylemek gibi bir hataya(!) düşerseniz yani biat etmek yerine göstermeye kalkarsanız o yapının içinde yaşamanıza izin verilmez. En acımasız bir biçimde yok edilmeye çalışılırsınız. Ve maalesef bu da aslında buna en çok ihtiyacı olanlar tarafından yapılır.

Günümüzde artık toplumun her kesimi tarafından dile getirilen “Türkiye’de muhalefet zaten yok” söylemi aslında bunun bir tezahüründen başka bir şey değildir. Tüm partiler genel başkan odaklıdır. İçinde lidere karşı en ufak bir aykırılık ve muhalefet yoktur. Hemen herkes tüm kadrolar biat etmiş durumdadır. Böyle olunca da liyakatin yerini sadakat almıştır. Lidere ve yönetime ne kadar sadıksanız o kadar var olursunuz. Bir makama gelmek için o işi yapıp yapamayacağınız, uygun olup olmadığınız ya da liyakatinize bakılmaz. Bunun bir önemi yoktur. Önemli olan lidere ve yönetime sadakatinizdir. Bu nedenlerle Türkiye’de yetenekli ve işin ehli liyakatli insanlar harcanır. Kafası çalışan herkes de bilir ki ne kadar iyi olursanız olun size yönetimde yaşam hakkı tanınmaz. İş yaptırılmaz. Bu nedenle de parlak beyinler işin ehli bir çok insanımız buralarda yer almaz. Hatta fikir beyan etmelerine bile izin verilmez. Sadece sadık olanlar konuşur, onlar söyler toplumun da dinlemesi beklenir. Biraz ileri çıkarsanız ayağınızdan aşağıya çekilirsiniz.

Bu durumun acilen giderilmesi için toplumun tüm kesimlerinin bu durumdan hızlıca arınması gerekir. Daha çok okuyarak, daha çok düşünerek kurtulabilinir.

Bir fıkra ile bitirelim;

 

Adamın biri ölmüş ve öte tarafta buna cehennemi gezdirmeye başlamışlar. Bakmış ki cehennemde dev gibi kazanlar var. Kazanların altında korlu ateş, kazanların içinde insanlar kaynayıp duruyor.
Her kazanın üzerinde bir milletin bayrağı var. İngiltere, Almanya, İsveç, Japonya….Tüm dünya milletlerinin kendilerin ait kazanları var.  Her kazanın başında zebaniler var ve bu zebaniler kazandan çıkmaya çalışanları tekrar kazanın içine atıyorlar.

Adam bir bakmış ki, Türk bayrağı olan kazanın başında zebani yok!

Yanındaki görevli zebaniye sormuş:

-Her milletin kazanının başında zebani var, bizim kazanın başında neden yok?

Zebani gülümseyerek cevap vermiş:

-Diğer kazanlarda insanlar birbirlerine omuz vererek çıkmaya çalışıyor, bizler onları tekrar içeri atıyoruz. Türkler de durum farklı!

Onlarda biri dışarı çıkmaya çalışınca, diğer çıkmaya çalışanın ayağından tutup içeri çekiyor, böylece kendisi çıkmaya çalışıyor. Ancak onu da bir başkası ayağından tutup çekiyor içeri. Bu durum böyle devam edince, kazanın başında beklememize gerek kalmıyor!

YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.