Son güncellenme :19.10.2017 12:41

Anasayfa > Yazarlar > CEVAT ŞAKİR

19.10.2017 Per, 12:41

CEVAT ŞAKİR - Nuri Durusoy

CEVAT ŞAKİR

Muğla’da “Cevat Şakir” denildiğinde akla öyle yüzlerce kişi gelmez. Karşınızdaki hemen eksikliği tamamlayarak “Kabaağaçlı” şu bizim “Halikarnas Balıkçısı” kelimelerini ekleyiverir. Kültür düzeyi yüksekse kendisinden biraz bahsediverir. Ben de yazımda bunu bilerek denemek istedim ve yazıma sadece “Cevat Şakir “ başlığını koydum.
Geçtiğimiz 13 Ekim 2017 günü, Akyaka Yücelen Otelde Cevat Şakir Kabaağaçlı’yı anma etkinliği yapıldı. Etkinlik Muğla Büyükşehir Belediyesi’nin desteği, Prof. Dr. Şadan Gökovalı’nın koordinatörlüğü, MUSANDER’in ( Muğla Sanat Severler Derneği ) sunumu, Hamdi Yücel Gürsoy’un bu gibi kültürel çalışmalara olan katkılarıyla ve yoğun bir katılımla gerçekleşti. Muğla’mızın dünyaya tanıtımında, kültürel zenginliğinin gün ışığına çıkarılmasında, kısa öz geçmişinde de belirtildiği üzere büyük emeği olan Prof. Dr. Şadan Gökovalı ve Hamdi Yücel Gürsoy gibi değerli insanlarımızın tevazuu nedense dikkatimi çekti. Kendi kendime dedim ki kendi çapında ve yaşadığı kentte büyük insan olmak herhalde böyle bir şey olsa gerek. Buradan sağlıklı uzun ömürler diliyor ve saygılarımı sunuyorum. Sizler iyi ki varsınız.
Eşim, kızım dünürüm ve hayat tomurcuklarımdan ilki olan henüz altı yaşındaki torunum Işıl ile birlikte etkinliğe katılmak istediğimiz için yola çıkma hazırlıkları nedeniyle biraz geciktik ve en arkalarda ancak yer bulabildik. Hemen önümdeki sırada da Hamdi Bey oturuyordu. Etkinlik, benim yaşımdakilere umutlar aşılayan, Büyük Şehir Belediyesi Konservatuarı sanatçıları dört gencimizin yaylı sazlar mini konserinden sonra Ula Belediye Başkan Yardımcısı Oruç Özkan’ın açış konuşmasıyla başladı. Ardından, yönetmen Hakan Özaydınlık’ın yapımı Halikarnas Balıkçısı belgeselini izledik. Yine geleceğimizin güvencesi öğrencilerimizden Bilgincan Girginer, İmgesu Korkut, Selim Akhan ve Azra Şimşek Halikarnas Balıkçısı’nın CURA adlı öyküsünü seslendirdiler. MUSANDER Başkanımız Sadettin Özbek’in daveti üzerine Hamdi Yücel Gürsoy kürsüye giderek samimi ve içten duygularla Cevat Şakir hakkındaki bazı düşüncelerini dinleyenlerle paylaştı. İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Misket Dikmen’in güzel sesinden Balıkçının “Balıkla Kabak” öyküsünü dinledik. Hamdi Topçuoğlu, Karya’lı şair İbrahim Ergin, İlker Altınsoy, Ali Rıza Korkut, eski TRT spikeri Fikret Alan, etkinliğin diğer konuşmacıları, Feyza Hepçilingirler ise onur konuğu idi.
Kadir kıymet bilme ve topluma bir şeyler vererek katkıda bulunma erdeminin Muğla’mızda en büyük isimlerinden ve temsilcilerinden biri olmasına rağmen Şadan Bey, anma etkinliğini sadece dikkatli bir şekilde izledi. Konuşmalar arasında ismi geçtiğinde o babacan gülümsemesi ile ve vücut dilini kullanarak sessiz, sözsüz karşılıklar verdi. Bu iki değerli insanımızın sergilediği tavır beni o kadar etkiledi ki inanın tarif edemem. Hani bazı insanlar alçak dağları ben yarattım, yüksek olanlar miras kaldı edasıyla eline mikrofonu alınca hiç bırakmak istemezler ve her şeyi sadece kendileri bilir ya işte öylesine hafızalarımızda yer edinmiş bazı bildik tanıdık enstantaneler gözümün önünden gelip geçti.
Bodrum’umuzun adeta simgesi haline gelmiş, Güzel Türkçe’mizi en güzel şekliyle kullanmasının yanı sıra birkaç yabancı dili de bilen, Robert Kolej ve Oxford mezunu olmakla birlikte herkese nasip olamayacak bir aile geçmişine ve öz geçmişe sahip bir insanın, anma etkinliğine katılanlara aktarılan mütevazi kişiliği ve özellikle manevi evladı Şadan Gökovalı’ya aktardığı vasiyetindeki ifadeleri sanırım benim kadar dinleyen herkesi çok duygulandırdı. Eserlerinden haberimiz olmayabilir fakat, kendisi hakkında bilgi edinmek iki parmağımızın ucunda olsa gerek. Sanal ortamda adını yazınca her şey gözlerimizin önüne seriliyor zaten.
Birkaç gün öncesi cep telefonuma sosyal medya paylaşımı olarak Atatürk’ten bir anı geldi. Aynen yazıma aldığım anekdot, benim de sizlerle paylaşmak istediğim bütün bu duygu ve düşüncelerimi, etkinlik sonrası daha da pekiştirdi. Millî tarihimizde o kadar çok isimsiz kahramanlar var ki her biri adeta bir kaşıkçı elması, bir Zuhal yıldızı gibi insanı ister istemez cezbediyor. Sanırım bizlere düşen, yeri gelince bu insanlarımızı hatırlamak ve onlara yakışır bir şekilde anmaktır. O büyük insanlarımızın topluma katkılarını naçizane takdir duyguları içerisinde paylaşarak onlar gibi olmaya, alçakgönüllü kişiliklerini nefsimizde denemeye, kişisel egomuzu yenip kendimize kabul ettirmeye çalışmaktır. Bir düşünür ( Alfred Copus ) demiş ki; “Büyük insan olmaya gerek yok, insan olalım yeter.”
Türk Milleti’nin kurtarıcısı, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, bütün dünyanın bizleri kıskanarak hayranlık duyduğu Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk bir gün Tiyatro izlemeye gider fakat geç kalmışlardır. Muhsin Ertuğrul, oyun başladıktan sonra salona kimsenin girmesine ve salondan çıkmasına izin vermeyen, oyunu tam zamanında başlatan, disiplinli ve son derece katı kuralları olan bir insandır. Bunu bilen Atatürk, orada bir koltuğa oturur ve beklemeye başlar. Yanındakiler efendim içeri girmeyecek misiniz dediklerinde, Çocuk, görmüyor musun geç kaldık. İkinci perde başlayınca gireriz der. Verilen aradan sonra ikinci perde başlamadan Atatürk salona girerek yerine oturur. Peki Muhsin Ertuğrul ne yapar? Yazıda anlatıldığına göre oyunu tekrar ve baştan başlatır. Yine çoğumuz tarafından bilindiği üzere, Atatürk, bir konuda Dr. Reşit Galip ile oldukça gergin bir ortamda tartışmaktadır, Fakat bir ara öfkelenerek “ Reşit Galip bey bir hayli yoruldunuz, biraz istirahat buyurun!” deyip kibarca sofradan ayrılmasını ister. Bunun üzerine Dr. Reşit Galip’in; “Burası sizin değil milletin sofrasıdır. Milletin işlerini görüşüyoruz. Burada oturmak sizin kadar benim de hakkımdır!” şeklinde karşılık vermesi üzerine Atatürk yanındakilere dönüp “Öyleyse biz kalkalım!” diyerek beraberindekilerle oradan ayrılırlar. Sonra ne mi olacaktır? Çok geçmeden 1932 yılında, 39 yaşındaki Dr. Reşit Galip, Atatürk’ün Millî Eğitim Bakanı olur. Nezaket, cesaret, tevazu, samimiyet, vefa ve kadirşinaslığa bakar mısınız? Büyük insan olmak demek ki böyle bir şey ve gerçekten kolay kolay olunmuyor. Ne mutlu bizlere toplum olarak çok değerli, yeri doldurulamaz insanlar yetiştirmişiz. Ancak ne var ki, havuç gibi değerli kısmının toprağın altında olması her toplum için büyük bir talihsizliktir. Ben, anlamam gerekeni yeterince anladım fakat başkalarına da bir şeyler anlatabildim mi orasını bilemem! Şair Bâkî demiş ya; “Âvâzeyi bu âleme Dâvut gibi sal, Bâki kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş.”

YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.