Son güncellenme :22.01.2015 9:17

Anasayfa > Yazarlar > 21.YÜZYIL AYDINLANMASI, ATATÜRK VE TÜRKİYE ÜZERİNE

22.01.2015 Per, 9:17

21.YÜZYIL AYDINLANMASI, ATATÜRK VE TÜRKİYE ÜZERİNE

DÜNDEN DEVAM

Sonuç

İnsan hakları Türk Aydınlanma Devriminin temelinde yer alır. Atatürk gerçekleştirdiği değişiklikler yoluyla yurttaş olan bireyin kendini gerçekleştirmesini amaçladı. Ancak tüm yapısal değişikliklere karşın neden hala birçok problem aşılamamıştır? Böylesi büyük başarıların ardından neden demokratik ideal birçok alanda ve bağlamda kendini gerçekleştirememiştir? 21. yüzyıl aydınlanmasına yönelimi gösteren birçok politik, sosyal ve düşünsel gelişmelere rağmen yine bu alanlarda yaşanılan çok ciddi problemlerin varlığını nasıl anlamalıyız; onların nedenleri nedir?

Benim buna yanıtım şudur: Kurumlar demokratik aydınlanmanın gerçekleştirilmesi için çok önemli olmakla birlikte yeterli değildir. Atatürk; Cumhuriyet’in 10. yılında yaptığı konuşmada der ki: “ Cumhuriyet yönetim biçimi, demokrasi dizgesi ile devlet biçimi demektir.Biz Cumhuriyeti kurduk.O, on yaşını doldururken demokrasinin bütün gereklerini sırası geldikçe uygulamaya koymalıdır.” Demokrasinin gerekleri nedir? Demokratik birey kimdir? Demokratik aydınlanma ne anlama gelmektedir? Demokratik erdemler neyi ifade eder? Bu soruların her biri kendi başına ele alınıp yanıtlanmayı gerektirir. Ancak ve bununla birlikte; tüm bu soruların içine gömülü sosyal, kültürel ve düşünsel alana ilişkin bazı verilere göz atmak bizzat problemin görülmesine yardımcı olacağı gibi çözümün doğrultusunu işaret eder.

Böylesine büyük bir devrimin ardından BUGÜN beklenen düzeyde olamayışımızın çok çeşitli nedenleri vardır. Örneğin; ülkemiz Batı ile aynı aydınlanma sürecinden geçmemiştir.Ayrıca; son iki yüzyılda dünya değişmiş ve son 30 yılda da hızla değişmiştir.Bu değişmelere (bilimsel, sosyal ve teknik) katkılarımız ve katılımlarımızdan söz etmek oldukça güçtür. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) İnsani Gelişmişlik Endekslerine ve raporlarına bakıldığında bu açıkca görülür. UNDP tarafından 1990’dan bu yana her yıl düzenli olarak yayımlanan, cinsiyet eşitsizliğinden çok boyutlu yoksulluğa, sağlıktan eğitime, kaynak kullanımından sosyal bütünleşmeye, güvenlikten uluslararası entegrasyona, çevreden gelir dağılımı eşitsizliğine kadar çeşitli konularda ülkelerin insani gelişmesi derecelendirilerek karşılaştırılmaktadır.Ne yazık ki Türkiye bu sıralamalarda oldukça gerilerdedir. Bu yılki İGE raporunda ilk sırayı Norveç alırken, onu Avustralya, İsviçre, Hollanda ve ABD izledi. Almanya’nın 6’ncı, İngiltere’nin 14’üncü, Japonya’nın 17’nci, Fransa’nın 20’nci, Yunanistan’ın 29’uncu sırada bulunduğu endekste, en az insani gelişmeye sahip ülkeler ise Nijer, Orta Afrika Cumhuriyeti, Çad, Sierra Leone oldu. Türkiye ise 149 ülke arasında 69.sırada yer aldı. Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği Endeski’nde (TCEE) Türkiye, 0,360’lık değerle 149 ülke arasında 69’uncu sırada yer aldı. Türkiye’de parlamentodaki sandalyelerin yüzde 14,2’sinde kadın milletvekilleri oturuyor. Yetişkin kadınlar arasında en az orta öğrenim görmüş olanların oranı yüzde 39 iken, bu oran erkeklerde yüzde 60 düzeyinde bulunuyor. Ekonomik, politik alana katılıma veya kız çocukları için ortaöğretime bakıldığında da Türkiye çok iyi durumda değil. Kadınların parlamentodaki temsil oranı % 15’in altındadır. Kadın bakan sayısı bir-iki kişiyi geçememektedir. Üniversitelerde kadın rektörler de “mumla” aranmaktadır.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun verilerine göre ise, 6 ve üstü yaştaki 64 milyon 241 bin 226 kişilik nüfusun 4 milyon 930 bin 12’si (yüzde 7,68) hala okuma yazma bilmiyor. Okur-yazar olmayanların yüzde 79,98’i ise kadın.
Nüfusun yaklaşık % 7’sinin ise okuma yazma bilip bilmediği tespit edilememiş durumda. Zaten kişi başına düşen ortalama eğitim yılı da 4-5 yıldır. Bunun kadınlarda çok daha düşük olacağı açıktır. Bana göre tüm bunların temelinde henüz demokratik aydınlanmayı gerçekleştirememiş olmamız yatmaktadır. Çünkü; kurumsal yapılanma bakımından herhangi önemli bir eksikliğimizden söz edilemez. Ancak yaşanılan sıkıntılar “demokratik aydınlanmanın” sancılarıdır; yani bizzat insanın kendi insani var oluşunu gerçekleştirme sancılarıdır. Hiçbir yasa, yönetmelik ve benzer şeyler insanın demokratik erdemlerini otomatik olarak yaratamaz. İnsani var oluş sancıları bizi ya “ileri” ya da “geri” atacaktır.[1]11 Bunu belirleyen/belirleyecek olan ise hiç kuşkusuz “biz” olacağız; yani insanın kendisi. 21. Yüzyıl Aydınlamasının duyurduğu da zaten budur.

11 H. Nur Erkızan, Türkiye Felsefe Yazıları: Yaşamın Anlam Olanakları Üzerine, Sentez Yayınları, Ankara, 2013, s.135 ve ilerisi.

YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.