Son güncellenme :21.01.2015 10:26

Anasayfa > Yazarlar > 21.YÜZYIL AYDINLANMASI, ATATÜRK VE TÜRKİYE ÜZERİNE

21.01.2015 Çar, 10:26

21.YÜZYIL AYDINLANMASI, ATATÜRK VE TÜRKİYE ÜZERİNE

DÜNDEN DEVAM

Günümüz açısından en önemli tehlike pseudo-düşünsel kılıklarda kendini gösteren aydınlanma karşıtı tartışmaların neredeyse tamamının bizzat aklın kendisine yöneltilmiş olmasıdır.Akıl karşıtlığı esas çıkış noktası olmuş gibidir; o ister konservatif isterse de post-modern söylem içinden biçimlenmiş olsun. Dolayısıyla; her türlü akıl -dışılığın meşrulaştırılması aklın paranteze alınmasını kolaylaştırıyor. Akla karşı geliştirilen her türlü söylemin, özellikle felsefi söylemlerin, günümüzde bazı çevrelerce şifa niyetine kabul edilip makbul bulunması üzerine ciddi ciddi düşünülmesi gerekir. ‘Bilim diye bir şey yoktur’, ‘evrensel olan hiçbir şey yoktur’; ‘insan hakları Batı’nın uydurmasıdır’; ‘akıl amir değil olsa olsa memurdur ’, ‘tüm değerler eş değerdir’, sözleri ile acaba olumlanan nedir? Aklını kullanmama her türden söylemin ortak noktası haline geliyor. Yoksa yeni bir Orta Çağ’a mı giriyoruz?

Bu ve benzeri soruları yanıtlama başka bir çalışmanın konusunu oluşturduğundan,  esas tartışma konusuna, yani, Atatürk’ün 21.yüzyıl demokratik aydınlanma anlayışını da haber veren  sözlerine Onuncu Yıl Nutku’na dönelim:

“Bizce zaman ölçüsü, geçmiş asırların gevşetici zihniyetine göre değil, asrımızın sürat ve hareket mefhumuna göre düşünülmelidir.” Burada altı çizilen ve olumsuzlanan  her türden eleştiri ve sorgulamadan muaf yaşama ve düşünme biçimidir. Gevşek zihniyet ve eylemsiz sürdürülen hayat insanı köreltir”.

Atatürk’ün dine bakışı da bu düşünceler ışığında anlaşılabilir. Atatürk’ün gevşek zihniyet deyimiyle ifade ettiği şey, Sokrates’in at sineği bağlamında anlaşılabilir. Nutuk’ta şöyle demektedir: “İtiraf mecburiyetindeyiz ki, bütün İslam aleminin cemiyeti içtimaiyyesinde hep yanlış zihniyetler hüküm sürdüğü içindir ki, şarktan garba kadar İslam memleketleri düşmanların ayakları altında çiğnenmiş ve düşmanların zincir-i esaretine geçmişti.”

Yukarıda da değinildiği gibi, Atatürk 1925 yılında Kastamonu’da yaptığı konuşmada da şöyle der: “ Beş altı sene içinde kendimizi kurtarmışsak, bu zihniyetimizdeki tebeddüldendir.”

[1] İoanna Kuçuradi, “ Devrim Kavram ve Atatürk’ün Kültür Devrimi” “Muğla Üniversitesi Sosyal Bilimler Ensti- tüsü Dergisi-İLKE, Atatürk’ün Doğumunun 125.Yılı ve Cumhuriyetimizin 83.Yılı Özel Sayısı, Muğla, 2006, s, 1-10.

[1] Uluğ Nutku, “ Atatürk’ün Onuncu Yıl Söylevinin Felsefi Önemi “ Muğla Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi-İLKE, Atatürk’ün Doğumunun 125.Yılı ve Cumhuriyetimizin 83.Yılı Özel Sayısı, Muğla, 2006, s.11-16.

Yine 1 Kasım 1937 yılında Millet Meclisi açış konuşmasında Atatürk “ yalnız kurumlarında değil, düşüncelerinde de inkılap yapmış büyük Türk millet”inden söz  eder.

Yine önceki satırlarda da aktarıldığı gibi, 1922 yılında, daha Cumhuriyet kurulmadan once, Atatürk Bursa’da yaptığı konuşmada der ki: “Hiçbir delil-i mantıkiye istinat etmeyen birtakım ananelerin, akidelerin muhafazasında ısrar eden milletlerin terakkisi çok güç olur.Belki de hiç olmaz.”

 

Şimdi yukarıda ifade edilen düşünceler ışığında konuya bakıldığında, Kuçuradi’nin de belirttiği gibi, Atatürk Devrimi/Türk Aydınlanma Devrimi politik bir devrimden çok bir Kültür Devrimi olarak nitelendirilebilir. Bu devrime ışık tutan ana düşünce; insanın kendinde bir amaç olarak görülmesi ve onun sahip olduğu kapasitelerin yeşermesine imkan tanınmasına özsel bir önem verilmesidir. Türk ulusu olarak tarihsel var oluşumuza yön vermeyi amaçlayan bu düşüncelerdir.İşte bu düşünceleri gerçekleştirmek içindir ki çok sayıda değişikliğe gidilmiştir; örneğin Hilafetin ve Saltanatın kaldırılmasının yanısıra Medeni Kanunda yapılan değişiklikler, Harf Devrimi ve diğerleri gibi. Çünkü politik yapılanmada yeniden bir biçimlenme olmadan “demokratik aydınlanma” mümkün olamazdı. Bu bağlamda 1923’lerde Türkiye’nin genel görünümüne ilişkin bazı bilgileri ve verileri anımsamak yerinde olacaktır.

— 10 yılı aşkın hemen her cephede süren savaş

——10 milyon civarında nüfus

— Çanakkale Savaşında deniz ve kara harekatında 211.binin üzerinde insan yaşamını yitirmişti.Tahmini sayılara göre bunun yaklaşık 100.binden fazlası öğretmen, tıbbiyeli, mülkiyeli ve aydındı.

—Okuma-yazma oranı % 5’in altında

—Belli anlamda yetişmiş tecrübeli bir askeri kadroya karşın 18.yüzyılın bilimsel ve felsefi gelişmelerini izleyen kuramcıların, ekonomistlerin, mühendislerin yokluğu

—1927’de nüfusun % 75’I köylerde yaşaması

— 1923’te bütün Türkiye’de okuma-yazma bilenlerin sayısının yok denecek kadar az olması.

—İlk okullarda yalnızca 34.bin civarında kız öğrenci, toplam sayı ise 342 bin dolayında olması

—Ortaokula bakıldığında ise yalnızca1182 kız öğrenci, toplamda ise 5905 öğrencinin okuması

—Liselerde 1241 öğrenci vardı. Bir tek üniversitenin 8 kolu vardı ve yüksek öğretmen okulunun tüm öğrenci sayısı 1200 civarında olması [1]

Şimdi; belli bir tarihsel var olma durumuna ilişkin böyle bir görünümden başka bir tarihsel var oluşa doğru yol almayı gösteren bazı verilere bakalım.

— Harf devrimi ile de yüzde sıfıra inen okur-yazarlık oranı izleyen yedi yılda Millet Okulları sayesinde yüzde yirmiye yükselir.

—Sıtma tüm yurtta salgın halindeydi. Birinci Millet Meclisi’nde Bulaşıcı Hastalıklarla Mücadele Kanunu çıkarılıyordu. Kanunu getiren ve savunan Doktor Emin Bey hastalığın insandan insana geçtiğini söylediği için hocalar, şeyhler tarafından Meclis ortasında

öldüresiye dövüldü. Çünkü, onlara göre, herşey Allah’tan geliyordu.[2]

Şimdi de kadınlarla ilgili birkaç bilgiyi paylaşmak isterim.Demokratik ideal insan haklarını temel alır.Başka bir ifadeyle; o tüm insanların hiçbir ayırım gözetilmeden eşit ve özgür olduğunu duyurur. Atatürk bu konuda  tereddütsüzdür. 1926 yılında çıkarılan Medeni Kanun ile eşitlik tanınır,daha sonra ve sırasıyla (1930 ve 1934) seçme seçilme hakkı kadınlara verilir.1928-1929 öğretim yılında liselerde karma eğitime geçilir. Birçok Batılı ülkede ise

 [1]Evren Arık, “ Türkiye Cumhuriyeti: Demokratik ve Uygar Bir Topluma Doğru”, Muğla Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi-İLKE, Atatürk’ün Doğumunun 125.Yılı ve Cumhuriyetimizin 83.Yılı Özel Sayısı, Muğla, 2006 s, 181-208.

[2] A.g.m. s.189.

[1]Evren Arık, “ Türkiye Cumhuriyeti: Demokratik ve Uygar Bir Topluma Doğru”, Muğla Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi-İLKE, Atatürk’ün Doğumunun 125.Yılı ve Cumhuriyetimizin 83.Yılı Özel Sayısı, Muğla, 2006 s, 181-208.

[1] A.g.m. s.189.

kadınların bu haklara kavuşması 2.Dünya Savaş’ı sonrasına denk gelir.Batı dünyası genel ifadelerde erkek zamiri kullanmanın eşitliğe aykırı olduğunu henüz tartışırken Mustafa Kemal Atatürk 1925 yılında, İnebolu’da halka şöyle seslenir: “ Efendiler, sırası gelmişken belirteyim ki, efendiler demekle kastettiğim hanımefendiler ve beyefendilerdir.” DEVAMI YARIN

YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.